Bu dünyada, her şey gibi, siyasetin de esas hedefi Allah rızasını kazanmak ve millete hizmet olmalıdır. Dünyayı ve dünya menfaatlarını elde etmek siyasetin yegane hedefi olmamalıdır.
Asrımız, siyaseti de her şey gibi dünyaya ve dünya menfaatlarına hasretmiştir. Öyle olunca, menfaat üzerine dönen siyaset canavarlaşmış, menfaat kapma yarışına dönüşmüş, insanlığın huzuru da kaybolmuştur.
Bediüzzaman Hazretleri sorulan bir soru münasabetiyle bu meseleyi Emirdağ Lâhikası'nda (s. 429-430) şöyle izah eder:
"Niçin eskiden Hürriyetin başında [İkinci Meşrutiyet, 1908] siyasetle hararetle meşgul oluyordun, bu kırk seneye yakındır bütün bütün terk ettin?
Siyaset-i beşeriyenin [dünya siyasetinin] en esaslı bir kanun-u esasîsi olan selâmet-i millet için fertler feda edilir. Cemaatın selameti için eşhas kurban edilir. Vatan için her şey feda edilir diye bütün nev-i beşerdeki şimdiye kadar dehşetli cinayetler bu kanunun su-i istimalinden neşet etmiştir kat'iyen bildim. Bu kanun-u esasiyi beşeriyenin bir hadd-i muayyenesi olmadığı için çok su-i istimale yolaçmış. İki harb-i umumî [iki dünya savaşı] bu gaddar kanun-u esasinin su-i istimalinden çıkıp bin sene beşerin terakkiyatını [insanlığın birikimini] zir ü zeber ettiği gibi, on cani yüzünden doksan masumun mahvına fetva verdi. Bir menfaat-i umumî perdesi altında şahsî garazlar bir canî yüzünden bir kasabayı harap etti.
İşte, beşeriyet siyasetlerinin bu gaddar kanun-u esasisine karşı, Arş-ı A'zam'dan gelen Kur'ân-ı Mu'cizü'l- Beyan'daki bu kanun-u esasîyi buldum. O kanunu da şu ayet ifade ediyor:
"Bir adamın cinayetiyle başkalar mes'ul olmaz."(En'am Suresi: 164) " Hem bir masum, rızası olmadan bütün insana da feda edilmez."(Maide Suresi: 32) Kendi ihtiyarıyla [isteğiyle], kendi rızasıyla kendini feda etse, o fedakarlık bir şehadettir ki o başka meseledir, diye hakiki adalet-i beşeriyeyi [insanlık âlemindeki adaleti] tesis eder."