"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bir kademe ve bir sır

Rifat OKYAY
25 Şubat 2024, Pazar
Okumak insanlık için vazgeçilmez bir sıfattır, erdemdir, fazilettir ve dünyanın en güzel alışkanlığıdır.

Eğer bir insan yüzünden bakarak, hiç şaşırmadan, kelimeleri telaffuz edebiliyor, tam olarak dili ve ağzının marifetini, kabiliyetini gösterebiliyorsa veya gözlerinin gördüğünü zihninde de eksiksiz görebiliyor işte o zaman “ okumak” denen okumayı öğrenmiş demektir. Yüzde yüzlük bir adım anlama ise yüzde onluk küçuk adım okumaya başlamaktır.Yüzde yüzluk oturaklı,ağırbaşlı ve büyük adım ise okuduğunu anlayarak okumaktır...

Şu okumayı bilmek ve okuduğunu anlamanın yolu ve testi ispatı herkesin derecesine göre gayet basit ve kolaydır.

Eğer okuduğun ve anladım dediğin konudan, dersten lezzet alabiliyorsan, zevk duyuyorsan, fiziki bir titreşim, manevi bir kıprışma muhatap olabiliyorsan işte okumakla tanışmışsın demektir. Okumak, okuyabilmenin uzayıp giden, kat kat değişen yukarlara, yükseklere, kemâlâtlara ulaşan, kavuşan yolunu ise okumanın lezzetleri, zevkleri, tatları, hazları, hüzün ve sevinçleri belirleyecektir.

İrfan, fazilet, kemalat ve mükemmellikler insanın okumalarıyla insana ancak ve ancak bir ahlak elbisesi olabilir. Yoksa kemalat ve irfan çarşısında anlaşılmayan okumalar okumak değildir. Risale-i Nur okumaları ise başlı başına / müstakilen bir hususiyet/özellik arz etmekte ve göstermektedir.

Risale-i Nur okumaları’nın ilk okuma, kavrama ve anlama göstergesi ise: “ey insanım diyen insan ilk önce kendini oku !..“ dur. Hani Yunus’un “kendini bilmektiri” gibi…

Mütevazilik, mülayimlik, sessiz gemililik ayrı bir şey. İnsanın kendisini okuması, tanıması ve bilmesi ise ayrı bir şeydir. İşte bu iki ayrı aynı yapan ve yapacak olan şey ise manalara hadim olabilecek kadar okumaktır.

Eğer şu tarz bir mana hadimiyeti birtür hakimiyete çevrilebilmiş ve müteharrik/itici bir güç olarak insanı anladıklarını yapabilme, hayata geçebilme noktasından hareketlendirebilmişse aliyülala/iyininde iyisi, güzelin de güzeli, yüksekliğinde yüksek yüksekliğidir.

Şu okuma ve anlama sırrı bir kolay sıfat veya zor bir sıfattır. Bu insanın kabiliyetine baktığı kadar, insanın okumasına ve okuduklarını anlamasına da bakar, doğrudan alakalıdır.

Okumayı anne karnından, belibüküklüğe kadar insanın kademeleri, dereceleri diye tasvir ve teşbihle anlatsak herhalde mübalağa/aşırı bir anlatım yapmamış oluruz.

Kimse kırk elli senedir yüzüne baktığı ve dinlediği bir konudan bir nebze bir şey anlamakla okumaya muvaffak oldum zan ve Zabna kapılmaması ve kendisini de “hoca-yı dünü” zannetmesin. Bu böğürerde ve ilan ederek yapanlar ise konumuz ve meselemiz dışındadır.

Allah, öyle bir okumaya muvafakiyeti bizlere nasip etsin ki hem mana mertebelerine, hem sırlara kendimiz de vasıl olup hayatımızda yaşayarak kendimiz faydalanabilelim.

Okunma Sayısı: 1182
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • S.topuz

    25.2.2024 16:06:51

    "Ehl-i dünya, Üstadımızı herşeyden tecrid edip, beş çeşit gurbet içinde bulunduğu bir vakitte, gayet kuvvetli bir aşk-ı beka ve şiddetli bir muhabbet-i vücud ve büyük bir iştiyak-ı hayat ve hadsiz bir acz ve nihayetsiz bir fakrın kendisinde hükmettiğini görüp, me'yusane olarak başını eğdiği zaman, حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَك۪يلُ Âyet-i Hasbiyesi imdadına yetişerek, "Beni dikkatle oku" demesi üzerine.. günde beş yüz defa okuduğunu ve okudukça bu âyetin çok kıymetli nurlarından dokuz mertebe-i Hasbiyenin yalnız ilmelyakîn ile değil aynelyakîn inkişaf ettiğini." "Birinci Mertebe-i Nuriye-i Hasbiye: Ondaki aşk-ı beka, mutlak kemal sahibi Zat-ı Zülcelal ve Zülcemal'in bir isminin, bir cilvesinin mahiyetindeki bir gölgesine yapıştığı anda حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَك۪يلُ âyeti gelerek perdeyi kaldırdığını ve kendisindeki beka lezzetinin ve saadetinin daha mükemmel bir tarzda Bâki-i Zülkemal'in bekasında ve ona olan tasdik ve imanda bulunduğunu hissetmiş ve..."Lemalar - 422

  • S.topuz

    25.2.2024 15:50:23

    "Kastamonu'da lise talebelerinden bir kısmı yanıma geldiler. "Bize Hâlıkımızı tanıttır, muallimlerimiz Allah'tan bahsetmiyorlar" dediler. Ben dedim: Sizin okuduğunuz fenlerden her fen, kendi lisan-ı mahsusuyla mütemadiyen Allah'tan bahsedip Hâlıkı tanıttırıyorlar. Muallimleri değil, onları dinleyiniz. Mesela: Nasılki mükemmel bir eczahane ki, her kavanozunda hârika ve hassas mizanlarla alınmış hayatdar macunlar ve tiryaklar var. Şübhesiz gayet maharetli ve kimyager ve hakîm bir eczacıyı gösterir. Öyle de, küre-i arz eczahanesinde bulunan dörtyüz bin çeşit nebatat ve hayvanat kavanozlarındaki zîhayat macunlar ve tiryaklar cihetiyle, bu çarşıdaki eczahaneden ne derece ziyade mükemmel ve büyük olması nisbetinde, okuduğunuz fenn-i tıp mikyasıyla küre-i arz eczahane-i kübrasının eczacısı olan Hakîm-i Zülcelal'i hattâ kör gözlere de gösterir, tanıttırır."... Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı Asa-yı Musa - 23

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı