Yazar Jim Rohn; “İnsan, en çok vakit geçirdiği beş kişinin ortalamasıdır.” demiş. Doğru demiş. Kimle çok oturup kalkıyorsan, onun huyundan suyundan etkilenirsin. Boşuna dememişler “Üzüm üzüme baka baka kararır.” diye.
İnsan sosyaldir, birileriyle bir şeyler paylaşmaya ihtiyaç duyar. Bundandır ki, aynı fikir, görüş, düşünce ve yaşayış tarzı içerisindeki insanlar zamanla birbirini bulur.
Hayatta sureten ve sireten ne çok insan çeşitliliği vardır. İnsan, içinde yaşadığı coğrafyanın, toplumun bir parçasıdır. İnsan hür iradesiyle her yerde, her ortamda doğruyu, güzeli, faydalıyı da yanlışı, zararlıyı, kötüyü de seçebilir. Bu seçimin nasıllığı kişinin hayat anlayışına, inancına, kültürüne bağlıdır. İnsan yaratılış kodlarına dikkat etmezse, zamanla insanlıktan çıkar. Ama diğer taraftan yine aynı insan, insanlığın medar-ı iftiharı, meleklerin gıpta ettiği bir makama da yükselebilir. Buradaki seçim tamamen insana aittir.
Medeniyetler, insanın hayatında görünür hale gelir. Her medeniyetin idealize ettiği insan modelleri vardır. Bu açıdan bakıldığında insan biraz da çevresinin mahsulüdür. Said Nursi Hazretleri, Mesnevi-i Nuriye adlı eserinde, Avrupa medeniyeti ile İslam medeniyetinin meyvesi olan insan görüntülerine yer verir ve “Eğer istersen hayalinle Nurşin karyesindeki Seyda’nın meclisine git bak: Orada fukara kıyafetinde melikler, padişahlar ve insan elbisesinde melaikeleri bir sohbet-i kudsiyede göreceksin. Sonra Paris’e git ve en büyük localarına gir, göreceksin ki, akrepler insan libası giymişler ve ifritler adam suretini almışlar ilâ âhir” der.
İnsan, kendi dışında kurulmuş bir sistem ve yine kendi dışında konulmuş bir takım kurallar içinde yaşar hayatı. İnsan hata edebilir, yanlış yapabilir. Aynı insan hatalarından ders alıp, olgun bir konuma, yüksek bir ahlaka da kavuşabilir. Onun için insanları sadece hatalarıyla, yanlışlarıyla değerlendirmek zulüm olur. Ayıpları örten olmak ne güzeldir. Belki o kişi örtülen ayıbıyla başbaşa kalıp, kendi içinde bir iç tamir yapar ve hata ve yanlışlarından kurtulduğu gibi onları kemalatına basamak da yapabilir. Bu yaklaşım lütufla ıslahtır. Oysa bir insanın bir hatası faş edilse, daha da görünür hale gelse o hata insanların zihinlerine yapışır, bir etiket olur ve o etiketi kaldırmak çok daha güç hale gelir. Bu metotta insaf yoktur.
Sağımızda solumuzda seviyeli, seçkin, olgun, temiz huylu, adaletli, şefkatli, merhametli güzel ahlakla ahlaklanmış insanların varlığı ne güzeldir. Gül bahçesi gibi onların varlığı çevresini de güzelleştirir. Sürekli birilerinin (ona göre) hatalarını görmek ve göstermek kendi hatalarını görmekten ve göstermekten kaçıştan başka bir şey değildir.
İnsan herkesi kendinden üstün bilmelidir. Bu o kişinin yüksek ahlak taşıdığının göstergesidir. İnsan tenkit edicilerden uzak durmalıdır. Tenkit, bulaşıcıdır, taşıyanı hasta eder. Oysa takdir etmek, olumlu düşünmek, güzeli görmek insanı mutlu eder. Mutlu insan, yüz güldüren mutluluk bulaştırır.
Hayatı yaşarken kendinizde daha önce yapmadığınız kötü davranışlar fark ederseniz, bilin ki sağınıza solunuza birileri yaklaşmıştır. Bazıları, birbirinden ayrılırken ‘Kendinize iyi bakın’ derler. Sanırım, ‘Sağınızda solunuzda kim var, dikkat edin.’ diye bunu kastediyorlardır.
Kötülük, sinsidir. Bazen iyilik elbisesi giyerek yaklaşır insana. Dikkat lazımdır.