Geçtiğimiz hafta sonu Antalya Cam Piramit Kitap Fuarı’ndaydık. Yeni Asya Neşriyat reyonu yüzlerce yayınevi içinde ayrı bir kimlikte ve güzellikteydi. Kitap içerik ve katılımcı olarak yeri farklıydı.
Onlarca bay bayan gönüllü ellerinde pasta, börek, çörekle orada görevli kardeşlerine katkı sunmaya geliyorlardı. Her birisi dilleri döndüğünce bilgi soranlara kitapları tanıtıyorlardı. Bu yoğun ilgi ve sahiplenme, yan reyondaki beyefendinin dikkatini çekmiş, ‘Burası geniş bir ortaklık mı?’ diye şaşkınlığını ifade ediyordu.
Fuarda yüzlerce yayınevi içinde Yeni Asya reyonuna yaklaşırken sizi Bediüzzaman Said Nursî’nin, “Hoş geldiniz” diyen portresi karşılıyordu. Bu portre cumhuriyetle birlikte iman ve küfür mücadelesinde iman cephesini temsil ediyor ve dün olduğu gibi bugün de dimdik ayaktaydı. Binlerce insanın önünden gelip geçtiği o muhteşem fotoğraf, iman ehline, “Biz de buradayız.” anlamında bir kuvve-i maneviye veriyor ve avam ehl-i imanı bir yönüyle dalalete savrulmaktan kurtarıyordu.
Antalya Yeni Asya okuyucuları yüksek bir hizmet heyecanı taşıyorlardı. Bu heyecan bilhassa bayanlarda daha bir etkin konumda idi. Günlerini önceden planlamış hanımefendiler bir nöbetçi anlayışıyla her gün farklı farklı vazifeliler geliyor ve bir taraftan kitap tanıtım, bir taraftan ikram ve çay hazırlıkları ile meşgul oluyorlardı. Hanımlar, tanıştıkları hanımefendi ve yanlarındaki çocuklarına iman ve Kur’ân hizmetlerini anlatıyorlar ve her yaş gurubunda sohbetlerinin olduğunu ifade ederek, adres verip, telefon alışverişi yapıyorlardı. Böylece pek çok insan bu tür ortamlarda Risale-i Nurlarla, iman ve Kur’ân hizmetleriyle tanışıyorlar.
Kitap fuarları şehre ayrı bir ruh katıyor. Kitabın insan, aile ve toplum hayatına katkıları ölçülebilseydi, kim bilir kitapların yoğun okunduğu şehirlerde ne büyük değişimler ve dönüşümler yaşandığı gözlemlenebilirdi. Nitekim her şehirde hayattakiler ve mezaristandakilerle birlikte karakteristik hale gelmiş bir ruh halinden, ‘bu şehir insana huzur veriyor’ veya ‘bu şehir çok sıkıcı’ diye bahsetmek mümkündür. Kitap okuyana yeni pencereler açar, problemlere çözüm yolları sunar, hayatı daha bir yaşanır hale getirir.
Pek çok okurun kitapları inceleyip, fiyatını sorup alamadan ayrılması ise, ülkemizin içine düştüğü ekonomik buhranlara işaret ediyordu. Belli ki birileri rahatları bozulmasın diye okumayan, sormayan, soruşturmayan bir toplum peşindeler. Aydınlanmış bir toplumdan çekinen zihniyetler, cehaletten, taklitten, ırkçılıktan beslenmeye devam ediyorlar. Ama her şeye rağmen ümitle, aşkla iman ve Kur’ân hizmetleri yapanlar toplumun şekillenmesinde önemli bir yer teşkil ediyorlar.
Pek çok okurun belli türlerde kitaplar okudukları anlaşılıyordu. Özellikle gençler daha çok macera türü kitapları tercih ediyorlar. Böyle gençler açısından kitap, gerçeklerden uzaklaştıran, hayal dünyasına davet eden, macera anlamıyla yeni yeni serüvenleri bünyesinde barındıran bir anlam taşıyor. Onlarla yaptığımız konuşmalarda hayatın maceradan ibaret olmadığını, hayatın gerçeklerle iç içe olduğunu ve sanat, bilim, tarih, biyografi, edebiyat, iletişim gibi değişik türlerde kitaplar okuyarak o alanlara da hazırlık yapmak gerektiğini ifade ettik. Genç okurlarla sohbet bizi de zenginleştiriyordu.
Bir tarafta bunlar yaşanırken, diğer tarafta Antalya’da tabiat, ilkbahar kadar renkli sonbahar elbisesini giyiyordu. Bu muhteşem sarı tonlar insanda olağanüstü duygular uyandırıyor ve tefekkürle Büyük Sanatkara teşekkürler sunmayı sağlıyordu.
Bu vesileyle Antalya Yeni Asya topluluğunu şevkle hizmetlerinden dolayı tebrik ediyorum.