"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Almanların bugünü

Şemseddin ÇAKIR
27 Eylül 2019, Cuma
Almanya’nın dününü anlatmış, dünden bugüne birliktikte yaptıklarımıza dikkati çekmiştik.

Bugüne gelince, 1960’dan sonra ve bilhassa günümüzde de birçok birliktelikler vardır. Bu hususta fazla detaylar, istatistikî rakamlar vererek meseleyi teferruatta boğmak istemiyorum, fakat yine şunu iddia ediyorum ki, İslâm devletleri de dahil, diğer devletlerin tamamına bedel, Almanlarla ticarî ve kültürel ilişkimiz devam ediyor.

Meselâ:

Almanya, 60 ihtilâlinde mağdur olanların bir çoğunu  işçi olarak almış ve işçi sayısı olarak en fazla Türk işçisi istihdam etmiştir. Bunun Türk ekonomisine katkısı ekonomistlerimizce malûm ve izahtan varestedir. Elbette onların ekonomisine de faydası olacaktır; ancak tercih edilen ülkenin Türkiye olması bizim için avantajdır.

İhracat ve ithalatımız da, elbette o nisbette gelişmiş durumdadır. Hele AB üyeliği için bize öyle katkıları vardır ki, demokrasinin gerçekleşmesi ve hukukun üstünlüğü açısından bizim için numune-i imtisaldir ve o uyum yasaları olmasa Türkiye’nin bugünkü performansı yakalaması mümkün olmazdı. Demek ki gün itibariyle de Bediüzzaman’ın neden “Bahtiyar Alman milleti” dediğinin gerekçesi ve haklılığı aşikârdır.

Bunun sebeplerini merak edersek karşımıza şu gerçekler çıkar:

Bediüzzaman Avrupa’yı ikiye ayırıyor ve diyor ki:

“Hıristiyanlık dinî hakikisinden aldığı feyizle insanlığa hizmet eden birinci Avrupa, ki ona hitap etmiyorum. Felsefe-i tabiiyenin zulmetiyle insanlığı zulme, sefahat ve ahlâksızlığa sevk eden ikinci Avrupa ki, ey ikinci Avrupa sen dinle!”

Bunun bir başka izdüşümü olarak Roma dehasına teslim olan ve olmayan iki Avrupa diye de ayırabiliriz ve her hâlükârda Almanya Avrupa safında, bizim için en yakın konumda olur.

Bediüzzaman, medeniyet-i sefihenin beş menfî esasına karşı, medeniyeti Kur’ân’ın beş esasını zikretmiş ve “Kurûn-u ûlânın mecmu-u vahşetini bu medeniyet bir defada kustu!” demekle menfî beş esasın netice-i vahşetlerini de, isbat etmiştir. Fakat Almanya’nın Âlem-i İslâma karşı böyle bir zulüm icra etmediği anlaşılmaktadır.

Muharref Hıristiyanlık bile tamamen Roma dehasına teslim olmadı, ancak İngiltere ve Amerika’nın bazı eyaletleri teslim olurken, Almanya, İtalya ve Finlandiya gibi ülkeler Hıristiyanlık dini hakikîsinden aldıkları feyz ile Roma dehasına direnip bize yakın oldular.

İşte Almanya, hakikî Hıristiyanlıkta ısrar ettiği için İlâhî dinler kategorisinde aramızdaki birçok müştereklikten dolayı hep bizimle beraber mütalâa edilmiştir. Demek diğerleri dünyayı dine tercih ettikleri için, içine düştükleri Roma zulmünü de, din telâkki etmişlerdir.

Bu iki millet olan Türk ve Alman, bence biri Asya’nın, biri de Avrupa’nın din ve ıslâhının teminatıdır. Bunların kendi aralarında da, hasmâne bir durum olmadığını ve olmaması gerektiğini tarihin arka planıyla yazdık.

Millet ve devletlerin birbirine karşı en önemli görevi emniyetinin teminatıdır. Ben AB’de bunu görüyorum, zira AB; saldırmacı değil yardımlaşmacı, dayatmacı değil, dayanışmacı, istilâcı değil iknacıdır. Fakat aynı şeyleri ABD için söylemek mümkün değildir ve tek kelimeyle hepsi bilâkistir.

Ben bir kişiyle dost veya komşu olacaksam önce onun şerrinden emin olmam gerekir, başka iyiliği olmasa bile bu iyilik olarak bana yeter.

Meselâ, bir İngiliz yetkili “Türkiye öyle kendi haline bırakılacak bir ülke değil” diyor. Fakat Almanlardan böyle bir söz sudur etmemiş. Bilâkis onlar meseleye hak hukuk noktasında bakarak bir Alman Rahib de, “Türkler size ne kadar hakaret ederse etsin siz etmeyin” diyebilmektedir. Acaba bu fark neden kaynaklanıyor?

Meselâ: Geçen yılbaşı Londra’daydım British Museum’da Firavunun cesedini de gördüm. Onun etkisinden midir, nedir? Sanki onun ruhaniyatı oraya sirayet etmiş gibi 25 gün zor kaldım. Tekrar beni Almanya’ya çağırdılar, sanki oraya Hz. İsa’nın ruhaniyeti hâkim olmuştu, kendi memleketim gibi huzur duydum ve netice olarak; birinde Roma dehasının menhus silüetini, diğerinde Hz. İsa’nın ruhaniyet ve şefkatini gördüm.

Böyle olmasının sebeplerini de inançlarımızdaki müştereklikte buldum. Nasıl denirse?

Çünkü onlar da âhirzamanda Hz. İsa’nın inişini bekliyor. Demek bu yakınlık bu inanç birliğinden gelmektedir ve onlara bu hak dini anlatarak bu müşterekleri çoğaltmamız gerekir. Meselâ; hadisi şerifte Mehdi’nin imam ve Mesihin de Mehdi’ye uyan durumunda olması gibi. 

Sonuç olarak: Türkiye Mehdi’nin, Almanya da (Birinci Avrupayla) Mesih’in şahs-ı manevisini temsil etmektedir. 

Okunma Sayısı: 1344
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı