"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Dünyayı ahirete tercih asrı ve Risâle-i Nurlar (2)

Şemseddin ÇAKIR
04 Aralık 2020, Cuma 00:10
Gerçekten de içinde yaşadığımız ahir zamanda, bırakalım ehl-i dalâleti, ehl-i hidayet dahi kendini dünyanın cazibesinden kurtaramadığına göre sebepleri neler olabilir ki?

Bazı sebepleri sıralayabiliriz: 

1. O zaman ecnebi adetleri böylesine âlem-i İslâmı istilâ etmemiş, müstehcenlik sebebiyle nefisler akla galebe çalamamıştı. Bunun da felâketine dikkat çeken o muhterem Üstad “Âdât-ı ecânibin âlem-i İslâmı istilâsı hengâmında içtihad namıyla kasr-ı İslâmdan gedikler açmak bir selin istilâsında duvarları tamire başlamak gibidir, gark ve ihraka sebep olur”  bu âdât-ı ecanip zamanı da, böyledir, zira kişi açık naslara uymazken içtihada uyar mı?” diye ikaz ederek o bid’atların felâketlerine dikkat çekmiştir.

2. O zaman hayat böyle konfor değildi ve yine Üstad bir sosyalistle, kapitalisti kıyas ederek birinin sade çorba ile namaza mani olamayacağını, fakat öbürünün bir sürü israfat ve sefahatle namaza gideni engelleyeceğine dikkat çeker.

3. Diğer bir önemli mani de, “balık baştan kokar” kabilinden, müstebit idarelerin bilinçli bir şekilde Müslümanları bazı yasaklarla dinden uzaklaştırarak yozlaştırmasıdır. Ancak bu vadide daha çok söylenecek şeyler var, fakat biz “El ârif’u yekfihil işare” diyelim, yani gerisini okuyucuların ferasetine arz edelim.

Çâre nerede denirse: “Gaybî bir elde” ya da bir “vesilede” olup onlara yapışmadıkça bu illetten kurtulmak âdeta imkânsızdır. İşte bu asırda o “gaybî el” ya da “vesile” bizi bütün engellere rağmen Kur’ân’la buluşturan, kâinat kitabını Kur’ân’a göre okuyup tefsir eden, dincilere din, fencilere fen dersi vererek meydan okuyan, Müslümanı fen bilenlerin komp- leksinden kurtararak, bilâkis fenlerin Allah’ın (cc) kanunları olduğunu isbat eden, böylece dünyadaki nasibimizi de unutmayıp bütün himmet ve gayretimizi, âyet-i kerimenin emirleri doğrultusunda ebedî hayatımızın kurtuluşuna yönelten bir Üstadımız ve kimsenin bir cümlesine bile itiraz edemediği Risale-i Nur Külliyatımız vardır.

Risâle-i Nur’a talebe olan bir kimse gerçekten Kur’ân’a talebe olarak bütün komplekslerden kurtuluyor, isteyen okusun ve denesin! Ümit, saadet ve mutluluk nerde imiş görsün! Felâketler ve helâketler asrının kasırga ve tufanlarından kurtulmak isteyen, Nuh’un Gemisi misali Mehdi’nin gemisine binmesi elzemdir.

Üstad Hazretleri ikinci cümleyi de şöyle açıklıyor: “O bedbahtların dalâleti, muhabbet hayattan ve temerrütten neşet ettiği için kendi halleriyle durmuyorlar, tecâvüz ediyorlar. Bildikleri ve onunla ecdatları bağlı olan dine, adavetkârâne menbalarını kurutmak ve esasatını bozmak ve kapılarını ve yollarını kapatmak istiyorlar.

Üstad Hazretleri’nin başka yerlerde ifade ettiği üzere, ahir zamanın önemli bir özelliği de, “Zındıka komiteleri”nin bulunması olup bu komitelerin; fertlerin hem imanlarını, hem ahlâklarını, hem ferdî hayatlarını hem “tehassungâh” olan âile hayatlarını bozmak için yoğun çalışmalar içinde olmalarıdır.

Aynı âyette geçen “ve yebgunehâ iveca” ibâresiyle ilgili olarak da, Üstad şöyle diyor: “Ve üçüncü cümlesi olan ibare ile der ki, “onların dalâleti fenden felsefeden geldiği için acip bir gurur ve garip bir firavunluk ve dehşetli bir enaniyet onlara verip nefislerini öyle şımartmış ki, kâinatı idare eden İlâhî kanunların şuâlarını ve insan âleminde o hakâikin düsturlarını süflî hevesat ve müştehiyatlarına müsait görmediklerinden -haşa haşa!- eğri, yanlış, noksan bulmak istiyorlar” işte bu âyet üç cümlesiyle manen bu asırda acip bir taife-i dâlleye tam bir tevafuk-u manevî ile, mana-i işârisiyle çok efradı içinde hususî baktığı gibi, tevâfuk-u cifrisiyle dahi başlarına parmak basıyor.” Daha onların gurur vesilesi yaptıkları fenni dahi mana-i harfî ile bilmediklerini isbat ederek suratlarına çarpıyor.

Görüldüğü gibi, İbrahim Sûresi’nin üçüncü âyeti her asra bakıp mesaj verdiği gibi, içinde bulunduğumuz ahirzamana da bakıp mesaj veriyor. 

Bu asırda insanlara ahireti bıraktırıp dünya hayatını tercih ettirecek çetin bir hususiyet olup bu çetinlikten Kur’ân’ın ahirzaman insanlarına dersi olan Risâle-i Nur ile çıkılabileceğine işaret ediyor ve insanları onun etrafında samimî ve hâlis olarak halkalanmaya dâvet ve teşvik ediyor.

Netice olarak; kim ne derse desin! Bu asırda Nurcular, bütün Belâm’lara rağmen, Firavun’un sarayında Hz. Musa gibidir ve mahşer sabahında da, Ashab’ın peşinden gelecek sancaklı nurânilerdir.

Rabbimiz bizlere de, Risâle-i Nur’un kıymetini bilerek böyle bir fitne ve zulmet asrında onun nurlu ikliminde yaşayan, dahası diğer insanların da, bu iklime veya limana girmesine vesile olmak üzere ona hizmet eden halis ve salih kullarından olma lütfunu lütfen bahş etsin inşallah!     

 — SON —

Okunma Sayısı: 3684
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ali

    4.12.2020 15:41:33

    "Nuh’un Gemisi misali Mehdi’nin gemisine binmesi elzemdir." Bu gemi hakikat anlamda" müminleri sahili selamete çıkaran bir gemi, talebeler de bu geminin tayfaları( olmalı).

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı