"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hürriyetin felsefesi (2)

Şemseddin ÇAKIR
18 Haziran 2021, Cuma
El-Medinetül Fazıla’da da fertlerin hürriyetine dikkat çekilmiştir.

Ayrıca Farabi: Devletleri de, a- Halkın idare ettiği, b- Erdemlilerin idare ettikleri diye ikiye ayırır ve bu ayrımıyla Bediüzzaman’ı çağrıştırarak, erdemlilerden; meşrûtiyet ve demokratlığı kastettiği anlaşılmaktadır.

Hatta Köroğlu bile eşkıya olmasına rağmen: “Devlet ya ilimle idare edilir (demokrasi) veya zulümle. Ben cahilim ilimden anlamam ona göre” dediği nakledilir.

İbn-i Sina: Hürriyeti; gönül zenginliği, cömertlik ve onur kazanma gibi anlamlara alır.

Mübeşşir b. Fatik ise: “Hürriyet; İnsanın hayra hizmeti ve kendini ona adamasıdır” yani hürriyetin ölçüsü hayra hizmettir yoksa (hezimettir). Hürriyet değildir şeklindedir. (Muhtarül Hikem. s.113)

Meselâ: İlim; niha-î noktası “marifetullah” olan bir bilgidir. Hürriyet ise: insanın tutkularının esaretinden kurtulmasıdır. Demek asıl esaret tutkulara olan teslimiyettir.

Maturidilerin Cebriyeye karşı “kesbi” ileri sürmesi dahi bir hürriyet demektir. Yoksa insan sorumsuzluğun girdabında boğulurdu.

Dinî anlamda mükellefiyet çağı dahi bir “vücub ehliyeti” olarak bir nevi hürriyeti kullanabilme çağıdır. Demek hürriyet bir nevi dizginsiz bir at gibi olup onun dizginlenmesi için insanın biyolojik ve iradî olarak belli noktaya gelmesi gerekir. 

Hak: Hürriyete göre onu da ihtiva eden bir konsepte sahiptir. Bunların hepsi pozitif hukukça güvence altına alınması gerekir.

1959’da kurulan AHİM denen kurum hak hukuk maksatlı olduğu halde meselenin aslından uzaktadırlar. Zira meseleye insanlığın aslî ihtiyacı olan din cephesinden bakılmamaktadır. Ancak en güzel ve küllî insan hakları evrensel beyannamesi ise Efendimizin (asm) 1400 sene önceki “Veda Hutbesi”dir ve fiilî uygulamasını Efendimiz’den (asm) sonra en bariz şekilde Hz. Ömer yapmış ve dünyada emsali yoktur. Hatta Asr-ı Saadetin emsali; ne geçmiş ne de, gelecekte olmamış ve olmayacaktır.

Osmanlı’da hürriyet hareketleri 19. Yıl sonlarında hareketlilik göstermiş olup “kanunî esasî” ile meseleye meşrûiyet kazandırılmıştır. 

O devirde hürriyetle ilgili dergiler, gazete ve partilerle icraya gayret edilmiş.

Kâinatta her şey kemale mütemayil olduğu için bu uğurda yılmadan usanmadan gayret etmekten başka çare yoktur. Zira insanlar statik ve dinamik olmak üzere ikiye ayrıldığından statükocuları irşad etmek bazen köre renk tarif etmekten zor olduğundan kuvveden fiile çıkmak çok zaman alıyor. Ne yapalım, fıtrat bu ve insan dünyaya teallümle tekemmül etmek için gönderilmiş oda yıllar alıyor, hayvan bir başka âlemde eğitilip öğretildiği için işini hemen doğunca veya kısa zamanda kavrıyor. Demek ki, esaretin öyle çeşitleri varki bu statüko dahi, bir esaretttir.

Bir de Efendimiz (asm) bir hadis-i şeriflerinde “Kahrolsun altın, gümüş ve lükse kul olan kimseler” buyurur. (Buhari “cihad”. 70, İbn. Mac’e “Zühd” 8)

Ragıbel İsfehani de, Hürriyetin arzulara ve dünyevî emellere kul olmayan kimse için kullanılabileceğini belirtir. Ve dolayısıyla Hürriyet: Nefis ve dünya tutkularından kurtuluş olarak da, nitelenir. 

Demek hakikî hürriyet: Kesrette boğulmayıp, tevhitdeki meşrû hareketlerle meşbu olmaktır. 

Muasır müelliflerden Prof. Dr. Mustafa Çağırıcı: Hürriyeti “Soylu olma azat edilme” diye ifade eder. Hayrı Bolay ise: Serbest olup bireye bağlı olmama, etki almama ve seçme gücü olmak gibi anlamlar yüklemişlerdir.

Batılı Filezoflarca yapılan hürriyet tarifler flulu ve gri olup pek tutulur tarafı yoktur. 

Meselâ: Hürriyet bağımsızlıktır. Diğer bir ifadeyle “kişinin kendisi olmasıdır veya doğallığıdır” gibi ucu bucağı belli almayan tanımlar var. 

Bir başka tanımla, Hürriyet: “Akılla iradenin beraberce şekil kazanmasıdır”. 

Aslında bu meselenin İslâmî tanımı: İrade-i külliye içinde irade-i cüz’iyeye verilen bir muhtariyettir. 

Bunun hayattaki karşılığı ise: “El Emru bilmağruf ve nehy-i anilmünkerdir. 

Descart’e göre: İnsan hür, Spinoza’ya göre değildir. Görüldüğü gibi filozoflar arasında bile bu konuda taban tabana zıddıyet vardır. İşin aslı insan ne derse desin hürriyet izafidir ve hakikisi Allah’a kulluktur.

Bir İngiliz düşünüre göre sınırsız hürriyet: Duvarsız odaya benzer. Eğer böyle bir oda mümkünse sınırsız hürriyette mümkündür yoksa lâf-ı güzaf olur. 

Bediüzzaman bu noktada “kanun-u adalet” diyor. Yoksa “Hürriyetin sınırı mı? Anarşi mi?” meselesi gündeme gelir. O halde hürriyetin doğru kullanımı bir bilgi terbiye ve kültür meselesidir. Bediüzzaman bu meseleye de, “nesli cedid” projesiyle neşter vurmuştur.

Din: Aşkın varlığa bağlı bir değerler manzumesidir. Din değil, ferdin devletin de, müdahele edememesi gereken en kutsî ve ciddî bir kurum olup varlık sebebimizdir. Toplumlar medenileştikçe din ve fikir hürriyetlerinin alanı genişler.

Gerçek hürriyet kula karşı hür, Allah’a (cc) karşı kul olmaktır. “Açılsın kabri bakılsın her ölenin/ Farkı var mı hükümdarla kölenin?”

Bu insanlarda teferunun lezzeti menhusesi ve tahakküm üntelezzüzü nemradanesi

oldukça bu hürriyet vadisinde daha çok çığlıklar işitilecektir. Zaten Cenab-ı Allah şeriatleri; zalimlerin zulmüne son vermek için göndermiştir. İşte Hz. Musa, işte Hz. İbrahim ve Hz. Muhammed (asm). Hangi peygamber devrindeki zorbaya teslimi silâh etmiştir?

En akıllı çare “vücudunu mu’cidine feda etmek”tir vesselâm. 

Ve bazı tesbitler: 

Hürriyet: “Vazgeçilmez suçtur”,

Hürriyet: Adaletten başka bir şey değildir.

Hürriyet: Tarihin kaybolmayan tek değeridir.

Ümidini kaybedenin kaybedecek bir şeyi kalmamıştır. Halbuki iman: Bütün imkânsızlıkların imkânı ve çaresidir. Şayet iman yoksa imkânda yoktur, çünkü hiçbir işe yaramaz.

Mehmed Âkif merhum da, imandan aldığı cesaretle “Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım! / Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım” demiştir.

İşte bunların hepsini Bediüzzaman “Ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşamam” sözüyle ve özüyle göstermiştir.

Okunma Sayısı: 991
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ali

    18.6.2021 14:15:37

    Hocam; efendimiz, efendimiz Risalei Nur' da geçiyor mu? Peygamberimiz kaç çeşit ad ünvan ve sıfatı var acaba?

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı