"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hz. İsa’nın (as) inişi ve faaliyetleri

Şemseddin ÇAKIR
30 Nisan 2021, Cuma 00:30
Önceki yazılarımızda Hz. İsa’nın (ra) hayatta olduğunu hem Kur’ân âyetleri, hem Efendimizin (asm) otuz civarında hadis-i şerifleri, hem de muhakkik âlimlerin icmaı çerçevesinde işlemiştik.

Bu meselede en fazla merak edilen husus ise; Hz. İsa’nın (as) inip inmediğidir. Halbuki çok daha önemlisi, —önce de dikkat çektiğimiz gibi— onun iniş sebebi ve göstergesi olan icraatlarıdır. Hatta imtihan sebebiyle Hz. İsa’nın (as) indiğini herkes anlayamayacak, fakat tahkikî iman ve basiret sahipleri; iniş sebepleri olan faaliyetlerinden yola çıkarak inip inmediğine dair bir neticeye ulaşabileceklerdir.

Bu sebeple ben, Hz. İsa’nın (as) faaliyetlerinden bahsederek, inip inmediği hususunu okuyucularımızın feraset ve basiretlerine havale edeceğim.  

Âhirzamanda Hz. İsa’nın (as) nüzul sebebi olan faaliyetlerinden, teferruata girmeden başlıcalarını şöyle sıralayabiliriz: 1- Mehdinin arkasında namaz kılması, 2- Deccalı öldürmesi, 3- Cizyeyi kaldırıp, haçı kırması ve domuzu öldürmesi, 4- Küfrün belini kırması… 

Tabiî bunların hepsini Hz. İsa’nın (as) şahsının yapması da zarurî ve şart değildir. Zira “İseviyet” veya “İsevî ruhaniler” diyebileceğimiz bir şahs-ı mânevîden de bahsedilmektedir. Rivayetlerde işaret edilen bazı faaliyetleri onların yapacağı anlaşılmaktadır.

Başka bir ifadeyle Hz. İsa (as) bazı faaliyetleri yapamadan vefat etse bile onun bir nevi havarileri yani ruhanileri veya şahs-ı mânevîsi olan hakîkî dindar Hıristiyanlar bu faaliyetlere devam edip diğerlerini günün şartlarına göre ikmal edeceklerdir.

Şimdi de Hz. İsa’nın (as) bu faaliyetleri üzerinde —Risale-i Nur’dan metinlerle— biraz duralım: 

1- Mehdinin arkasında namaz kılması: Bu meseleyi, Bediüzzaman’ın risalelerde “Âhirzamanda Hazret-i İsâ aleyhisselâm gelecek, şeriat-ı Muhammediye (asm) ile amel edecek” ve “İsâ, şer’im ile amel edip ümmetimden olacak.” mealindeki hadis-i şerif rivayetlerine getirdiği izah ve tevillerle anlamaya çalışmak isabetli olacaktır.

 Meselâ bununla ilgili Bediüzzaman “Hazret-i İsâ Aleyhisselâmın şahsiyet-i mâneviyesinden ibaret olan hakikî İsevîlik dini zuhur edecek, yani rahmet-i İlâhiyenin semâsından nüzul edecek, hâlihazır Hıristiyanlık dini o hakikate karşı tasaffî edecek, hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak, hakaik-i İslâmiye ile birleşecek, mânen Hıristiyanlık bir nevi İslâmiyete inkılâp edecektir. Ve Kur’ân’a iktida ederek, o İsevîlik şahs-ı mânevîsi tâbi ve İslâmiyet metbû makamında kalacak, din-i hak bu iltihak neticesinde azîm bir kuvvet bulacaktır.” demiştir.

 Yine bir başka yerde “Hattâ ‘Hazret-i İsâ aleyhisselâm gelir, Hazret-i Mehdiye namazda iktida eder, tâbi olur’ diye rivayeti, bu ittifaka ve hakikat-i Kur’âniyenin metbuiyetine ve hâkimiyetine işaret eder.” şeklinde açıklamıştır.

 O halde Hz. İsa’nın (as) Mehdiye tâbi olmasını, Hıristiyanlığın hurafelerden sıyrılarak İslâmiyete tâbi olması, Kur’ân’a iktida etmesi şeklinde anlamak mümkündür.

2- Hz. İsa’nın (as) Deccalı öldürmesi: Bununla ilgili olarak da Bediüzzaman, Mektubat’ta şu izahatı yapar:

 “Âhirzamanda, felsefe-i tabiiyenin verdiği cereyan-ı küfrîye ve inkâr-ı ulûhiyete karşı, İsevîlik dini tasaffi ederek ve hurafattan tecerrüd edip İslâmiyete inkılâp edeceği bir sırada, nasıl ki İsevîlik şahs-ı mânevîsi, vahy-i semâvî kılıcıyla o müthiş dinsizliğin şahs-ı mânevîsini öldürür. Öyle de, Hazret-i İsâ Aleyhisselâm, İsevîlik şahs-ı mânevîsini temsil ederek, dinsizliğin şahs-ı mânevîsini temsil eden Deccalı öldürür; yani, inkâr-ı ulûhiyet fikrini öldürecek.” (Mektubat, s. 18)

3- Küfrün yok edilmesi: Bunu da “inkâr-ı uluhiyet fikrinin öldürülmesi” şeklinde anlamak mümkündür ki, Bediüzzaman yine Mektubat’ta şöyle der:

 “Âlem-i insaniyette inkâr-ı ulûhiyet niyetiyle medeniyet ve mukaddesat-ı beşeriyeyi zîr ü zeber eden Deccal komitesini, Hazret-i İsa Aleyhisselâmın din-i hakikîsini İslâmiyetin hakikatiyle birleştirmeye çalışan hamiyetkâr ve fedakâr bir İsevî cemaati namı altında ve ‘Müslüman İsevîleri’ ünvanına lâyık bir cemiyet, o Deccal komitesini, Hazret-i İsa Aleyhisselâmın riyaseti altında öldürecek ve dağıtacak, beşeri inkâr-ı ulûhiyetten kurtaracak.” 

4. Haçın kırılması, cizyenin kaldırılması, domuzun öldürülmesine gelince:

Allahu a’lem bunları da tevilleriyle anlamak lâzım. Şöyle ki: Hıristiyanlıkta teslisin yani üçlemenin sembolü olan inanç zayıflamaya başlamış, “tevhid”e dayalı inanç güçlenmiş, Avrupa’da İslâmiyet resmen serbest edilmiş ve ikinci din olarak kabul edilmektedir. 

Hatta Hıristiyan teologların çoğu bugün teslisi, Allah’ın birliğinin farklı versiyonları olarak yorumlama eğilimine girmişlerdir. 

Ve buna önemli bir belge ve delil ise, sekiz milyona hitap eden “Ploin Truth” dergisinin açıkça teslisin Hıristiyanlığa sonradan sokulduğunu yazıp, Müslümanlarla münasebetler bölüm başkanının da bunu onaylamasıdır.

Yaşadığımız “küresel çağ”da uluslararası siyasî ve ekonomik ilişkiler ve gelişmeler de cizye ile ilgili fıkranın tevili olsa gerektir, denilebilir.

Domuzun öldürülmesine gelince; yapılan tıbbî araştırmalar domuz etinin sağlığa zararlı yönlerini ortaya koymakla böyle bir inancın müsbet ilme aykırı olduğu gibi dine de aykırılığı ortaya konulmuş olmaktadır. 

Çünkü hak bir din Cenab-ı Allah’ın kevnî kanunlarıyla çelişmemelidir. 

Son olarak birkaç önemli noktayı da nazar-ı dikkatlerinize arz edelim: 

Yukarıdaki izahlarda, Hıristiyanların hakikî dindarlarının âhirzamanda Müslümanlarla ittifak edecekleri hususunu aktardık. Bu mananın karşılıklarından birinin NATO ve CENTO olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz, çünkü bunlar inkâr-ı uluhiyet fikrinin taşıyıcılığını yapmış olan Komünizme karşı kurulan bloklardır. Bence işin bir sosyolojisi de budur. Meselâ: 3 Aralık 1992’de Papalığın yayınladığı 657 sayfalık kitap, bütün kiliselere dağıtıldı ve sadece Fransa’da 200.000 sattı. Hıristiyanlığın İslâm doğrultusunda yorumlandığı, Fatiha Sûresi’nin de yer aldığı bu kitapta şöyle denilmektedir: “İnsanlar diğer insanların yaptığı kanunlara değil, İlâhî kanunlara itaat etmelidir.”

Tevhid inancının tüttüğü bu eserde teslis hakkında “Bu akidenin artık Allah inancına göre izahı kalmamıştır. Hz. İsa sadece Allah’ın kendine tebliğ ettiklerini nakleden bir peygamberdir” denilmektedir.

Avrupa’da, Ramazan ve diğer bayramlarda tebrikleşmeler ve aziz Müslüman kardeşler gibi ifadeler artık mutat hale gelmiş durumdadır. Ben de bizzat bunları Almanya’da iken müşahede ettim.

Papa Jean Paul’un “Biz Hıristiyan ve Müslümanlar, savaşlarla kendimizi tüketmişizdir. Kim diğerini üzmüşse buna pişman olarak af dilemelidir. Karşılıklı olarak birbirlerimizi affetmeliyiz” sözleri de mânidardır.

Hz. İsa (as) sanki icraatını perdeler arkasında yürütüyor. Bu bir imtihan sırrıdır ve böyle olması lâzımdır vesselâm.

Cenab-ı Allah’ın icraatı bizim ilmimize münhasır değildir. Mahiyeti nasıl olursa olsun yeter ki insanlığın imdadına gönderilmiş olsun! Bize lâzım olan budur.

Her vakitte melâikeleri semadan arza indiren, Hz. Cibrîl’e (as) Sahabeden Dıhye’nin bedenini giydiren Allah (cc) nasıl indireceğini de en iyi bilendir.

Allâmü’l-guyûb olan Allah (cc), en doğrusunu bilir, âmennâ.

Okunma Sayısı: 1801
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Sezai MUMCU

    30.4.2021 05:02:18

    TESLIS Üc Tanri Inanci 1.MS 325 Nicea /Iznik Könsülünde karar alinmadi. Orada sadece Iki Tanri vardir. 2. MS 352 de Konstantinopel/Istanbul Konsülünde 3 Tanri Karari aliniyor. Bu karari bir KONSEY/KONSÜL aliyor. Bunun ilahî kaynagi ve esasi YOK! Ve de OLAMAZ! Ayrica Allah Isevilere RUHBANLIK diye bir vazife vermedi. Onlar bunu kendileri icad ettiler ama geregini yapamayip yüzlerine gözlerine bulastirdilar SIRK olusturdular!

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı