"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ulema-i Râsihun: Bediüzzaman (3)

Şemseddin ÇAKIR
22 Şubat 2020, Cumartesi 00:01
Şimdi Üstad’ın dikkat çektiği bazı noktaları şerhe çalışalım:

Üstad Birinci Şuâ’da, “Ehl-i dalâlet müteşabihat-ı Kur’âniyeyi yanlış te’vilât ile tahrifine ve şüpheleri çoğaltmasına çalıştığı bir zamanda ilimde rüsuhu bulunan bir taife o müteşabihat-ı Kur’âniyenin hakikî te’villerini beyan edip ve iman ederek o şübehatı izale eder. Bu küllî mânânın her asırda mâsadakları ve cüz’iyatları var“ demekle; sanki tam bu zamanı anlatıyor.

Buna karşılık “ilimde rüsuhu bulunan bir tâife o müteşâbihât-ın hakiki tevillerini beyan ederek o şübehâti izâle edecek” diye de zaten ebced ve cifirle işaret ederek o, Üstad’ın cemaatini müjdeliyor.

Bediüzzaman Hazretleri; mealen “Her asırda bu küllî mananın masadaklari bulunabilir, ancak bu asırda; bin yıldan beri İslâm aleyhine terâküm eden fitnelerin Birinci Dünya Savaşı’ndaki mağlûbiyetimizden sonra toptan istilâya geçtikleri de, bir vakıadır.” demekle çok önemli bir nokta veya farka dikkat çekiyor. Demek o tâife bin yıllık bir birikime mukâbele edebilecek güç ve liyakatte olmalıdır. Hatta “muârızlarımız o şüphelerini isbat için çağın fennini de, kullandılar” demek suretiyle fen ilminde de, “râsih” olmanın gereğine dikkat çekiyor. 

O halde onların karşısına çıkanların fenni de çok iyi bilmek mecburiyetleri vardır, ta ki, yanlış ve noksan bilgilerle dini rencide edenlerin, yanlışlarını tashih etsin. 

“Bediüzzaman’da, fen ilimleri de var mı?” diye sual edilecek olursa, cevabımız şudur:

 “Bediüzzaman; herkese kendi alanlarında meydan okuyan ve başa da çıkmış olan, branşlar üstü bir ilm-i mevhibeye mazhar, allâme-i cihandır. Nâdire-i hilkat bir ihsânı Rabbânidir,” dememiz lâzım gelir. Zira daha on üç yaşları civarında iken şark ulemasını mağlûp edip, yukarda zikrettiğim gibi meydan okumak kimin haddidir?

Pakistan Maarif Nazırı (Millî Eğitim Bakanı) Ali Ekber Şah’ın şu tanımı da dikkate değerdir:

“Keşşaf-ı hakâik-ul Kur’ân, Mevlânâ Üstad Bediüzzaman” diyor.

Çocukluk yıllarındaki üç aylık bir tahsille her münâzarada gâlip gelip tarihi beşerin emsalini kaydedemediği harika bir Külliyatı telif etmenin izahı başka ne olabilir? 

Meselenin bir de münferit misaller boyutu var ki, anlatmakla bitmez, fakat bir iki misal verelim: 

Fen ilimlerini bir fenciden daha iyi bildiğini, Aynştain gibi bir dahi “esir”i kabul etmediği halde Bediüzzaman; “Esir maddesi, maddiyyunları boğduran zerrat maddesinden daha lâtif ve eski hükemanın saplandığı heyulâ fihristesinden daha kesif, ihtiyarsız, şuursuz, câmid bir maddedir. Bu hadsiz bir surette tecezzî ve inkısam eden ve nâkillik ve infial hassasıyla ve vazifesiyle teçhiz edilen bu maddeye, belki o maddenin zerreden çok derece daha küçük olan zerrelerine, herşeyde her şeyi görecek, bilecek, idare edecek bir ihtiyar ve bir iktidar ile vücut bulan fiilleri, eserleri isnad etmek, esirin zerreleri adedince yanlıştır.” diyerek, esir maddesinin mahiyetinden haber vermiştir.

Yine astronomiyi de bir astronomdan daha iyi bildiğini dahi eserleriyle isbat etmiştir. Meselâ 1929 yılında yazdığı eserinde, aya gidileceğini şöyle ifâde ediyor: “Şimdi sen dahi, ey Katre içine giren hakîm feylesof! Senin katre-i fikrin dürbünüyle, felsefenin merdiveniyle tâ kamere kadar terakkî ettin, kamere girdin. Bak, kamer kendi zâtında kesâfetli, zulümâtlıdır; ne ziyâsı var, ne hayatı. Senin sa’yin beyhûde, ilmin faydasız gitti.  (Bediüzzaman yeni tanzim. Sözler 24. Söz, ikinci dal s. 378) gibi hem hayat olmadığını hem bazıların nur zannetmelerinin yanlışlığını ta o zaman bildirmiş ve izah etmiştir. 

Yine cumhuriyet meselesinde “Dindar bir cumhuriyetçi olduğunu” ve hatta arı ve karıncaların bile cumhuriyetçi olduklarına varıncaya kadar hayvanlar âlemindeki  cumhuriyetten bahsetmesi ve zoologları hayrete düşüren bilgiler. İlk defa böyle bir meseleyi işleyen yine Bediüzzaman’dır. Ancak devr-i ceberutun hışmından korkusuna, ulema bunları ifade ve itiraf edememiştir.

    

Okunma Sayısı: 930
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ramazan ÇALIŞAN

    22.2.2020 12:01:11

    Ancak bu asırda; bin yıldan beri İslâm aleyhine terâküm eden fitnelerin farkına varmış olacak ki"Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya! Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?…" diye soruyor Necip Fazıl. Sizin şu satırlarınız "O halde onların karşısına çıkanların fenni de çok iyi bilmek mecburiyetleri vardır, ta ki, yanlış ve noksan bilgilerle dini rencide edenlerin, yanlışlarını tashih etsin." Cümleleri Kısakürek in sorusunun cevabı niteliğinde.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı