"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hazan veya istiğfar mevsimi…

Şükrü BULUT
27 Kasım 2023, Pazartesi
Metropollerin hortlaklara dönüşen korkunç gökdelenlerinden uzakta yaşayanlara ne mutlu…

Yeşili, ağacı ve çiçeği hiç olmazsa yürüyüş mesafesinde bulabilenlere de… Tabiatı çok yakınında taakip ederken, mevsimlerin geliş ve veda merasimlerini seyredebilenlere de ne saadet…

Bu günlerde; hazana uğrayan hüzünlü tabiatı hiç yakından görebildiniz mi? Mevsimin deli rüzgârını bahane ederek, ta zirvelerden nazlı nazlı üzerinize düşen bir çınar yaprağına eliniz değdi mi? Veya ağaçlarla çevrili yollarda yürürken ayaklarınızı okşayan sararmış yaprakları…

İlk bahar mı, son bahar mı, diye sorulur mu hiç? Elbette çoğumuz Nevbahar diyeceğiz. Çok ilginçtir ki; rengârenk örtülere bürünmüş sonbaharın gizlediği imtihanlardan, sakladığı güzelliklerden ve kapılarını açtığı âlemlerden habersizce, yalnızca hüznünü düşünürüz bu mevsimin…

Sekiz ay boyunca geceli-gündüzlü çalışmış ağaçların yorgunluklarını, elbiselerini çıkarırlarken de fark edemiyoruz. ”… Bırakın dinleneceğiz… Müsaadenizle…” derlermiş gibi… Aheste, aheste… Renk renk caddelere ve bahçelere bıraktıkları yorgunca esvaplara, ellerimiz ve ayaklarımız değdiğinde onların yorgunluğunu hissedebiliyor muyuz?

Ve gecenin karanlığından korkarak annelerine koşan çocuklar gibi, uzun beyaz gecelerden kaçışan çiçek ve kelebeklerin toprak altına çekilişlerinin de farkında olamıyoruz. Bir müddet sonra bembeyaz örtüleri ve kendine has karanlığıyla yeşil sayfaları kapatan bir başka alemi bekleyeceğiz. … Tıpkı, kâinatın güneşleriyle birlikte yürüdüğü celalli ve uzun geceler gibi…

Doğum ile ölümün içiçeliğini neden anlatmazlar bize… Doğumuna sabah dediğimiz güneşimiz, akşama nereye gider ki… Tıpkı bizi hüzünlendiren hazan mevsimi gibi… Baharın doğuşu ile güzdeki veda, bütünü tamamlayan parçalara benziyorlar. Veya annemizden doğduğumuza sevinenler neden dünyadan ayrılışımıza üzülürler ki… İşte iç içe doğum ve ölüm… Kâinatımızın güneş v gezegenleriyle doğumları, onların bir gün batacaklarını tamamlamıyor mu?

Ah Tevhid!

Ah bütünü göremeyen idrakim!

Cehaletle bütünü anlayamazsan, deli rüzgarların Tevhid bestesini elbette duyamazsın!...

Ve sekiz aydan beridir yüklendiği kesretten kurtulmaya çalışan çınarı da anlayamazsın. Çünkü; altı boyutuyla dünya seni çevrelemiş. Kesretin yüklediği günah yükünden kurtulmak için mevsimden ders almayı bilemiyorum. Yani boş hayâllerimden, kafa ve kalbime doldurduğum çer-çöplerden veya daha müşahhasça ifade edeyim; günahlarımdan…

İşte tam zamanı… Celal ile esen bir deli rüzgâra gönlümü tutamaz mıyım? Sıtmaya yakalanmış bir hastanın titremesinden daha kolaycı dökemez miyim, kesretimi veya günahlarımı… Titreme veya lerze dışardan nefsime hoş görünmezse de hakikatte ne güzeldir… Eyyübü o yüksek makama çıkaran zamanın rüzgârıyla titremesi değil miydi? Kim zamanında ve içten içe titremiş de muradına ermemiş ki…

Hazan mevsimi menşe-i ahzan mıdır? Sekiz aylık bir beraberlikten sonra dallarından ayrılan yaprakların hüzünlü olduğunu kim söyleyebilir ki… Mevsim yalnızca rebi’ midir ki… Yaz ve kış olmasaydı Nevbahar olur muydu? Doğum ve gençlik kadar güzel değil mi, ihtiyarlık… Yetişkinlerin unuttuğu bu yaşlı çocukların yardımına annelerinin şefkati, elbette yetişemezdi. Fakat, anne sevgilerinin yanında, deryadan bir damla bile sayılamayacak kadar az kaldığı merhametlilerin en merhametlisinin bu çocukları kucaklamalarını kim küçümseyip geçebilir ki… Hele şu ahir zamanda; merhamet ve şefkatin itibarsızlaştırıldığı şu zamanda; Rableri onların acz içinde kalkan ellerini boş çevirmekten hayâ ederim, diyorsa…

İşte çok yakınınızdaki bir parka bu duygularla gidebilmek ve renk cümbüşü içindeki yaprakların, neşe içindeki başlarımıza inişlerini seyretmek ne güzel bir sinemadır, değil mi? Ve bu bahçelerde veya caddelerde; imkânı varsa kırlarda istiğfar tefekkürü içinde yürüyenlere ne mutlu… Bu ağaçları yırtık, eskimiş ve solmuş elbiselerinden kurtararak fıtri esvaplarıyla dinlenmeye gönderen Rabbimiz üstümüzden günah yükümüzü neden almasın ki… Bizi annemizden daha çok sevdiğini söylemiyor mu? Kusurunu anlayıp nedamet edeni affedeceğim, demiyor mu? Bizim bir çınar, bir akasya ve selvi kadar da mı kıymetimiz yok… Hayır… Ahsen-i Takvim’den gelen insana, istiğfar dolu hazan mevsimleri yalnızca kurtuluş ve mutluluk getirecektir…

Okunma Sayısı: 1825
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Rehanur

    27.11.2023 20:16:37

    Bu kabiliyetle muhatap olduğum için mutehassisim.

  • Demokrat Avrupa

    27.11.2023 17:52:23

    Fıtrat, fıtrata dönüş ve fıtratın tarifi ancak bu şekilde ifade edilir… Varsınlar fıtrat ve insanlık düşmanları ellerinden geleni yaparak dünyanın sonunu getirmeye çalışsınlar…Ehli dünya dünya ciheti ile her şeyi kaybetme ile karşı karşıya iken, ehli imanın dünya ciheti ile kaybedecek hiç bir şeyi yok…

  • Ahmet

    27.11.2023 13:01:59

    " Bu ağaçları yırtık, eskimiş ve solmuş elbiselerinden kurtararak fıtri esvaplarıyla dinlenmeye gönderen Rabbimiz üstümüzden günah yükümüzü neden almasın ki… Bizi annemizden daha çok sevdiğini söylemiyor mu? Kusurunu anlayıp nedamet edeni affedeceğim, demiyor mu? " Elbette.Neden etmesin ki. Yeterki biz samimi olalım.

  • Davut

    27.11.2023 12:15:02

    Yaşanarak ve hissedilerek doğan yazıların tadı birbaşka oluyormuş. Yüreğinize ve kaleminize sağlık.

  • Hikmet

    27.11.2023 11:50:55

    Mevsime muvafık güzel bir yazı olmuş. Allah tesirini halketsin.

  • S.topuz

    27.11.2023 06:25:48

    ...Firavunluk zirve yapmış, Cengiz-Hulaguyu da geride bırakmış ve 40 gün içinde "25 bin masum Çocukları, kadınları, yaşlıları, kuşları, hayvanları ve çevreyi" zevkle ve severek, gözünü kırpmadan ve GURURLANARAK ve İnsanlıga meydan okuyarak ve tehdit de ederek katledebilmiş utanmadan, sıkılmadan. Bunlar İNSAN olamaaaz, HAYVAN desem, Hayvanlara bile hakaret olur Vallahi? Allah c.c islâh etsin ve yar ve yardımcımız olsun inşaallah, Amiiin! 😡😤😭😥🌷🤲🌷😔❤🙌🌙☝️🕊🕊🕊🇵🇸🇵🇸🇵🇸

  • S.topuz

    27.11.2023 06:19:02

    "Bu ağaçları yırtık, eskimiş ve solmuş elbiselerinden kurtararak fıtri esvaplarıyla dinlenmeye gönderen Rabbimiz üstümüzden günah yükümüzü neden almasın ki… Bizi annemizden daha çok sevdiğini söylemiyor mu? Kusurunu anlayıp nedamet edeni affedeceğim, demiyor mu? Bizim bir çınar, bir akasya ve selvi kadar da mı kıymetimiz yok… Hayır… Ahsen-i Takvim’den gelen insana, istiğfar dolu hazan mevsimleri yalnızca kurtuluş ve mutluluk getirecektir…" Inşaallah, Amiiin. Evet, Ahsen-i Takvimde yaratılan İnsanlık, Deccal-i AZAM ve Asgarların sihir ve üfürükleriyle o kadar "Zalûm cehûl" ve Câhil bir duruma geldi ki, artık büyük bir TEVBE-i istiğfar edip, yeni bir "Başlangıç" yapması ve Allah'ın c.c ipine ve NUR'una sımsıkı sarılmalı! Vesselam. 😥🌷🤲🌷😔❤🙌🌙☝️🕊🕊🕊🇵🇸🇵🇸🇵🇸

  • Haşim Özkan

    27.11.2023 06:06:10

    Maşaallah barekallah…Kainat kitabının okunmasının verdiği lezzet-i ruhaniye ne kadar hoş ve şirin…..Bu lezzeti ancak edip olanlar bu kadar anlar ve anlatırlar.Henienleküm.Vesselam….

  • Mustafa coban

    27.11.2023 05:23:38

    Güzel bir tespit.ama herkes rolünü vazfesini yapiyor.sonbahar olmadan newbahar olmuyor.biz gidecegiz gencler gelecek.

  • E. Udun

    27.11.2023 04:59:26

    Bu yazıyı okurken birden iç dünyam beşikten mezara ve ondan sonrasını kapsayan hayat yolcuğuğum düşünceleriyle doldu. Bu dünyanın faniliği, kendi hayatımın ihtiyarlığa doğru hızlı adımlarla ilerlediği idrakı iman olmasa ne kadar hazan ve keder verici bir düşünce olabileceğini yakinen yaşattı. Yaşasın iman-ı billah Yaşasın muhabbetullah Allah razı olsun

  • Sefer Akgül

    27.11.2023 04:26:57

    Hep nevbahar yaşayasınız inşallah

  • Naim k.

    27.11.2023 04:24:56

    Hocam Neocon ve neoliberallerden bahis beklerken, müjdeleyici hazin baharın edebi ve duygu yüklü tasviri ile “Hakkoymaz “gene döktürmüş diyesim geldi. Maaşallah tebrik ederiz.

  • Ümüt

    27.11.2023 01:14:50

    sonbaharın hüzünlü ama rengarenk hakikatinden almamız gereken nasihatleri bize hissettiren bu güzel yazı icin teşekkürler.

  • Hüseyin T

    27.11.2023 00:52:24

    (2)Kızılderili ise: “Bu sesi duymak için insanüstü güçlere sahip olmaya lüzum yok” der ve arkadaşından kendisini takip etmesini ister. Kaldırıma çıkarlar, kızılderili cebinden çıkardığı bozuk parayı kaldırımda yuvarlar. Birçok insan, bozuk para sesini duyunca sesin geldiği tarafa bakarak, ceplerinden para düşürüp düşürmediklerini kontrol eder. Kızılderili, arkadaşına dönerek: “Mühim olan, nelere kıymet verdiğindir. Her şeyi ona göre duyar, görür ve hissedersin.”

  • Hüseyin T

    27.11.2023 00:50:55

    (1)Kıymetli hocamızın yazısı bir kızılderili hikâyesini hatırlattı.soyleki: Bir gün New-York'ta bir grup iş arkadaşı, yemek molasında dışarıya çıkar. Gruptan biri kızılderilidir. Yolda yürürken kızılderili, onca insan gürültüsü, siren sesleri, yoldaki iş makinelerinin çıkardığı gürültü ve korna sesleri arasından, kulağına cırcır böceği sesinin geldiğini söyleyerek o böceği aramaya başlar. Arkadaşları, bu kadar gürültünün arasında bu sesin duyulamayacağını, kızılderiliye öyle geldiğini söyleyip yollarına devam ederler. Ama içlerinden bir tanesi inanmasa da, kızılderiliyi yalnız bırakmamak için onunla böceği aramaya devam eder. Kızılderili, yolun karşı tarafına doğru yürür, arkadaşı da onu takip eder. Binaların arasındaki bir tutam yeşilliğin arasında bir cırcır böceği bulurlar. Arkadaşı kızılderiliye: “Senin insanüstü güçlerin var. Bu sesi nasıl duydun?” diye sorar.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı