"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hakikatın deklanşörü

Süleyman Alp Özcan
26 Ağustos 2026, Çarşamba
Bir fotoğraf makinesini elimize aldığımızda kadrajın arkasındaki matematik bellidir. Görseli oluşturan, iki temel unsur bulunur: Işığın miktarını ayarlayan diyafram ve o ışığın ne kadar süre içeriye süzüleceğini tayin eden enstantane.

Biri derinliği ve netliği şekillendirir, diğeri ise zamanı bir anın içine hapseder. Biri ölçüdür, diğeri tecelli süresi. Fakat teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, mekanik aksamların tamamı, Sânî-i Zülcelal’in insan gözüne yerleştirdiği o mucizevî sistemin soluk bir taklidinden ibarettir.

İnsan gözü, kapağını açtığı ilk andan itibaren muazzam bir “akıllı diyafram” gibi çalışır. Işığın şiddetine göre göz bebeği küçülür ya da büyür; ne gözü yakacak kadar fazla ışığı içeri alır ne de karanlıkta bırakacak kadar azını. Enstantanesi ise saliselerle değil, kesintisiz bir akışla ayarlanmıştır. Göz kapağı her açılıp kapandığında, kâinat stüdyosunda yepyeni bir kare çekilir. İnsan gözünü açtığı an, Sanatkâr-ı Hakim’in bu âlem sergisine serpiştirdiği sayısız güzellikle göz göze gelir. Çiçeğin üzerindeki çiğ tanesinden gökyüzündeki bulutların rengarenk süzülüşüne kadar her detay, basiret sahibi bir göz için çekilmiş İlâhî birer fotoğraftır.

Peki, gözümüzün diyaframı sadece görünür ışığı almak için mi yaratılmıştır? Buradaki asıl iman hakikati, basar (görme) niteliğinden basiret (anlama) derinliğine geçebilmektedir. Maddî fotoğraf makinesinde diyaframı açtığınızda arka plan bulanıklaşır ve odaklandığınız nesne berraklaşır. İnsan da kalbinin ve aklının diyaframını kâinattaki esma-i İlâhîye açtığında, dünyanın fânî ve karmaşık arka planı bulanıklaşır; arkasındaki Cemil-i Mutlak’ın tecellileri netleşir. Göz, bir mercekten ibarettir; asıl gören ise ruh ve imandır. İman ışığı olmadığında, dünyanın en mükemmel merceği bile hakikati karanlık bir boşluktan ibaret görür.

Enstantane ise bize zamanın nisbîliğini ve her ânın bir yaratılış (halk-ı cedid) olduğunu fısıldar. Hayat hızla akıp giderken, Cenab-ı Hak her salise kâinatı yeniden tazeler. Göz kapağımızın her açılışında aslında yeni bir âleme bakarız. Ancak ünsiyet ve gaflet perdesi, zihnimizin enstantanesini donuklaştırır; sürekli gördüğümüz mu’cizeleri sıradanlaştırmamıza sebep olur. Oysa her sabah gözümüzü açmak, sonsuz bir rahmet hazinesinin kapaklarını yeniden aralamaktır.

Parmağımız deklanşöre (Fotoğraf çekmek için basılan düğme) her bastığında mekanik bir süreç gibi görünen bu ışık oyunu, aslında bize gözümüzün ve kalbimizin yaratılış gayesini hatırlatır. Bakmak ile görmek arasındaki fark, iman şuuruyla aydınlanır. Gözümüzün diyaframını marifetullah ışığına sonuna kadar açtığımız ve hayatın enstantanesini rıza-yı İlâhî odaklı tuttuğumuz müddetçe, baktığımız her zerrede Cenab-ı Allah’ın cemal ve kemal sıfatlarını okumak mümkündür. Yeter ki göz kapağımızı açtığımızda, perdeyi sadece dünyalığa değil, hakikate karşı aralayabilelim.

Okunma Sayısı: 108
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı