Bunu Neden Soruyoruz?
Hazret-i Mehdî’yi neden soruyoruz? Çünkü magazin arıyoruz! Hakikat aramıyoruz!
İstesek, hakikatleri görmekte ve yaşamakta sıkıntımız yok! İstesek bulabiliriz!
Yani hakikatler var ve neredeyse gözümüze sokulacak boyutta! Bunları yapmadan, bunlardan bîhaber olarak, bu hakikatleri merak etmeden ve öğrenip gerekleriyle amel etmeden, Mehdî gelse ve biz elini öpsek acaba kurtulacak mıyız?
Hayır, Hayır, Hayır!
Her yüz yılda bir Müceddid-i Din geleceğine dayalı bir Peygamber (asm) müjdesinin varlığı ve sıhhati konusunda hiç kimsenin şüphesi yok.1 Âhirzamanda bir mehdînin geleceğine dayalı rivâyetler de sahih.2 Hattâ Bediüzzaman’ın ifâdesiyle Cenab-ı Hakk’ın, her asırda bir nevi mehdiyet manasını deruhte edecek müceddidleri gönderdiği de muhakkaktır.
Ancak bunlarla ilgili rivâyetlerin bir kısmının müteşâbih olması, bir kısmının da ısrarla sadece siyasî birer makam olarak yorumlanması çabaları, ifrat ve tefrit fikirleri hep doğurmuş günümüze kadar. Bazıları bu makamları tamamen inkâr ederken; bazıları da Peygamberlerden beklemediği ve görmediği güç ve kudreti bu makam sahiplerinden bekleyen bir telâkkî içine girmişler.
Oysa Bediüzzaman’ın mesleği Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat mesleğidir.
Bu meslekte ifrat ve tefrit yoktur.
Ana Tema Tevhiddir
Resûlullah Efendimiz’in (asm) müjde verdiği vechile, her yüz yılda bir müceddid-i din geleceğine dayalı haber vahiy kaynaklıdır. Bunda şüphe yok.
Ama bu siyasî bir makam değildir. Bunda da şüphe yok.
Mehdiyet mes’elesi de siyaset öncelikli bir mes’ele değildir.
Zaten kelime olarak “mücedid” de, “mehdiyet” de İslâmiyetin özü olan “tevhid” ile çok yakın irtibatı bulunan mefhumlardır.
Yani her iki kurum için de ana tema tevhiddir. Tevhid yoksa hiçbir şey yoktur. Tarih boyunca peygamberler hep tevhid inancını ikâme etmeye çalışmışlar.
Çünkü nedense sarsılan inanç hep tevhid inancı olmuş. Tevhid inancı sağlam milletler hep müstakim kalmışlar.
Çünkü Allah’ın bir olduğuna, her yerde hâzır ve nâzır olduğuna inanan ve Allah korkusunu yüreğinde duyan milletler hiç olmazsa kötü çığırlardan ve bid’atlardan korunmuşlardır.
Ümmet Hakikat Arıyor
İslâm tarihi boyunca da müceddidlerin hemen hepsinin tevhid öncelikli vazifelerle görevlendirildiklerini görüyoruz.
Hiç kimse magazinle ilgilenmemiştir.
Çünkü tevhit dini için, tevhit esasının ve inancının sağlamlığı ve sıhhatinin temini önemli bir hususiyettir. Kurtuluş tevhid inancındadır.
Mücedditler asırları ve çağlarındaki dinin yıpratılma çabalarının ağırlığına ve yapısına göre bazen kalbî bir yol açarak tasavvuf sahasında; bazen akıl, ilim ve hikmet yoluyla fıkıh veya kelâm sahasında tecdit ve içtihat vazifelerini yürütmüşler. Hemen çoğu devirlerindeki siyasetin gazabına uğramışlar, en azından taltif görmemişler, anlaşılmamışlardır.
Meselâ İmam-ı Azam Ebû Hanife ve Ahmed b. Hanbel gibi bir kısım müçtehitler hapishanelerde çile doldurmuşlar. Fakat genelde hepsinin de çağlarından sonra kendileriyle birlikte hakikat güneşinin farklı doğmuş olduğu anlaşılmış ve hemen hepsini ümmet hırz-ı cân etmiş, bağrına basmış, başına taç yapmıştır.
Ama şunu unutmayalım: Ümmet hakikat arıyor. Ümmet magazin aramıyor.
Yarın inşallah devam edelim.
Dipnotlar:
1- Ebu Davud, Melâhim, 1
2- Fethü’l-Kebîr, 2/143