Bazı evler gürültüyle yıkılır. Bazı evler ise sessizce çöker. Dışarıdan bakıldığında her şey normal görünür. Kapılar açıktır. Işıklar yanıyordur. Çocuklar okula gidiyordur. Hayat devam ediyor gibidir.
Fakat evin içinde kimsenin görmediği bir çözülme başlamıştır.
Son yıllarda farklı şehirlerde birçok aileyi ziyaret etme fırsatım oldu.
Cizre’de, Silopi’de, Diyarbakır’da, Şanlıurfa’da, Batman’da, Siirt’te, Adıyaman’da...
Şehirler değişti. Evler değişti. İnsanlar değişti. Fakat bazı yaralar değişmedi.
Kapısını çaldığımız birçok evde benzer hikâyelerle karşılaştık.
Madde bağımlılığı... Sanal kumar... Ve bunların ardından yavaş yavaş dağılan aileler...
Bağımlılık bir insanın hayatına girdiğinde etkisi çoğu zaman yalnızca onunla sınırlı kalmıyor.
Zamanla bütün aileyi etkiliyor.
Önce evin huzuru yara alıyor. Ardından güven duygusu zayıflıyor. Sonra ekonomik sıkıntılar baş gösteriyor.
Bazı evlerde gelir tamamen kesiliyor. Bazı aileler temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor.
Bazı anneler çocuklarına hem anne hem baba olmaya çalışıyor. Bazı çocuklar ise eğitim hayatlarını sürdürmekte güçlük çekiyor. Çünkü çalışan kimse kalmıyor. Çünkü evin yükü taşınamaz hâle geliyor. Çünkü bir kişinin yaşadığı sorun, zamanla bütün ailenin yüküne dönüşüyor.
Fakat bütün bu süreçlerde en ağır yükü çoğu zaman anneler taşıyor.
Bir yandan geçim sıkıntısıyla mücadele ediyorlar. Bir yandan çocuklarını korumaya çalışıyorlar.
Bir yandan da dağılmaması için evi ayakta tutmaya gayret ediyorlar. Çoğu zaman kendi yorgunluklarını dile getirmeden... Kendi gözyaşlarını göstermeden...
Çocuklarının yanında güçlü durmaya çalışıyorlar. Çocuklar ise yaşananları tam olarak anlayamasalar da hissediyorlar.
Evdeki huzursuzluğu görüyorlar. Annenin yorgunluğunu görüyorlar. Eksilen güveni görüyorlar.
Ve bazen yaşlarına ağır gelen yüklerle büyüyorlar.
Kur’ân-ı Kerîm’de Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.” (Tahrîm Sûresi, 66/6)
Bu ayet bize yalnızca kendimizden değil, ailemizden de sorumlu olduğumuzu hatırlatıyor.
Çünkü insanın yaptığı tercihler çoğu zaman sadece kendisini etkilemiyor. Eşini de etkiliyor.
Çocuklarını da etkiliyor. Hatta bazen onların geleceğini de etkiliyor.
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüklerinizden sorumlusunuz.” (Buhârî, Ahkâm 1)
Bugün bağımlılık meselesine yalnızca bireysel bir sorun olarak bakmak yeterli değildir.
Bu aynı zamanda bir aile meselesidir. Bir çocuk meselesidir. Bir gelecek meselesidir.
Çünkü bağımlılık yalnızca bir insanı yormuyor. Bir evin huzurunu da yoruyor. Bir annenin omuzlarına ağır yükler bırakıyor. Bir çocuğun hayallerini de etkiliyor.
Biz çoğu zaman bağımlı olan kişiyi görüyoruz. Oysa görünmeyen tarafta sessizce mücadele eden aileler var.
Ayakta kalmaya çalışan anneler var. Geleceğe tutunmaya çalışan çocuklar var. Belki de bu yüzden bazı evler bir anda yıkılmıyor. Sessizce çöküyor. Ve o sessiz çöküşün altında yalnızca bir insan değil;
Bir aile,
Bir umut,
Ve bazen bir gelecek kalıyor.