Güzel bir bahar günüydü. İki kız arkadaş sözleşip buluşmuşlardı. O gün hem birlikte zaman geçireceklerdi.
Hem de ihtiyaçları olan birkaç giyim eşyası almayı planlamışlardı. Biri diğerini evinden aldı ve birlikte yürümeye başladılar. Ağaçlardaki kuşların sesi ile birlikte iki arkadaşın konuşmaları trafiğin gürültüsüne karışıyordu. Yanlarından geçen simitçinin “simiiit” diye bağırması, yüksek sesle konuşarak yürüyen insanların sesleri de bu gürültüye katkıda bulunuyordu. O sırada yanlarından geçen bir kadının birisine söylediği galiz tabiri işitince rahatsız oldular. Biri diğerine “Fena sözler ağız ile söylendiğinden ağıza vurulur.”1 dedi. Arkadaşı “Gidip ağzına mı vuracaksın?” diyerek güldü. Öbürü “Bir vuran bulunur zâhir.” diye cevap verdi.
Giyim mağazalarını bir bir gezmeye başladılar. Son girdikleri yerden dört tane pijama takımı için pazarlık yaptılar. Parasını ödeyip çıktılar. Yol boyunca tatlı tatlı sohbet ettiler. Biri diğerine “Gel arkadaşım, sohbetimize şu parkta dinlenirken devam edelim.” dedi. Ve parka girip müsait bir banka oturdular. Yoldaki simitçiden aldıkları simitlerini yemeye koyuldular. Bir taraftan da aldıkları giysilerinden konuşuyorlardı. Birisi aldıkları pijamanın paketinin kenarından biraz açarak rengine bakmak isterken alışveriş fişi dikkatini çekti. İncelemeye başladı. “Aaa!” dedi. “Adam bizden üç pijama parası almış. Ne olacak şimdi? Gidip parasını ödeyelim.” diye endişesini belirtti. Diğer arkadaşı “Dikkat etseydi, ne yapalım, o da onun hediyesi oluversin.” diye cevap verdi. Birisi parasını ödemek üzerine diğer arkadaşını ikna etmek için biraz dil döktü. Fakat arkadaşı ona “Parası ödenmiş olanı sen al. Ödenmemiş olan benim olsun.” diye inatlaştı.
Simitlerini yediler. Kalkmak üzereydiler ki bir şahıs yavaş yavaş onlara dikkatle bakarak yanlarına geldi. İki arkadaş gelen şahsın bir şey soracağını düşündüler. Şahıs önlerinde durarak birkaç defa bir ona bir diğerine baktı. Hiçbir şey söylemeden arkadaşlardan birisinin ağzına şiddetli bir şamar vurdu ve koşarak oradan ayrıldı. İki arkadaş neye uğradıklarını şaşırmışlardı. Dudağından kan sızarken yanlarına gelen birisi olayı anlayınca, vuran kişinin aslında mahalledeki akıldan noksan birisi olduğunu belirtti. Ama şimdiye kadar kimseye bir zararı dokunmadığından bahsetti. Yapacak birşey yoktu. Dudağından sızan kanı kağıt mendile sildi. Ve dedi ki “Arkadaşım, aklım başıma geldi. İnadımdan vaz geçiyorum. Gidip şu pijamanın parasını verelim.”
Mağazaya gittiler. Satıcıya eksik para aldığını izah ettiler. Tabiî yenilen tokattan bahsetmediler. Mağaza sahibi “Sizin gibi insanlar kalmadı. Sizin samimiyetinize istinaden onu ben size hediye ediyorum.” dedi. Mağazadan çıkıp yürümeye başladılar. Bir pijama takımının hesabı ahirete kalmadan burada görülmüştü. Gözlerinden yaş gelene kadar güldüler. Dudağı yaralı olan bir taraftan dudağının kanamaması için gayret gösteriyordu. Yanlarından geçen bir adamın yine bir galiz tabirini işittiler. Birbirlerine bakıp “Acaba onun ağzına kim bilir kim vuracak?” deyip gülüştüler.
Dipnot:
1- İşârâtü’l-İ’caz; Yeni Asya Neşriyat 1999; s. 132