Ahmet Bey: “Vatan-ı aslî ne demektir? Vatan-ı aslîden ne kadar uzaklaşırsak seferî oluruz? Seferî olduğumuzda, namazı kısaltarak kılmamız mı gerekir?”
Seferde Namaz
Bir kişinin doğduğu yer veya eşinin bulunduğu yer ya da en nihâyet geçimini sağladığı yer o kişinin vatan-ı aslîsidir. Hanefî mezhebinin hükmü budur. Şâfiî mezhebi ise, bir kişinin yaz-kış sürekli ikâmet ettiği yerin, o kişinin aslî vatanı olduğuna hükmetmiştir.
Aslî vatanda namaz kısaltılmaz. Aslî vatan, ancak bir diğer aslî vatanla iptal olunur. Meselâ, Van’da doğan bir kişinin aslî vatanı Van’dır. Bu kişi bilâhare Ankara’ya gider; burada evlenir ve geçimini temin etmek üzere burada iş bulup kalırsa, bu defa aslî vatanı Ankara olur ve Van bu kişi için aslî vatan olmaktan çıkar. Bu kişi on beş günden az kalmak niyetiyle –Şâfiî mezhebinde dört günden az kalmak niyetiyle-, Van’a misâfirliğe giderse, söz gelişi bayram ziyâretine giderse, bu günler zarfında burada seferî sayılır ve kendisi hakkında seferîlik hükümleri gerçekleşir.
Aslî vatandan en az doksan km. uzaklıktaki bir beldeye yolculuk niyetiyle hareket edildiği anda seferîlik hükümleri başlar. Seferî birisinin öğle, ikindi ve yatsı namazlarının farzlarını ikişer rek’at kılması, Hanefî mezhebine göre vâcip; Mâlikî mezhebine göre sünnet-i müekkede; Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre ise câizdir. Hanefî ve Mâlikî mezheplerinin birbirine yakın hükümde buluşmaları, konu ile ilgili âyeti ve Resûlullah’ın uygulamalarını “vücub” derecesinde emir saydıkları içindir. Şâfiî ve Hanbelî mezhepleri ise ayetten ve uygulamalardan emir değil, “ruhsat” manası çıkarmış ve namazı kısaltıp kısaltmama tercihini mükellefe bırakmışlardır.
Hükümler
Namazı bilerek kısaltmamak, yani dört rek’ata tamamlamak, Hanefî mezhebine göre mekruh; Mâlikî mezhebine göre sünnet-i seniyye sevabından mahrûmiyet; Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre ise, kısaltmak hususunda olduğu gibi, yine caizdir, yâni en azından mekruh değildir.
Şunu hemen belirtelim: Her dört mezhebe göre de seferî halde iken dört rek’âtli namazlar kısaltılmadan kılınırsa namaz sahihtir. Bu durumda Hanefî mezhebi ilk iki rek’atin farz, son iki rek’atin de nafile namaz olduğuna hükmetmiştir. Yalnız ilk iki rek’atin farz oluşu hükmünü de, Hazret-i Aişe’nin (ra) : “Allah Teâlâ namazı farz kıldığı zaman seferde de, hazarda da (akşam namazının dışındaki namazları) ikişer rekât olarak farz kılmıştı; (Hicretten) sonra sefer namazları olduğu gibi bırakıldı da, hazarda (mukîm olanlara) ziyâde olundu.”1 sözüne ve İbni Abbas’ın (ra): “Allah Teâlâ namazı Peygamberimizin (asm) dili ile hazarda dört rek’at, seferde iki rek’at olarak farz kıldı.” sözüne dayandırırlar.
Hazret-i Âişe’nin (ra) seferde namazların iki rek’at olarak kılınmasını “azîmet” olarak kabul ettiği kendi rivayetinden anlaşılmaktadır. Bununla beraber, “Sefere çıktığınızda namazı kısaltmanızda size bir günah yoktur.”2 ayetinin üslûbu üzerinde yoğunlaşan Şâfiî ve Hanbelî imamları, buradaki “kısaltma” tabirinden hareketle, kısaltılmadığı taktirde kılınacak olan her dört rek’atin derecesinin farz olduğunda kaildirler.
Dört Mezhepten Birine Uygunsa
Mezheplerin bu ihtilaflarını zikredişimin nedeni, bu ihtilaflar arasında bir rahmet arayışında bulunmak istememdir. Çünkü Üstad Bediüzzaman’ın da (ra) beyan ettiği veçhile, herhangi bir hak mezhebe göre sahîh olan bir ibâdetin sıhhatinden şüphe etmemek lâzımdır. Üstad Hazretleri, Yirmi Birinci Sözün İkinci Makamında vesveseye duçar olan ve hakîkat-ı hâli bilmeyen birisinin düştüğü vartadan kurtulabilmesini, “dinde zorluk yoktur” esasından hareketle, “elbette böyle amelim bir mezhebi-i hakka muvafık gelir; o bana kâfidir.”3düsturu ile hareket etmesine bağlar. Binaenaleyh ibadetlerimizde, önceliği kendi mezhebimize vermek şartıyla, dört mezhepten de hak ve sıhhat arayışında bulunmamız caizdir.
Bir seferî, mukîm bir imama tâbi olması halinde imamla beraber namazını dört rek’at kılar. Ancak kendisi imam olduğunda ikinci rek’atin bitimindeki oturuşta farz namazını kılmış olacağından ve son iki rek’at kendisi için farz olmadığından, kendisinin selam vermesi; cemaate de namaza devam etmeleri için işaret etmesi; ya da bunu baştan hatırlatması gerekir. Bu şekilde sünnet-i seniyyeye de uygun olarak cemaatle birlikte namazını kılmış olur.
Dipnotlar:
1- Buharî, Salât, 228; 2- Nisâ Suresi: 101;
3- Sözler, s. 251.