Hacı İlbey: “Namaz tesbihatı ile ilgili Bediüzzaman diyor ki: “Namazdan sonraki tesbihatlar, tarîkat-ı Muhammediye'dir (asm) ve velayet-i Ahmediye'nin (asm) bir evradıdır. O noktadan ehemmiyeti büyüktür.”1 Bu ne demektir?”
Yüksek Feyiz İstiyorsak
Bu satırlar, namaz tesbihatının yüksek feyzinden bahseden cümlelerdir. Namazı kıldıktan sonra hemen arkasındaki dünyaya değer tesbihat Muhammed Aleyhissalatü vesselamın tarikatıdır, nurlu yoludur, ahiretteki sürurudur, ümmetinin huzur reçetesidir. Hazret-i Muhammed’in (asm) velayetinin evradıdır.
Bu şu demektir: “Nasıl ki risalete inkılab eden velayet-i Ahmediye (asm) bütün velayetlerin fevkindedir. Öyle de, o velayetin tarîkatı ve o velayet-i kübranın evrad-ı mahsusası olan namazın akabindeki tesbihat, o derece sair tarîkatların ve evradların fevkindedir.”
Hazret-i Muhammed’in (asm) velayeti nasıl bütün velayetlerin üstündedir. Çünkü en büyük risalete basamak teşkil etmiştir. İşte o velayetin tarikatı, yani yol kuralları ve hususi virdlerinden ibaret olan namazın arkasındaki tesbihat da, o derece diğer tarikatların evradının üstündedir.
Çünkü değeri, himmeti, hareket noktası, kök değeri yüksektir. Velayet değil, risalet mührü taşıyor.
Nurani Bir Vaziyet
Bu yüksek nurlar şöyle ifade edilebilir: Toplu yapılan virdleri tadat eden topluluk arasında var olan kenetlenmede nuranî ve hissedilen bir vaziyet vardır.
Kalbi uyanık biçimde namazdan sonra, "Sübhanallah Sübhanallah" diyen birisi, tesbih çektiği zaman, o zikir dairesinin reisi olan Hazret-i Muhammed’in (asm) rehberliğinde yüz milyonlarca kişinin tesbih çektiklerini manen hisseder. O azamet içinde “Sübhanallah…” der.
Ardından “Elhamdülillah Elhamdülillah” dediği zaman, yine, o zikir halkasının çok geniş dairesinde bulunan Hazret-i Muhammed’in (asm) yüz milyonlarca müridinin zikrinden tezahür eden azametli bir hamdi düşünür ve kendisi de “Elhamdülillah..” diyerek bu azametli cemaate iştirak eder.
Sonrasında “Allahü Ekber Allahü Ekber" diyerek zikreder. Daha sonra, otuz üçer defa "Lâ ilahe illallah.. Lâ ilahe illallah.." der. Hazret-i Muhammed’in (asm) yolunda, zikir halkasında ve büyük hatmesinde zikredenlerin hepsini nazara alarak Hazret-i Muhammed’e (asm) yönelerek, “binlerce salat ve selam sana olsun ya Resulallah!” der.
Böylece zikirle ve dua ile çok yüksek bir mazhariyete ulaşarak namazını bitirmiş olur. Namazını eksiğiyle kusuruyla Resulullah’ın uhdesine emanet etmiş olur. Ve inşallah yüksek bir mazhariyetle kabul edilmiş bir ibadet hazzını daha o andan itibaren tatmış olur.2
Yüksek Dereceler
Çünkü esasen namazını cemaatle kılmakla ibadetini çok yüksek dereceden Allah’a arz etmiş olur. Yalnız kılmak zorunda olduğu zaman da, namaz tesbihatını yapmak suretiyle çok yüksek ve makbul bir cemaatin müzaharetiyle ibadetini Allah’a arz etmiş olur.
Böylece namazdan aldığı yüksek hazzı, tesbihat ile kemale erdirir ve ellerini dua için açtığında, gözlerini semaya diktiğinde, semayı titreten bir ulviyetle duasını, ibadetini, yakarışını, yalvarışını, göz yaşını, dileklerini Allah’a sunmuş olur.
Bu ibadet kendisine huzur verir ve kendisini günahlardan arındırır, Allah’a kul ve habibine ümmet eyler.
Böylece bir namaz tesbihatı ile bitirdiği namazıyla, kendisinin affının, bağışlanmasının yolunun açıldığını bizzat iç huzuruyla kendisi görmüş olur.
Dipnotlar:
1. Kastamonu Lahikası, s. 72
2. Kastamonu Lahikası, s. 73