Sağken Beni Mezara Gömdün!
Hicrî 450 (Milâdî 1058) yılında İran’ın Horasan bölgesinde dünyaya geldi. Hüccetü’l-İslâm, lakabıyla anılır. Ortaçağ’da Batı dünyası onu, “Al-Gazel” diye tanımıştır. Babasının mesleğine nispeten, “yün eğirici, iplikçi” manasında “Gazzâlî” ya da doğduğu “Gazâle” köyüne nispeten “Gazâlî” olarak anıldığına dair farklı rivayetler vardır. Fars asıllıdır.
Gazzâlî okuma yazma, Kur’ân-ı Kerîm’in ezberlenmesi, dil bilgisi ve aritmetik gibi alanlarda dönemin geleneksel ilk öğrenimini babasının yanında görmüştür. İleri düzeydeki öğrenime, 465’te (1073) fıkıh ve hadis dersleri alarak Tûs’ta başlayan Gazzâlî daha sonra Cürcân’a giderek burada da öğrenimini sürdürdü.
Gazzâlî, beş yıl süren Cürcân’daki öğreniminden sonra bir kafile içinde Tûs’a dönerken soyguncular tarafından yolları kesildi ve her şeyleri alındı. Gazzâlî eşkıyanın peşine düştü ve reislerinden hiç olmazsa ders notlarının geri verilmesini istedi.
Eşkıya reisi, bilgileri hâfızasına yerleştirmek yerine kâğıtlarda bırakmasından dolayı onunla alay etti. Ancak Gazzâlî notlarını geri aldı. Fakat bu ona ders oldu ve üç yıl içinde notların tamamını ezberledi.
Nîşâbur’a giderek buradaki Nizâmiye Medresesi’ne girdi ve dönemin en tanınmış kelâm âlimi olan İmamü’l-Haremeyn el-Cüveynî’den ders aldı. “Gazzâlî derin bir denizdir” diyen hocası nihayet onun kendisini ilimde geçtiğini görünce, “Beni sağken mezara gömdün; ölümümü bekleyemez miydin?” şeklindeki sözleriyle ona iltifat etti.

Hüccetü’l-İslam ünvanı alması
İslâmî ve itikadî alanlarda söylediği keskin deliller nedeniyle Bağdat’ta “Hüccetü’l-İslâm” (İslâm’ın kesin delili) unvanı aldı. Bağdat’ta Abbasî halifesiyle ve idarî zümreyle de yakın ilişkileri oldu. Döneminin en etkili âlimi iken yaşadığı manevî kriz neticesinde 1095 yılında Bağdat’taki görevlerini ani bir kararla bırakıp şehri terk etti. Bağdat’tan ayrılıp Dımaşk ve Kudüs’e gitti, Halil şehrinde Hz. İbrahim’in kabrini ziyaret etti. 1096 yılında hacca gittikten sonra Dımaşk ve Bağdat üzerinden memleketi Tûs’a döndü ve orada küçük bir medrese inşa etti. Halk arasında yaygınlaşan itikadî yozlaşmayı gördü. 1106 yılında Nişâbûr’daki Nizâmiye Medresesi’nde hoca oldu.
El-Munkız Mine’d-Dalâl adlı eserini hayatının sonlarında kaleme aldı. Gazâlî şüpheci tavrını aklı da kapsayacak şekilde genişletti. Duyuların güvenilmezliği karşısında aklın yargılarına güvenilip güvenilemeyeceğini sorguladı. Aklın öncelikli ve zorunlu ilkelerinin, mesela bir şeyin aynı anda hem var hem de yok olmasının imkânsız oluşu gibi bilgilerin güvenilirliğine dair de tatmin edici bir sonuca ulaşamadı. İki ay kadar süren bu şüpheci dönemin üstesinden, Allah’ın akla tekrar güvenmesini sağlayan İlâhî bir aydınlanmayla gelebilmiştir. Bediüzzaman, İmam-ı Gazâlî’nin Hazret-i Ali’nin mühim ve Üveysî bir şakirdi olduğunu ve Celcelutiye’nin şerhi ile ilgili olarak der ki: “Onlar vahy ile Peygambere (asm) nazil olduğu vakit İmam-ı Ali’ye (ra) emretti: ‘Yaz.’ O da yazdı. Sonra nazmetti.”1
Gazâlî, Şam’a giderek Emeviye Camii’ne çekildi. Bağdat’tan ayrıldıktan sonra İhya-i Ulûmi’d-Dîn adlı bir eser kaleme aldı. Bu eserde esas gayesi aklın sınırlarını göstererek teorik tartışmalara boğulan dinî ilimlere tasavvuf yoluyla ulaşmak olmuştur.
Filozofları Neden Tekfir Etti?
İbni Sina’nın eserlerine dair araştırmaları neticesinde ilk olarak onun mantık, metafizik ve fizik alanındaki öğretilerini nesnel bir şekilde özetleyen Makâsıdü’l-Felâsife adlı bir eser kaleme alan Gazâlî, filozoflara yönelttiği eleştirileri ise Tehâfütü’l-Felâsife’de yirmi mesele çerçevesinde ortaya koymuştur. Matematik, mantık, fizik, ahlak ve siyasete karşı genel olarak olumlu bir yaklaşım sergileyen Gazâlî, eleştirilerini, filozofların en çok hataya düştüğü alan olarak gördüğü Metafizik üzerinde yoğunlaştırmıştır.
Filozofları, mantık ilminde belirledikleri kanıtlama şartlarına metafizik meselelerde uymamakla suçlayan Gazâlî’ye göre filozofları şu üç iddiaları sebebiyle tekfir etmek, yani İslâm’dan çıktıklarına hükmetmek gerekir:
1. Âlemin ezelî oluşu iddiaları.
2. Allah’ın tümelleri bilmesi, ama tek tek eşyayı bilmemesi hususu.
3. Ahiret hayatının maddî değil, ruhanî oluşu. Oysa ahiretin maddî olduğu konusunda ayetler vardır. Fakat Gazâlî, metafizik konulardaki hatalarından dolayı filozofların her sözünün yanlış olduğu sonucuna varmanın da yanlış olacağını ifade etti. Tûs’taki medrese ve dergâhında ders vermeye devam eden Gazâlî, 1111 yılında Tûs’ta vefat etti.
Dipnot:
1- Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 120