Bu makalemi şirke tahsis etmemin sebebi, bilhassa son zamanlarda bu illetin çok sistematik ve sinsîleşerek sosyal ve İslâmî hayatımızı zehirleyip tehlikeli boyutlara gelmiş olmasıdır.
Bu meseleyi Allah’ın (cc) izin ve nusretiyle doğru teşhis ederek bu yaraya merhem sürmek istiyorum. Gayret bizden, nusret Rabbimizden.
Bilindiği gibi şirk: Allah’ın (cc) yerine konan her şeydir ve İslâmî itikada göre başlıca ikiye ayrılır:
1. Ulûhiyete karşı olan şirk:
2. Rubûbiyete karşı olan şirk.
Biz tevhid ehli olduğumuz için ulûhiyet şirkini çok kısa ifade edip, esas baş belamız olan Rubûbiyet şirki üzerinde durmak istiyoruz.
1. Ulûhiyete karşı şirk: Allah’tan (cc) başka, ilâh ve ilâheler telakki ederek, meseleyi putlara indirgemektir. Bunlara teslis de dâhildir.
2. Rubûbiyete karşı olan şirk: Allah’ın (cc) fiillerine ortak telakki etmek, bizim için asıl tehlike budur. Yani Rubûbiyet sıfatının kâinattaki tecellilerini idrak edemeyip, hâşâ rubûbiyeti eşya ve tesadüfe isnat ederek, Allah’ın (cc) kâinattaki mutlak egemenliğini, idaresini ve mülkünü sebeplere veya tabiata vermektir. Meselâ, meyveyi ağaca, balı arıya vermekle, sebeplere tesir-i hakikî vermek gibi. Halbuki Üstad “Tahakkuk etmiş hakaikdendır ki, te’siri hakikî yalnız ve yalnız Allah’ındır”(İşârâtü’l-İ’caz, s. 92) demekte olup, bizim kesin itikadımız da budur. Fakat bize sinsice ezberletilen öyle sözler vardır ki, biz onların küfrü işmam ettiğinin farkında bile değiliz. Meselâ: “Güneş doğuyor, yağmur yağıyor” gibi. Gerçi lafız küfrü işmam etse de bizim niyet ve itikadımız reddettiği için paçayı kurtarabiliriz; fakat “doğduruluyor ve yağdırılıyor” diye düzeltsek, her ihtimale karşı çok iyi olur. Bir de asıl tehlikeli olan şirklerden biri de ibadetlerde riya yapmaktır.
Bizim üzerinde duracağımız en mühim mesele de gizli şirktir. Yani farkında olarak veya olmayarak içine düşülen, iştirak veya teşrik hadisesidir. Netice itibariyle şirkin gizlisi de, aşikârı da şirk olup, Allah’a (cc) eş ve ortak koşmaktır. Yani şirki hafî de şirktir. Onun adının hafî olması, hafif olması anlamına gelmez; bilakis nifakı ve fıskı da ihtiva ederse daha eşed olur. Hatta putperestlikler dahi hafî şirkle başlamışlar ve çok iyi niyetle de olabilmişlerdir. Meselâ:
Rivayete göre putperestliğin başlangıcı da, İdris (as) gibi çok tatlı dilli, güler yüzlü, hoş sohbet birinin vefatından sonra onu hatırlatmak gibi masum bir düşünceyle önce onun bir maketiyle başlayıp, ilgi arttıkça daha sonra büyütülüp büst ve puta çevrilerek çoğaltıldığı rivayet olunur. Hatta Hz. İbrahim’in (as) oğlu İsmail’e olan ilgi ve sevgisi dahi gizli bir şirk tehlikesini ihsas ettiği için Cenâb-ı Allah (cc) rakip kabul etmediğinden, kurbanlığını emretmesi mevzu bahistir. Yine İsa’nın (as) putlaştırılması dahi çok açık bir şirk vakıasıdır.