Patlak veren büyük “fon krizi”nin siyasette ve ticarette sebep olduğu kırılma artarak devam ediyor. İktidar partisi bazı küçük adımlarla bu krizi savuşturmayı düşünüyordu, ama son günlerdeki tartışmalara bakılırsa büyük bir fatura ödenecek gibi görünüyor.
Borsada yaşanan yolsuzluğu değişik şekillerde yorumlayanlar var, ancak iktisatçı Prof. Dr. Ensar Yılmaz’ın ortaya çıkan tabloyu “Finansal Susurluk” olarak tanımlamış olması ayrıca dikkat çekici. Gençler belki “Susurluk Kazası”nı hatırlamaz ama ilk bakışta basit bir “trafik kazası” gibi görünen hadise büyük siyasî sonuçlara sebep olmuştu. 3 Kasım 1996 tarihinde Balıkesir-Bursa karayolunda meydana gelen bu kaza, Türkiye’de devlet, mafya ve siyaset ilişkilerini kısmen de olsa gün yüzüne çıkaran kritik bir trafik kazası olarak tarihteki yerini almıştı.
İktisatçı Prof. Dr. Ensar Yılmaz, fon krizinin münferit bir dolandırıcılık vakasıyla açıklanamayacağını belirtip şöyle demiş: “Bir tür finansal Susurluk durumudur. Bilinen ilişkiler ağı görünür hale geldi, bir tür yakalanma anıdır.” (Serbestiyet, 4 Ekim 2026)
Prof. Dr. Yılmaz’ın yazısının bir bölümü şöyle: “Eylül 2026’da Türkiye sermaye piyasalarında patlak veren fon krizi, bu iki durumun (içine çekilme ve terk edilme) eş zamanlı işlediği tipik bir vakadır. Yatırımcılar öncelikle sisteme çekilmiştir. (...) Bu noktada yatırımcı profili homojen bir kurban tablosundan ibaret değildir; birikimini enflasyona karşı koruma arayışındaki rasyonel hanehalkı ile sürdürülemez getiri vaatlerinin peşine takılan spekülatif iştah aynı potada erimiştir. Ardından sistem bu aktörleri terk etmiştir: Olağandışı getiri serileri, sığ hisselerde yoğunlaşan pozisyonlar ve serbest fonların perakende yatırımcıya hızla açılması gibi açık risk işaretlerine rağmen düzenleyici çerçeve zamanında müdahale etmemiştir. Kriz patladığında ise kamusal anlatı, sistemik zafiyeti perdeleyerek sorumluluğu tek yönlü bir ‘yatırımcı açgözlülüğüne” indirgeme eğilimi göstermiştir. Oysa (...) tasfiye kararı verilen 131 fonda yaklaşık 455 bin yatırımcının bulunması, meselenin bireysel bir risk iştahı sınırını aşarak kitlesel bir olaya dönüştüğünü kanıtlamaktadır.
“Eylül 2026 krizi, aniden ortaya çıkan bağımsız bir piyasa kazası değil; yıllar içinde biriken yapısal risklerin, denetim ertelemelerinin ve yoğunlaşma körlüğünün kaçınılmaz bir kırılma noktasına ulaşmasıyla olgunlaşan bütüncül bir süreçtir. (...) Portföy fonlarında patlayan ödeme temerrütlerinin ardından (...) 131 fonu kapsayan tasfiye kararı, meselenin varlıkların kâğıt üzerindeki fiktif değerleri ile bunların piyasadaki gerçek karşılığı arasındaki derin kopuştan kaynaklandığını gösteriyor. Tasfiye edilen fon büyüklüğünün 800 milyar TL’yi aşması ve bu devasa tutarın yaklaşık üçte ikisinin tek bir grupta toplanmış olması, krizin marjinal bir alanda değil, finansal sistemin geniş tabanlı bireysel finansal yatırım kanallarında yaşandığını ortaya koymaktadır. (...) Kriz, finansal bir olay olmanın ötesinde, bir “suç anı ve mahalli” gibi düzenleyici ile düzenlenen arasındaki ilişkiler ağını da görünür kılmıştır. Bir tür finansal Susurluk durumudur. Bilinen ilişkiler ağı görünür hale geldi, bir tür yakalanma anıdır.”
Susurluk kazasında ‘yakalananlar’a tam olarak hesap sorulamadı, umalım ki fon yolsuzluğuna katılanlar adil hesap sorulur...