Ahmed Sabri Görmüş: “Gündemde olan; ABD, İsrail’in İran'a saldırısı üzerine olaylarla ilgili bir taraf evanjelist-siyonist diğer tarafta farklı mezhebe mensubiyeti açısından kamuoyunda farklı yorumlar yapılıyor. ‘Zulme rıza zalimdir; taraftar olsa, zalim olur’ düsturuna göre aklen-kalben oluşan meyiller açısından nasıl bir değerlendirme yapılabilir.”
Kimler Savaşıyor?
Evanjelistler, İncil’in mesajını yaymayı amaçlayan Hıristiyan gruptur. Evanjelizm Yunanca “iyi haber” demektir. Müjde manasındaki euangelion kökünden türemiştir. İncil’i yazan, yayan, vaaz eden, Protestanlığın muhazakâr kanadını temsil eden Hıristiyanlara evanjelist denir. Özellikle Amerika’da etkilidir. İncil’i kelimesi kelimesine doğru sayarlar ve uyarlar. Misyonerlik faaliyetleri ile öne çıkarlar.
Siyonizm ise, bir Rus Yahudîsi olan ve 1864-1937 yılları arasında yaşayan Nathan Birnbaum tarafından siyasî bir terim olarak ortaya çıkarılmıştır. Kelimenin kökü Kudüs’ün yedi tepesinden biri olan “Siyon” adındaki tepeden gelmiştir. On Dokuzuncu Yüzyılın son çeyreğinde kurulmuştur. Birnbaum’a göre Siyonizm; Yahudîleri Filistin’e yerleştirme maksadı güden ve üyeleri Yahudîlerden oluşan bir siyasal örgüttür.
Bu savaş, Evanjelistler ile Yahudîlerin İslâm ile savaşları mıdır? Yok, biz öyle demeyelim.
Ancak Yahudîlerin Evanjelistleri peşine takarak Gazze’ye, oradan Lübnan’a, sonrasında İran’a sıçrattıkları, yani aslında ve tabiî ki İslam’a, en azından İslâm milletlerine karşı yaptıkları bir savaştır.
Ancak iş bu kadar değildir.
Bir Müjde
Talebesi Mustafa Sungur’un aktardığına göre Bediüzzaman Hazretleri Ortadoğu’da bir savaş çıkacağını, bunun Üçüncü Dünya Savaşı mahiyetinde İslâm milletleri üzerinde döneceğini haber veriyor ve fakat bu savaşın Türkiye’ye sıçramayacağını müjdeliyor.
Meselâ Türkiye olarak elbette yapacaklarımız vardır. Bunları ihmal edersek, savaşı üzerimize çekersek, âlem-i İslam’ın dertleriyle ilgilenmezsek, savaşın haksız tarafıyla içli dışlı olursak, haklı taraf olan Gazze’yi, Filistin’i, Lübnan’ı, İran’ı yalnız bırakırsak, kanaatlerimizi sorumsuzca ortalığa yaymaya çalışırsak… Başımıza ne geleceğini garanti edebilir miyiz?
Anlaşılıyor ki, bu bir ahirzaman savaşıdır. Çünkü, yok yere Yahudîlerin sebep oldukları bir savaştır. Onca ölüm ve zulmü nereye koyacaksınız? Barışla çözülebilecek bir çok hususta, İsrail, bir yönüyle, -iç kamuoyunu hesaba katmadan- savaşmayı ve öldürmeyi seçmiştir. Ve Amerika’nın gereksiz yere -kendi kamuoyuna rağmen- önünü çektiği ve koşarcasına katıldığı bir savaş haline gelmiştir.
Müslüman’ların, ne Filistin’in, ne Gazze’nin, ne Lübnan’ın, ne İran’ın hiçbir biçimde sebep olmadığı bir savaştır. Ama düşman üzerinize gelirse, düşman öldürmeye devam ederse, siz de Allah’a güvenerek gücünüzü göstereceksiniz! Bunda haklısınız!
Zaten dünyanın sağduyulu kamuoyu da sizi destekliyor. Dolayısıyla haklı olan sizsiniz!
Bu Savaş Nereye Evrilir?
Bediüzzaman diyor ki: “Yahudî milleti hubb-u hayat ve dünyaperestlikte ifrat ettikleri için, her asırda zillet ve meskenet tokadını yemeye müstehak olmuşlar. Fakat bu Filistin meselesinde; hubb-u hayat ve dünyaperestlik hissi değil, belki enbiya-yı Benî İsrailiyenin mezaristanı olan Filistin, o eski peygamberlerin kendi milliyetlerinden bulunması cihetiyle, bir cihette bir ehemmiyetli hiss-i millî ve dinî olmasından, çabuk tokat yemiyorlar. Yoksa, koca Arabistan’da az bir zümre hiç dayanamayacaktı, çabuk meskenete girecekti.”1
Yahudîler, meseleye “hiss-i millî ve dinî” olarak yaklaşmışlar ve tokat yememişlerdir, evet. İşin devamında ise arkalarına Amerika’yı alarak, zulümlerine devam edip, inadına öldürmeyi seçtiklerinden, tokadı hak ettikleri görülüyor.
Ama tokat onlara ne zaman gelir? Bu savaş nereye evrilir? Ahir zaman hadisatı neler getirir? Yaşayıp göreceğiz.
Dipnot:
1- Şualar, s. 435.