"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Sevap kazanma tehlikesi

Süleyman KÖSMENE
27 Mayıs 2020, Çarşamba
Hasan Bey: “İhlâs Risalesi’nde, “Eğer ‘ben sevap kazanayım, bu güzel meseleyi ben söyleyeyim’ arzunuz varsa, çendan onda bir günah ve zarar yoktur; fakat mabeyninizdeki sırr-ı ihlâsa zarar gelebilir.” bölümünde geçen, “fakat mabeyninizdeki sırr-ı ihlâsa zarar gelebilir” cümlesini açıklar mısınız?”

Vazgeçilmez Şart

İhlâs bütün âhiret amellerinde en vazgeçilmez şarttır. İhlâs olmadığında, sevap kazanma hissi tehlike saçmaya başlar. Ve salih amellerin değerini sıfıra indirir. Ele avuca bir şey bırakmaz. Dünyada ihlâssız kimse, ahirette eli boş kalan kimsedir. Peygamber Efendimiz (asm) bundan dolayı uyarıyor ki, “İyi amel sahipleri helâk olur. Ancak ihlâslı olanlar kurtulur. İhlâslı olanlar bile büyük bir tehlike ile karşı karşıyadırlar.” 1

Bu tehlike ölünceye kadar peşimizi bırakmaz. İşte Üstad Hazretleri’nin İhlâs Risalesi’nde önemle işlediği düsturların her birisi şeytana karşı birer çelik zırh hükmündedir. İhlâs düsturlarına uyduğumuzda Allah’ın izniyle şeytana girecek kapı bırakmamış oluruz.

Bahsettiğiniz bölümde, en masum bir gerekçe üzerinde şeytanın nasıl bir tahribat yapabileceğine işaret ediliyor. “Ben sevap kazanayım, bu güzel meseleyi ben söyleyeyim” arzusunda, eğer ucb ve enaniyet duygusu varsa, bu, insanın amelini tehlikeye atar. Şeytanın eline malzeme verilmiş olur. Şeytan eline düşen “benlik” malzemesini kullandığı dakikada hırsla peşine düştüğümüz sevaptan bir istifademiz olmaz.

İstemeyen Bir Arkadaştan Gelen Kârlar

İşte Üstad Hazretleri bu tehlikenin ağına düşmememiz için diyor ki: “En lâtif ve en güzel bir hakikat-i imaniyeyi muhtaç bir mü’mine bildirmek ki, en masumane, zararsız bir menfaattir; mümkünse, nefsinize bir hodgamlık gelmemek için, istemeyen bir arkadaş ile yaptırmak hoşunuza gitsin.” 2

Demek, istemeyen bir arkadaşa bunu yaptırdığımızda, şu kârları elde ediyoruz:

1- Bizim nefsimiz hodgamlık, benlik ve kendini beğenmişlik tehlikesinden kurtuluyor.

2- İstemeyen arkadaşımızın sevap almasını sağlıyoruz.

3- Arkadaşımızın nefsini kendi nefsimize tercih etmekle Kur’ân’ın emrettiği îsâr hasletini 3 yaşama sevabına ulaşıyoruz.

4-  “İştirak-i amal-i uhrevî” düsturu ile, kardeşimizin sevap almasını gönülden arzu ettiğimiz için biz de onun aldığı aynı sevabı Allah’ın izniyle alıyoruz.

5- Aramızda ihlâsla bina edilen muhabbet ve uhuvvet kuvvet kazanıyor.

6- İhlâs sırrı zarar görmüyor.

Benlik Davası Nasıl Biter?

Tam ihlâsa muvaffak olmak, bu dini, dinin sahibi olan Allah’a teslim etmekle, bir kul olarak O’na teslim olmakla ve O’nun yolunda ve önünde kendi benliğinden geçmekle başlar.

Kendimizi, bir ismi tamamlayan harf olarak gördüğümüz dakikada benlik dâvâsı biter; “biz olma” şuuru devreye girer. Kendimizi “biz” olarak hissettiğimiz an, şahsî hiçbir kaygımız, ne makam, ne unvan, ne isim, ne resim, hiçbir derdimiz kalmaz. Benlik handikabını böylece aşabildiğimiz ölçüde, kendimizi “biz” havuzuna atmamız, “biz” havuzunda erimemiz, “biz” havuzunda kendimizden geçmemiz zor olmaz.

Tam ihlâsa muvaffak olmanın en kolay ve en sağlıklı yolu da, işte bu “biz” havuzunu kazanmaktan geçer. Burada bütün şeref “biz”e aittir, bütün sevap havuzdaki herkesindir.

Üstadımız, kendi muazzez şahsını dâvâsı içinde eritmiş ve sahip olduğu şeref ve makamı şahs-ı maneviye mal etmiştir. “Ben de sizin bu ders-i Kur’âniye’de bir ders arkadaşınızım... Ben makam sahibi değilim.” 4; “Nurdaki ihlâsı bozmamak için, uhrevî makâmât dahî bana verilse, bırakmaya kendimi mecbur biliyorum.” 5 ifadeleriyle Bedîüzzaman, tam ihlâsı yakalamanın ve muhafaza etmenin en tehlikesiz yolunun kendi nefsini bu yolda toprak bilmekten, vücudunu Yaratıcısına fedâ etmekten ve benliğini “biz havuzunda” eritmekten geçtiğini gösteriyor.

DUÂ

Allah’ım! Ucbdan, riyadan, ihlâssızlıktan, Senin rızanı gözetmeyen kaygılardan Sana sığınırım. Amelimi ucba yedirme! Sevabımı riya ile bitirme! Hasenatımı seyyiata yenik düşürme! Günahlarıma mağfiret eyle! Âmin.

Dipnotlar:

1- Keşfü’l-Hafâ, 2/312. 2- Lem’alar, s. 166. 3- Haşir Sûresi: 9. 4- Emirdağ Lâhikası, s. 367. 5- a.g.e., s. 233.

 

Okunma Sayısı: 2187
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ali

    27.5.2020 15:22:19

    Şu anda; aralarımızda;" meyli tefevvuk, faziletfuruşluk, teveccühü nas/ şöhret, manayı ismi,gıpta ve haset damarını tahrik.." bir örümcek gibi bizi esir almıştır.Halil ve hılletli bildiğin birine harika bir hizmet göstersen; ya görmez ya takdir etmez kusur bulur, ya da manayı ismiyle bakar.Mesela desen; yüz hastalar risalesini hastanede nasıl dağıtıp ceza yeyip eziyet çektiğini hikaye etsen; o sadece der ki; bu hizmet hikayesinin şu cümlesi vurucu.Vallahi bak yaşanmıştır.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı