"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Müceddid-i ahir zamanın veziri

Tuğba Çolak
07 Nisan 2019, Pazar 00:47
Uhuvvetti bir araya getiren, tesanüd idi birlikte tutan, sadâkat idi dâvâsındaki asıl mesele, sebat idi dâvâsını dâvâ yapan…

Vefatının 48. yılında rahmetle anıyoruz...

Bütün bu mübarek kelimelere haiz olmak nedir bilir miyiz ki? Ya da sadâkati, sebatı, şefkati, tefekkürü, uhuvveti iliklerimize kadar, son nefesimizi vereceğimiz ana kadar yaşamak nedir bilir miyiz ki? İman, Kur’ân, İslâm şerbetini içip, terakkiyatı için ölmeyi bile göze almak nedir bilir miyiz ki? İşte bütün bunları gaye edinen ve hayatının merkezinde en önemli unsurlar olduğunu idrak eden bir ağabey tanırız Zübeyir Gündüzalp. İmanın inkişafını, terakkiyatını kendine borç bilen bir ağabey tanırız Zübeyir Gündüzalp. Üstadından aldığı her ders sayesinde nesl-i atinin saadet-i ebediyelerini düşünen, Kur’ân hakikatlerinin her zaman her yere yayılmasını vazife olarak telâkki eden, bir gencin bile dinsiz olmasına katlanamayan bir ağabey tanırız yine Zübeyir Gündüzalp. Bu mübarek kelimeleri yaşatan ve yaşayan, Üstadının sözünden ayrılmayan, ‘Üstadım dediyse doğrudur’ deyip bütün eza ve cefalara gözü kapalı, korkusuzca, dimdik durabilen ihlâs kahramanı Zübeyir Gündüzalp…

 Yıl 1920. Bediüzzaman Hazretleri’nin ‘bin talebe kuvvetinde!’ kabul ettiği sadâkat timsali Zübeyir Ağabey Ermenek ilçesinde dünyaya gelmiştir. Ailesi tam bir Osmanlı ailesidir. Helâl ve haram gerçekleri olan, İslâmın tam yaşanmaya çalışıldığı bir hanede büyümüştür. Dedesi, annesi, babası ve yakın çevresi dine çok bağlı ve dikkatli olan bir ailedir. Ve pek tabiî ki Zübeyir Ağabey de aynı seciyelere ortak bir şekilde çocukluğunu geçirmiştir. İlkokulu bitirdikten sonra sıra dışı kabiliyetleriyle dikkat çekmeye başlar ve Ermenek Postanesi müdürü fark edip postanede çalışmasını temin eder. Çalıştığı sıralarda teftişe gelen bir müfettiş Zübeyir Gündüzalp’in yeteneklerinin farkına varıp eğitiminin devam etmesini ister ve Silifke’de ortaokula başlar. Konya’da açılan bir imtihan ile Ermenek Postanesi’nin resmî telgraf müdürü olmayı hak kazanır. Askerliğe gidip geldikten sonra Konya Postanesi’nde çalışmaya başlar. Ve artık bu dönemden sonra dâvâ yoluna yavaş yavaş girmeye başlar Zübeyir Ağabey. Zübeyir Ağabey Konya’dayken Bediüzzaman Hazretleri Denizli hapsindedir. 11 ay Eskişehir zindanlarında, oradan Kastamonu’ya, sonrası Afyon’un Emirdağ kazasına ikamete mecbur tutulur. İşte Bediüzzaman Hazretleri Emirdağ’dayken Zübeyir Ağabey ilk defa Said Nursî ismini ve Risale-i Nur eserlerini duyar. 1944 yılının Konyasında ise Nurculuk faaliyetleri de yavaş yavaş filizlenmeye başlar. Ve Zübeyir Ağabey için de kader ağlarını Nurculuk için örer adeta. Bir cami arkadaşı vardır. Bu dâvâyı tanıtan ve Zübeyir Ağabeyin ‘sebeb-i saadetimdir’ dediği Rıfat Filizer. Zübeyir Ağabeye anlatabildiği kadar Bediüzzaman’ı ve Risale-i Nurlar’ı anlatır, anlatır. Fakat Zübeyir Ağabey ilk başta kabul etmez, okuması gereken farklı kitaplarının olduğunu söyler. Ve 6 ay kadar bu hususta çok çalışır Rıfat Filizer. 6 ay sonrasında ise Rabbimizin de inayetiyle Zübeyir Ağabeye bu bahtiyarlığa ermek nasip olur. Ve okuması gereken onca kitap varken Bediüzzaman Hazretleri’ni tanıdıktan sonra bütün ilgi ve alâkası ile Risale-i Nurlar’a döner. Ama o dönüş nasıl bir dönüş? Bütün varlığını Kur’ân hizmetine adayan büyük bir adamın dönüşü. Hiçbir dünyevî makam sevdası olmayan büyük bir dâvâ adamının dönüşü. Dâvâsı için ölümü bile göze alan, kıymet vermeyen büyük bir hizmet kahramanının dönüşü. Tek hakikat bulduğu kelimesi ‘Üstad, Risale-i Nur; Üstad, Risale-i Nur’ olan sadâkatli büyük bir adamın dönüşü.

Risale-i Nurlar’ı tanıyıp, sürekli okumaya başlar Zübeyir Ağabey. Okudukça okur. Adeta maddî manevî her şeyi için bir ilâç bulmuşçasına Risale-i Nurlar’ı doyasıya içer. ‘Okumakla imanı kuvvetleşen, ruhu İslâmî celâdet ile şahlanan Zübeyir 1’ Ağabey Risale-i Nurlar’ın müellifini artık tanımak ister. Ve 1946 yılında Mehdi Halıcı ile Bediüzzaman’ı görmeye giderler. Ve ilk görüşmede Zübeyir Ağabey kendini kaybeder adeta. “Ben hayatımda hiç ağlamazdım. Üstadın elini öper öpmez dünyam bir anda değişti. Neye uğradığımı şaşırdım ve kendimi kaybederek ağlamaya başladım. Kendimi bir türlü durduramadım. Hayatımda hiç böyle ağlamamıştım. Üstad ağlamama bakmadan ders verdi. Namaz vakti girdi. Fakat namazda da ağlamam kesilmedi. Biz güya mektep okumuştuk. Üstadı ziyaret etmeden önce Risaleleri okuyordum, ama anlamıyordum. Bazen bir sayfayı kırk dakikada okurdum, yine anlamazdım. İlk ziyarette Üstadımız, ‘Kardeşim sen oku! Anlamasan da devam et. Risale-i Nur yalnız akla hitap etmiyor. Akıldan başka kalbe, ruha ve sair lâtifelere de hitap ediyor’ diye o zaman bana ders vermişti.” 2 Zübeyir Ağabey daha da tutunur dâvâsına, Üstadına. Artık tek emeli Risale-i Nurlar’ın neşridir ve Üstadının hizmetine girmektir.

Bediüzzaman Hazretleri 1948 Ocak ayında Afyon hapsine getirilmesiyle Zübeyir Ağabey harekete geçer ve tek derdi Üstadının yanında olmaktır. Ve İsmet İnönü’ye telgraf çeker. “Siz ‘Nurcu, Nurcu’ diyorsunuz. Burada devletin resmî bir memuru var. O en büyük Nurcudur. Devrimler diyorsunuz, ama burada devrimlerin temeline dinamit koyan bir PTT memuru var, kimse ilgilenmiyor.” Ve Zübeyir Ağabey tutuklanır. Bu nasıl bir sadâkattir? Nasıl bir hizmet aşkıdır? Son nefesine kadar Kur’ân hizmeti için, Risale-i Nurlar’ın neşri için, nefsini öldürüp iman hakikatlerine hayatını adayan bir sadâkat kahramanı. Yaratılış gayesini unutmadan ve bu gayeye doğru ilerleyen ve hiç şaşmayan tam bir ubudiyet. Allah’ın rızasından başka hiçbir şey gözetmeyen bir Müslüman. Ve sonunda ‘küçüklerden arınmasını bilip, büyükleri şahsında cem etmiş’ 3 bir kahraman. Evet bütün bu hasletlere sahip olan Zübeyir Ağabey en çokta cesurluğundan söz ettirmiştir küçüklüğün beri. Bunun en mükemmel örneğini Afyon mahkemesi müdafaasında görüyoruz. Şöyle ki; “Beyhude hiç uğraşmasınlar. Kâinatın kuvveti toplansa, bizi Üstad Said Nursî’den ve Risale-i Nur’dan ve bizi bizden ayıramazlar. Yüksek Mahkeme Heyeti’nin huzurunda bilâperva onlara söylüyorum: Onlar iyi bilsinler ve titresinler ki, gürültüye pabuç bırakmıyoruz. Yirmi seneden beri milyonlarla insana din, iman, İslâmiyet, fazilet dersi veren ve onları dinsizlikten muhafaza eden Kur’ân tefsiri Risale-i Nur uğrunda idam edileceksem, sehpaya ‘Allah Allah, yâ Resulallah’ sadâlarıyla koşarak gideceğim. Komünizme kapılıp dininden çıkan, ebedî felâketlere yuvarlanan ve vatan haini olarak kurşuna dizdirecek cürümlerden gençlerimizi koruyan Risale-i Nur uğrunda kurşunla öldürüleceksem, o kurşunlara çekinmeden göğsümü gereceğim. Üstadım Bediüzzaman için hançerlerle parçalanırsam etrafa sıçrayacak kanlarımın ‘Risale-i Nur, Risale-i Nur’ yazmasını Rabbimden niyaz ediyorum” 4 diyor Zübeyir Ağabey büyük bir celâdetle.

Zübeyir Ağabey Üstadın vefatından sonra asıl destanı yazar. Üstadın hizmetine girdikten sonra Nur mesleğinin, hizmetinin bütün esaslarını öğrenir, yaşar, öğretir. Üstadın vefatından sonra hangi zorluklar çıkarsa çıksın, ihtilâf rüzgârları eserse essin hiçbirinin karşısında sarsılmaz, yenilmez bir hizmet adamıdır. Ve ülkenin çeşitli yerlerine giderek talebeler arasındaki muhabbeti, ittifakı sıkı tutmaya çalışır. Hakikat mesleğine azamî sadâkatle bağlıdır ve bu meslekte hiçbir fedakârlığı yapmaktan da geri durmaz ve “İmanı kurtarmak, Kur’ân’a ve Nur’a hizmet gibi mukaddes ve asil bir dâvâ uğrunda hayatımı fedadan çekinmeyeceğim” 5 der Zübeyir Ağabey.

Sadâkat kahramanı, fedakâr hizmetkâr, Üstadında ve Risale-i Nurlar’da fani olmuş bir dâvâ adamı. İşte örnek alacağımız mükemmel bir dik duruş Zübeyirî çizgi. Uhuvvetimizi sağlam tutacağız, ittifak edeceğiz, tesanüdümüzü sağlam zincirlere vuracağız ki bir olacağız kuvvet doğuracağız, Üstadımıza, Risale-i Nurlar’a sadâkatle bağlanacağız ki talebe-i ulum yolunda ilerleyebileceğiz ve sebatlı olacağız ki dâvâmızı hafife almayacağız. İşte bütün bunlar Zübeyir Ağabeyde cem olmuş ve bizler Risale-i Nur okuyucuları olarak Zübeyir-i çizgiden ve Üstadımızın içtimaî, siyasî ve sosyal hayattaki düsturlarından vazgeçmemeliyiz.

Nurun kahramanı Zübeyir Ağabeyi rahmetle anıyoruz. 

Allah ondan ebediyen razı olsun. 

Dipnotlar:

1. Hümeyra Titer, “Büyük Adam” http://www.gencyorum.com.tr/2018/04/buyuk-adam/ (Erişim Tarihi:31.03.2019).

2. İbrahim Kaygusuz, Zübeyir Gündüzalp Hayatı Mefkûresi, 1. Baskı, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 2007, ss. 102-103.

3. Hümeyra Titer, “Büyük Adam”, http://www.gencyorum.com.tr/2018/04/buyuk-adam/ (Erişim Tarihi: 31.03.2019)

4. İbrahim Kaygusuz, Zübeyir Gündüzalp Hayatı Mefkûresi, 1. Baskı, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 2007, s. 132-133.

5. Nefis Muhasebesi, Yeni Asya Neşriyat, s. 52.

Okunma Sayısı: 1037
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı