Daha önceki yazımızda Cennet Bahçesindeki hissiyatımı yazmıştım.
Şimdi ise, sadâkatle, samimiyetle, sabırla, ciddiyetle, ihlâsla iman hakikatlerine hizmet eden, Risale-i Nurlar’ın saff-ı evvel kahraman hadimlerini ziyarete gidiyoruz.
Kabristan, Barla’nın yüksekçe bir yerinde, tepede. Ne mutlu onlara ki, kabristana her gittiğimizde gördüğümüz ve şahit olduğumuz bir manzara; ziyaretçilerin birileri geliyor, birileri gidiyor. Bu da bize gösteriyor ve hatırlatıyor ki iman hakikatlerine zor zamanlarda, zor şartlarda hizmetkâr olmanın mükâfatı da büyük oluyor. Biz de bu düşünceler içinde okumalarımızı okuyup duâlarımızı edip hediyelerimizi takdim ettikten sonra oradan ayrılıyoruz.
Üstadımızın kaldığı evleri ziyaret edip dersimizi de okuduktan sonra, Üstadın övgüyle bahsettiği, “Hulusi-i Sani” dediği, Bedre Köyü’ndeki Sabri Abinin ve hanımının kabirlerini de ziyaret ediyor ve Çam Dağı’na diye yola çıkıyoruz. Birden hesapta olmayan, bir mektupta bahsi geçen, Karacaahmet, Bağören (İlama) Köyü yol ayrımından içeri giriyoruz. 100 metre ileride ardıç ağaçları arasında üstü açık Karaca Ahmet Türbesi’ni ziyaret ediyoruz Allah kabul etsin, mekânları Cennet olsun diyerek yolumuza devam. İstikamet Çam Dağı.
Daha önceleri toprak olan yollar, şimdi taş döşeli. Rahat bir şekilde çıkılıyor, ama size şunu düşündürüyor: Peki Üstadımız bu kadar yüksek ve uzak bir yere nasıl çıkmış? Nasıl gelmiş? O zaman araba yolu yok diye bizlere derhatır ettiriyor, düşündürüyor. Şimdi ise arabalar Çam Dağı’nın eteklerine kadar geliyor. Orada oturup çay kahve içilebilen yer de var. Çam Dağı’na yürüyerek çıkılacak kısmında da düzenlemeler yapılmış, tamamen tabiî ağaçlardan bazı yerlere merdivenler yapılmış, kavisli olmasından çıkışı kolaylaştırıyor, aynı zamanda yorulduğunda oturulabilecek masalar da koyulmuş, iyi düşünmüşler, Allah razı olsun. Zirveye çıktığında insanda yorgunluk kalmıyor zaten, iyi ki de çıkmışım dedirtiyor.
O manzara, Üstadımızın sözünü hatırlatıyor: “Ben bu mekânları Yıldız Sarayı’na değişmem...” Haklısın Üstadım dedirtiyor insana. Kâinatın Yaratıcısının yarattığı muhteşem, mükemmel, müzeyyen, sergileri, tefekkürnameleri insanların yaptığı saraylarla değişmek, yine Üstadımızın bizlere Risale-i Nurlar’da sıkça güneş örneği verdiği gibi, güneşin ısısını, ışığını, aydınlığını, yerdeki lambaların ısısı, ışığı, aydınlığıyla değişmek gibi olduğunu, Üstadımızin yine bize bir cümleyle çok büyük dersler verdiğini Çam Dağı’nda hissedebiliyorsunuz. Rabbim Üstadımızdan ebediyyen razı olsun diyorsunuz.
Rüzgârın nesimiyle, çam ağaçlarının hemhemeleriyle birlikte 3. Mektubu tefekkürle okuyoruz. Üstadımızın söylemiş olduğu her bir kelime hakikatlerle dolu define sandukçalar. Rabbim Risale-i Nurlar’ı okuyabilmeyi, okuduğumuzu anlayabilmeyi, anladığımızı hayatımıza geçirebilmeyi, hakikat dolu sandukçalardan istifade edip nasiplenebilmeyi bizlere, evlâtlarımıza ve bütün ümmet-i Muhammed’e (asm) nasip eylesin inşaallah. Amin.