Siz deyin boşa zaman, ben diyeyim avunmak, zihni dağıtmak; dizi izlemek itiyadım var. Televizyondan asla değil. Ara ara telefondan ve uzun süre ayırmadan. Dijital platformlarda müsbet içerikli olanları buldum mu "Bu ülkede her şey fena bozulmuş" yakınmasından "Bu ülkenin kültürel hafızasının gençlere aktarılması noktasında çaba sarf edenler hâlâ ve iyi ki var" düşüncesine gelip ümitvar oluyorum. İzlerken de oyuncunun yeni haline ibret nazarıyla bakıyor, seyirden bağımsız bir düşünce deryasına dalıyorum. Malum bu oyuncular standart bir güzellik algısının üstünde seçiliyorlar. Hayran kitleleri oluşuyor, devamlı reklamlarını yapıyorlar. Birkaç yıl sonra kimi unutuluyor, kimi devam ediyor, kimi çeşitli operasyonlarla elindeki tek silahı gençlik ve güzelliğini korumaya çalışıyor. Heyhat! Boşa çaba! Yeni yüzüyle gördüğümde, hayatı verenin kanunlarına direnmenin beyhudeliğini görüyorum.
Adı üstünde gösteri dünyası, bu hayat tarzı genele teşmil edilemez denilebilir. Ama maalesef bugün manevî değerlerden çok maddî olanlara rağbetin arttığı, herkesin az çok bu algıların tesirinde olduğunu kim inkar edebilir? Evlilikte temel kriterlerin ne olduğu hepimizce malum iken zenginlik, güzellik, yakışıklılık, kariyer kıstaslarının diğerlerinden önde olduğunu kim görmezden gelebilir?
Evlilik ve aile yapısının sağlam temellerinden biri dindarlık, ahlâkî değerlere sahip olmak. Elbette gönül sevecek, göz eşini daima güzel bulacak. Ama kanun böyle, geçecek. Geçti diye gönül geçmeyecek, yaşlandı, hasta oldu mu merhameti daha da artacak, şefkatle kucaklayacak eşler birbirini. Allah'ın koyduğu manevî kanun ve işleyiş bu.
Gençlerimize, ihtiyarların birbirlerine olan muhabbetlerini göstermek, "Ömür Dediğin" gibi programlarda eşlerin şartsız, kayıtsız sevgilerini, dayanışmalarını dikkat nazarlarına sunmak, hayat arkadaşlığı denilen şeyin ebedî olanına namzet olmalarına, eften püften sebeplerle, buluttan nem kapan duygusallıklarla bağları zedelememelerine; kısaca ebede namzet bir birlikteliğin, şaşaalı törenlerin lay lay lomlu paylaşımlarının çok ötesinde bir şey olduğunu idrak etmelerine vesile olmak bu zamanda ehemmiyetli bir çaba. Evlilik flört değil, sıkıldım harç bitti yapı paydos deyip adayı kolayca terk etme basitliğinde bir kurum değil, yeniye yelken açma arsızlığı ve lüksüne kaçılan bir mel'abegâh hiç değil. İlk günkü gibi deniyor ya ehl-i dünya ağzında da; o ilk günden daha dem ve damarlara işlemiş hakikî bir muhabbete talip olmak ve devam ettirmektir.
Geçici olmayan güzellikleri görmek, onlara değer vermek ve en mühimi Allah için sevmek, Allah'ın razı olacağı bir tutuma riayetkâr bir eş olmaya gayret etmek çok âlî değerlerdir. “Sevgim bitti” ne boş laf! Allah için seven bitirmez! "Refika-i hayatına muhabbetin, madem hüsn-ü sîret ve maden-i şefkat ve hediye-i rahmet olduğuna bina edilmiş. O refikaya samimî muhabbet ve merhamet edersen, o da sana ciddî hürmet ve muhabbet eder. İkiniz ihtiyar oldukça o hal ziyadeleşir, mes’udâne hayatını geçirirsin. Yoksa, hüsn-ü surete muhabbet nefsânî olsa, o muhabbet çabuk bozulur, hüsn-ü muaşereti de bozar" ölçüsünü kulaklara küpe, belki aile dizilerine de temel konu yapmak elzemdir. Müsbet olanı almak hangi kanaldan olursa olsun baş göz üstünedir vesselam!