Doğruluktan ayrılmamak, yalana tevessül etmemek, değerlerine sebat ve ihlâsla sahip çıkmak, sözüne sadık olmak, arabozucu konuşmalardan kaçınmak, kalbini, dilini temiz tutmak, söylemesi kolay ama yapması, uyması her kişiye nasip olmayan meziyetler. Yalan, iftira, yakıştırma denilen illetler ile alîl olup da “Ben iman ehliyim” diye gezinmenin, kötü hasletleri üzerinde taşımanın ne insaniyetle ne İslamiyetle bağdaşması mümkün değil.
Cemiyet hayatında en zorlandığımız meselelerden biri maalesef sıdk, doğruluk, güvenilirlik. En basit pazar alışverişinde kilonun tam tartıldığından emin olamazsınız, önde iyi malı sergilerken poşete kötülerini koymanın alışılagelmiş, şaşırılmayan bir hile olduğunu hepimiz biliyoruz, ne acı ki ülfet peyda etmişiz. Bir ustaya verilen bir iş siparişinin teslim tarihine uyulacağını, kaliteli malzeme kullanılacağını da kestirmeniz mümkün değil. İşini doğru yapanı bulunca minnet ve teşekkürlerle yad etmek, istisnaî bulmak da ayrı bir garabet. Ama en acısı da en kötü ahlâkı taşıyanın kendini suret-i haktan gösterip methederek iyiyi oynaması. Sıdk; kuvvetli bir iman ve Allah korkusu ile tesis olan ve güzel ahlâkın bir cüz’ü ve hatta temeli olan bir hususiyet. Bunu taşıyan ve iftiharla asırlardan beri yadedilen ilkin ikincisi Hz. Ebubekir’in en bilinen unvanı Sıddık’tır. Çok sadık, özü sözü doğru ve bağlı olandır. Ondaki bu haslet, örnek alınacak, tâbi olunacak ne ulvî bir seciyedir. (Heyhat, kadın programlarındaki kötülerin dillerine yuva yapmış yeminlerle dolgu malzemesi yapılan iyilik iddiaları değil)
Zira; “İslâmiyetin esası sıdktır. İmanın hassası sıdktır. Bütün kemâlâta îsal edici sıdktır. Ahlâk-ı âliyenin hayatı sıdktır. Terakkiyatın mihveri sıdktır. Âlem-i İslâmın nizamı sıdktır. Nev-i beşeri kâbe-yi kemâlâta îsal eden sıdktır. Ashab-ı Kiramı bütün insanlara tefevvuk ettiren sıdktır. Muhammed-i Hâşimî Aleyhissalâtü Vesselâm’ı meratib-i beşeriyenin en yükseğine çıkaran sıdktır.” (İşârâtü’l-İ’caz, s. 114.)
“Evet, sıdk ve doğruluk İslâmiyetin hayat-ı içtimaiyesinde ukde-i hayatiyesidir. Riyakârlık, fiilî bir nevi yalancılıktır. Dalkavukluk ve tasannu, alçakça bir yalancılıktır. Nifak ve münafıklık, muzır bir yalancılıktır. Yalancılık ise, Sâni-i Zülcelâlin kudretine iftira etmektir.” (ESDE, Hutbe-i Şamiye, s. 250.)