"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bediüzzaman’ın Filistin meselesine bakışı

Abdil YILDIRIM
28 Kasım 2023, Salı
Risale-i Nur, Kur’an’ın en son ve en büyük bir tefsiri olarak, aynı zamanda Kur’an’ın mânevi bir mucizesi olduğundan, Kur’an’ın bir çok özelliğini de ihtiva eder.

“Yaş ve kuru ne varsa, Kur’an’da var” olduğuna göre, Risale-i Nur’da da küçük de olsa her meselenin bir lem’ası, bir şuası mevcuttur. Bugün İslâm âleminin yüreğini yakan, insanlık âleminin de vicdanı sönmemiş olanların vicdanını tahrik eden Gazze’deki İsrail katliamına dair de Risale-i Nur’un bir sözü, bir görüşü vardır. Bunu da Bediüzzaman Hazretleri’nin, Şualar eserinin 14. Şua’sında talebesi Refet Bey’in bir sualine verdiği cevapta görüyoruz:

“Aziz Nur kumandanı ve Kur’ân’ın hâdimi kardeşim Refet Bey,

Yahudi milleti hubb-u hayat ve dünyaperestlikte ifrat ettikleri için, her asırda zillet ve meskenet tokadını yemeye müstehak olmuşlar. Fakat bu Filistin meselesinde; hubb-u hayat ve dünyaperestlik hissi değil, belki enbiya-yı Benî İsrailiyenin mezaristanı olan Filistin, o eski peygamberlerin kendi milliyetlerinden bulunması cihetiyle, bir cihette bir ehemmiyetli hiss-i millî ve dinî olmasından, çabuk tokat yemiyorlar. Yoksa, koca Arabistan’da az bir zümre hiç dayanamayacaktı, çabuk meskenete girecekti.”

İşte uzun bir tarihin, kısa ve öz bir özeti, yukarıdaki paragrafta ifadesini bulmuştur. Derinlemesine araştırmalar yapmaya, tarihi ve dini kaynakları taramaya hiç lüzum yoktur. Bediüzzaman Hazretleri, bu derin yaranın teşhisini koymuş, tedavi yollarını da göstermiştir. 

Yahudi milleti, gerçekten dünya sevgisi mal, mülk, para ve servet için her türlü zillete  katlanan, bunun içinde dünyanın çeşitli milletleri tarafından aşağılanan, tokatlar yiyen ve sürgün edilen bir topluluktur. O yüzden, Hazreti Süleyman ve oğlu Davut aleyhisselamdan sonra bir vatanları olmamış, bir devlet kuramamışlardır. Ta ki, 1948 yılına kadar. 

14 Mayıs 1948 yılında İngilizlerin ve ABD’nin himayesinde, Filistin topraklarında İsrail devleti kurulur. Bu topraklar, onlara göre İsrail oğullarından gelen peygamberlerin meftun olduğu topraklardır. Ayrıca, bu toprakların Tevrat’da kendilerine vaad edildiğine inanırlar. Onun için mücadele vermeye başlarlar. Her ne kadar dünya sevgisi, mal mülk ve servet sevdalısı olsalar da, bu defa kendilerine göre mukaddes bir davaları vardır. Bu davalarında samimi ve ihaslı bir duruş sergilerler. Dünyanın çeşitli yerlerine dağılmış olan Yahudilere de bu fikri aşıladıkları için, dünyanın her yerinden destek görüyorlar. Zaten Yahudi sermayesi dünyanın gelişmiş ülkelerinin finans kaynağı olduğu için, aradıkları desteği bulmaları zor olmuyor. Koskoca ABD başkanı, kayıtsız şartsız İsraili’in arkasındayız derken, Dışişleri bakanı da “ben buraya sadece dışişleri bakanı değil, bir Yahudi olarak da geldim” diyebiliyor. Bu kadar katliama, soykırıma, insanlık dışı ve iğrenç hareketlerine rağmen, diğer Batılı ülkelerden de aynı desteği görebiliyor.

Burada Müslümanlar olarak çıkaracağımız önemli dersler var. En başta, “ samimi bir ihlas, şerde bile olsa neticesiz kalmaz” düsturunu özümseyip, her işimizde bu düsturu tatbik etmemişiz. Üstâd Hazretlerinin dediği gibi, koca Arabistan ve bir buçuk milyarlık İslâm âlemi karşısında dokuz milyonluk İsrail devleti, çoktan tokat yiyip silinip giderdi. Demek ki Müslümanlar olarak bizler dünyanın peşine düşmüş, bu hususta ifrat etmişiz ki, Filistin’e ve ilk kıblemiz olan Mescid-i Aksa’ya sahip çıkamamışız. İttihad-ı İslâm diye bir derdimiz olmadığı için bugün böyle bir derde düçar olmuşuz. İstanbul’un fethi esnasında meleklerin cinsiyetini tartışan Bizan rahipleri gibi olmuşuz ki, Gazze yakılıp yıkılırken, Suudi Arabistan’da müzik ve eğlence festivali düzenleniyor, Katar’da formula 1 yarışmaları yapılıyor, diğer körfez ülkeleri İbrahim anlaşmalarını düşünüyor. Bu aymazlığımızın bedelini de, masum çocuklar, bîçare kadınlar, yaşlı insanlar, kanlarıyla ödemek zorunda kalıyorlar.

Çare Kur’an’a sımsıkı sarılmaktan; çare, dünyaperestliği, ırkçılığı, fesadı, ihtilafı bırakıp, “Bu zamanın en büyük farz vazifesi ittihad-ı İslâmdır” diyen Risale-i Nur’un sesine kulak vermekten geçmektedir.

Okunma Sayısı: 4202
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • zeliha

    28.11.2023 12:03:36

    Allah razı olsun. Bir daneyi hakikat bir harman yalanı yakar. Bu Filistin meselesinde o kadar çelişkili yorumların yanın Risale-i Nurdan çıkan bu hüküm çok meseleleri hakiki olarak ortaya koyuyor. sağa sola çekmeye hiç gerek yok. Avrupa toplumu insani olarak üzerine düşeni yapıyor. Asıl müslümanların bu konuda daha bilinçli ve bilgili olmaması sorun. O zaman israil bu kadar ileri gidemez demek ki.

  • Murat

    28.11.2023 10:52:11

    Allah razı olsun.

  • S.topuz

    28.11.2023 03:35:56

    ..."Farzda riya yoktur. Bu zamanın en büyük farz vazifesi, ittihad-ı İslâmdır. İttihadın hedef ve maksadı; o kadar uzun, münşaib, muhit, merakiz ve maâbid-i İslâmiyeyi birbirine rabtettiren bir silsile-i nuranîyi ihtizaza getirmekle, onunla merbut olanları ikaz ve tarîk-i terakkiye bir hâhiş ve emr-i vicdanî ile sevketmektir. Bu ittihadın meşrebi, muhabbettir. Husumet ise, cehalet ve zaruret ve nifakadır. Gayr-ı müslimler emin olsunlar ki bu ittihadımız, bu üç sıfata hücumdur. Gayr-ı müslime karşı hareketimiz ikna'dır. Zira onları medenî biliriz. Ve İslâmiyeti mahbub ve ulvî göstermektir. Zira onları munsıf zannediyoruz. Lâübaliler iyi bilsinler ki, dinsizlikle kendilerini hiçbir ecnebiye sevdiremezler. Zira mesleksizliklerini göstermiş olurlar. Mesleksizlik, anarşilik sevilmez."... Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı Divan-ı Örfi - 59

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı