"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Haklı şûrâ

Abdülbakî ÇİMİÇ
30 Eylül 2019, Pazartesi
Şûrâ Sûresi’nde Rabbimiz “Onların işleri, kendi aralarında şûrâ iledir.” 1 emreder. Bediüzzaman Hazretleri de “Haklı Şûrâ ihlâs ve tesanüdü netice verdiğinden, üç elif, yüz on bir olduğu gibi, ihlâs ve tesanüd-ü hakîki ile, üç adam, yüz adam kadar millete fayda verebilir.” 2 tesbitini aktarır.

Madem haklı şûrâ ihlâs ve tesanüdü netice verir ve Asya’nın bahtının miftahı meşveret ve şûrâdır, haklı şûrânın esaslarını ve inceliklerini çok iyi anlamak lâzımdır. “Meşveret nasıl olmalıdır? Haklı Şûrânın unsurları nelerdir?” gibi suallerin cevaplarına bakalım inşâallah.

Şûrâlar ve istişareler hak ve adalet ölçüleri çerçevesinde hür bir zeminde ve hür insanlar ile hakkın hatırı âli tutularak yapılır. Hürriyet ve müsavat prensipleri içinde fikirler çekinmeden ifade edilmelidir. Meşveret esnasında hiçbir kişi fikirlerinden dolayı kınanmamalı, baskı ve tahakküm altına alınmamalıdır. Şahıslar değil, fikirler çarpışmalıdır. Tesadüm-ü efkâr, hak namına, hakîkat hesabına olmalıdır. Böyle bir fikir çarpışması hakîkatin her köşesini izhar edip hakka ve hakîkate hizmet eder. “Fakat tarafgirâne ve garazkârâne, firavunlaşmış nefs-i emmâre hesabına hodfuruşluk, şöhretperverâne bir tarzdaki tesadüm-ü efkârdan bârika-i hakîkat değil, belki fitne ateşleri çıkıyor.” 3 Şayet “ref’-i imtiyaz ve müsavat” yoksa, orada “haklı şûrâ” tesis etmemiştir. Şûrâlar, kişilerin fikirlerinin çoğunluğa dikte edilerek meşrûlaştırıldığı veya müzâkeresi yapılmayan fikirlerin tasdik makamı olan yerler olmamalıdır. 

Peygamber Efendimiz’in (asm) istişare ve şûrâlarına baktığımız zaman haklı şûrânın tatbik edildiğini görürüz. Bir sahabenin fikri ile Peygamberimizin (asm) fikri vahiy dışında meşverette eşittir. Peygamberimiz (asm) kendi fikrinden zaman zaman geri durmuş; “ben haklıyım”, “ben bilirim” iddiasını asla tercih etmemiştir. O’nun (asm) hayatında vahiy dışında “siz bilmezsiniz” sözü asla vaki olmamıştır. Hz. Ayşe (ra) Peygamber Efendimiz (asm) için “Ondan daha çok istişare eden bir kimse görmedim.” 4 demiştir. 

Şûrânın meşveret ruhuna uygun olması için “umûmî şûrânın” altındaki “alt şûrâlarda” yapılan müzâkereler şarttır. Umûmî şûrâ ancak bu alt meşveretlerden geçen kararları müzâkere ederek nihaî kararını verir ve sonra uygulamaya geçilir. Şûrâlar ferde hak ve hürriyetin tanındığı, fikirlerin serbest olarak müzâkere edildikten sonra çoğunluk tarafından karar altına alındığı zaman “haklı şûrâ” olur. Hak ve hakperestlik, adalet ve hür bir zemin haklı şûrânın vazgeçilmez prensipleridir. Eğer haklı şûrâ tesis edilirse netice olarak ihlâs ve tesanüd temin edilmiş olur. Burada önemli olan batılın, hak suretini giymekle efkârı aldatmasına fırsat bulamamasıdır. Bu da ancak haklı şûrânın tesisi ile mümkündür.

Haklı şûrâ, insanların istidatlarını, bilgilerini ve tecrübelerini bir araya getirerek aklı da buna ilâve edip “ortak aklı” işletmektir. Yeni Asya umûmî şûrâsı da bunu yapmaya çalışır. Elbette yüzde yüz mükemmellik dünya şartlarında ve mülk âleminde mümkün olmayabilir. Zaten Bediüzzaman da “Heyhât! Âlemin her halinde hayr-ı mahz olamaz.” 5 demiştir. Ne olursa olsun haklı şûrâdan çıkan kararlar müntesiplerini bağlayıcı olur. Onun için şûrâlarda alınan kararlar her halükârda insanı mes’uliyetten muhafaza eder. Öyleyse şûrâdan çıkan karara uymak gerekir.

Umûmî şûrâ, illerden gelen seçilmiş kişilerin, yani Risale-i Nur konusunda liyakatli, meslek ve meşrep konusunda hizmeti bilen insanların bir araya gelerek sırr-ı ihlâsı esas alarak kararların alınma yeridir. Bu yapılıyor ise o zaman haklı şûrâ maksada ulaşıyor demektir. Şûrâlar fikir verme yerleri değil, önce işi tesbit edip sonra taksim ederek çözüm üretmek için karar alma yerleridir.

Nur Talebeleri şûrâ-yı şer’î ile yaşayabilir, hâcetlerini haklı şûrâ ile temine çalışır. Çünkü meşveretler bir hâcete binâen yapılır. O ihtiyaçlarımızı temin edebilmek için haklı şûrâyı tesis edebilirsek ihlâs ve tesanüd sağlanmış olur.

Netice-i kelâm: “Yaşasın sıdk! Ölsün yeis! Muhabbet devam etsin! Şûrâ kuvvet bulsun! Bütün levm ve itâb ve nefret, hevâ hevese tâbi olanlara olsun. Selâm ve selâmet, hüdâya tâbi olanlar üstüne olsun. Âmin…” 6

Dipnotlar:

1- Şûrâ Sûresi: 38. 2- Eski Said Dönemi Eserleri, s. 356. 3- Mektubat, s. 452. 4- Ahlâku’n-Nebi, c. 4, s. 18. 5- Eski Said Dönemi Eserleri, s. 579. 6- Eski Said Dönemi Eserleri, s. 356.

Okunma Sayısı: 1502
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • A. AYDIN

    30.9.2019 12:55:02

    Sözde meşveret ehli ile özde meşveret ehli arasındaki farkı ne kadar güzel ve net ortaya koyuyor bu yazı. Allah razı olsun. Peygamberimizin istişari tavırları tekrar tekrar okunmalı.

  • süleyman ALIÇ

    30.9.2019 10:06:49

    "Nefsini ittiham etmek ve nefsine değil, daima karşısındaki meslektaşına taraftar olmak(..) hakperestlik ve insaf düsturu olan şu "Eğer bir meselenin münazarasında kendi sözünün haklı çıktığına taraftar olup ve kendi haklı çıktığına sevinse ve hasmının haksız ve yanlış olduğuna memnun olsa, insafsızdır." Hem zarar eder.(...) Belki gurur ihtimaliyle zarar edebilir. Eğer hak hasmının elinde çıksa, zararsız, bilmediği bir meseleyi öğrenip menfaattar olur, nefsin gururundan kurtulur. Demek insaflı hakperest, hakkın hatırı için nefsin hatırını kırıyor. Hasmının elinde hakkı görse, yine rıza ile kabul edip taraftar çıkar, memnun olur. Rabbim cümlemizi Üstadımızın kendi nefsinde uyguladığı bu düstura uymayı nasip eylesin. yoksa başkası için sonuç ne olursa olsun meşveret kararına uymak gerekir deyip, kendi aleyhinde çıkacak karar için " düşünürüz, bakalım, değerlendiririz" demek yukarıdaki düstura taban tabana zıttır. Rabbim cümlemizi korusun ve muhafaza eylesin.

  • Abdullah Tunç

    30.9.2019 07:35:09

    Haklı şuraların teşkili için evvela işin ehli kişiler seçilmelidir.Yani kabiliyetli, birilimli,donanımlın,içtima-i ve siyasi meselelere vakıf, hakim,hissiyatını ks rıştırmayan fertlerden oluşmalıdır.Bu heyetler hakka hizmetten başka hiç bir hedef ve maksatları olmamalıdır. Sadece hakı üstün tutarak,hakkın ha tırını hiçbir hatıra feda etmemelidir.İsti lareler asla şahıs merkezli olmamali dir.İstilare heyetiinin fetrleri istişare den evvel bir araya gelip kulis yapma malıdırlar.Bir fikri,düşünceyi kabul ettirmek için daha evvel bir karar alma malıdırlar.Bir de en önemlisi,mesele leler görüşülürken bana,sana göre değil,Risale-i Nur'a göre meselelere bakmak gerekiyor.Buda Risalelerdeki bu konuları çok derinden bilmek,ve hazmetmek gerekiyor. İstişareye katı lak fertlerin bu konu ile mutlaka mucehhez olmalıdırlar.Önemli bir konu da meselelere arzi değil semavi,uhrevi bakmak gerekiyor...

  • Oğuz Yiğiter

    30.9.2019 06:59:25

    Müsellemattan ziyade tatbikat, ille de tatbikat. Kanaat-i kat'iyye verecek ancak tatbikat.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı