"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

‘Yanlış düşündüğümüz izzetimiz’

Abdülbakî ÇİMİÇ
03 Temmuz 2013, Çarşamba
İzzet; değer, i’tibâr, şeref, yücelik mânâlarında bir kavramdır. Saygı ve ikram gerektiren ve sahibine şeref kazandıran bir haslet ve hâlettir.

İnsanı izzetli yapan sır ise, fazîletli iman ve İslâmiyettir. Iman ve İslâmiyet; şehâmettir, sadâkattir ve salâbettir. Çünkü fazîletli iman sahibi bir mü’min imanından gelen izzetini muhâfaza etmek için ne zulmeder, ne de zulme boyun eğer. Ne tahakküm eder, ne de tahakkümü kabûl eder. Ne zillete düşer, ne de o pis silahlara tenezzül eder. Nefsin hatırını kırar, hakkın hatırını üstün tutar.
İzzetli olmak, hizmet-i Kur’âniye ve nuriyede ise insanı vartaya sürükleyen bir muharrik olabilir. Vasat çizgide istimâl edilmezse zarâr verebilir. İnsanı gurura yuvarlandırarak özellikle iman hizmetinde hasârete sebep olabilir. Hâlbuki Risale-i Nur Talebeleri hizmet-i Kur’âniye ve Nuriyede izzetini, belki haysiyetini fedâ edebilmelidir. Çünkü Nur Talebeleri “ilmin izzetini muhâfaza etmekle”1 muvazzaftırlar.
Risale-i Nur’un bir tebliğ makâmı vardır ki o makâm vakar iktiza eder, o vakarı muhâfaza etmek için makâmın izzetini muhâfaza etmek ve gereken etvârı göstermek elzemdir. Bu mânâda Hulûsî Ağabey “Bu fakir kardeşiniz bu Sözler’i okuduğum zaman, Üstadımı temsil eder bir hâl alıyorum”2 demektedir. Barla Lâhikası’nda da “Cemaate Sözler’i okumak zamanında, sendeki hissiyât-ı âliye ve fazla inkişaf ve fedakârâne hamiyet-i diniye galeyanının sırrı şudur ki: Velâyet-i kübrâ olan veraset-i Nübüvvetteki makam-ı tebliğin envarı altına girdiğin içindir. O vakit sen, dellâl-ı Kur’ân Said’in vekili, belki mânen aynı hükmüne geçtiğin içindir.”3 denilmektedir. Öyleyse izzetimizi, “dellâl-ı Kur’ân Said’in vekili, belki mânen aynı hükmüne geçmesi” cihetinde istimal etmeliyiz. Bilmeliyiz ki o izzet, Risale-i Nur’un şahs-ı mânevîsine aittir.
Ancak hizmet esnasında tahakküme yeltenmek, fazîletfüruşluk yapmak, mürüvvetkârâne bir surette riya ve tabasbus göstermek, makâmın muktezasına zıttır. Büyüklenmek, olmadık makâmlarda görünmek ve bu nedenle hizmet-i Kur’âniye ve Nûriyeden çekilmek izzet-i İslâmiye değil “yanlış düşündüğü izzet”4 tarifinin ta kendisidir. Risale-i Nur dâvâsında “Gururum incindi, izzet-i nefsime ağır geldi” bahaneleri ile hizmetten uzak kalmak nefsin ve enâniyetin bir hilesi ve tuzağıdır.
Risale-i Nur’a muhatap olup dâvâm diyenler “izzetini” bu dâvâya fedâ edebilmelidir. Öyleyse “damarıma dokundu, gurûrum incindi” kelimeleri Risale-i Nur hizmetine talip olanlardan uzak olması gerekir. Çünkü yanlış düşündüğümüz izzetimizi o dâvâ yolunda sarf etmek ve o izzeti hakîkî maksadına yönlendirmek ancak bu şekilde olabilir. Bizler belki kınanacağız, belki horlanacağız, belki de çok tenkid edileceğiz, ancak hiç aldırmadan hizmet-i Kur’âniye ve Nûriyede devam edeceğiz ki “hakkın hatırı”nı “yanlış düşündüğümüz izzetimizin” hatrına tercih etmiş olalım. Çünkü “hakkı tanıyan, hakkın hatırını hiçbir hatıra feda etmez. Zirâ, hakkın hatırı âlidir; hiçbir hatıra fedâ edilmemek gerektir.”5
Biliyoruz ki, her insanın bir izzeti ve vakarı vardır. Buna ‘izzet-i nefis’ de diyebiliriz. Bazen oluyor ki, bu izzetimizi vasat yolda kullanamıyoruz. Kaymalar, kırılmalar ve kopmalar gösterebiliyoruz. Çok basit ve dünyevî mes’elelerden dolayı gönül koyabiliyoruz. Ancak “Kâbe hürmetinde olan iman ve Cebel-i Uhud azametinde olan İslâmiyet gibi çok evsâf-ı İslâmiye muhabbeti ve ittifakı istediği hâlde, mü’mine karşı adâvete sebebiyet veren ve âdi taşlar hükmünde olan bazı kusurâtı iman ve İslâmiyete tercih etmek, o derece insafsızlık ve akılsızlık ve pek büyük bir zulüm olduğunu, aklın varsa anlarsın”6 prensipleri azgın nefsimizin dizginlerini çekmeye yetmelidir.
Bizler izzetimizi hizmet-i Kur’âniyeye hâdim yapmak zorundayız. Her zorluğa ve meşakkate katlanmamız gerekiyor. Hizmet-i Kur’âniye için gerekirse izzetimiz zarar görecek, bilinsin ki o boşa gitmeyecektir. “Damarıma ve izzet-i nefsime dokundu, gururum incindi, o zaman ben bu hizmette yokum” demek sanırım “yanlış düşündüğü izzetini” cümlesine mahzâr olduğumuzu gösteriyor.
Gayr-ı münteşir Kastamonu lâhika mektuplarında izzet-i nefis damarı ile ilgili Üstadımızın bir mektubu da şöyledir: “Isparta’ya giden mektubun bir parçasıdır. Aziz, sıddık kardeşlerim! Bugünlerde sabah namazı tesbihatında, İstanbul’daki ihtiyarın garazkârane ve şahsıma karşı galiz gıybeti, Eski Said damarıyla nefs-i emmarem heyecana geldi. ‘Mazlumum, bu nevi zulüm çekilmez’ dedi, intikamını almak istedi. Birden kalbime geldi: Belki Risale-i Nur’un İstanbul’da neşrine bir vesile olur. Sen madem hayat-ı dünyeviyeni ve hayat-ı uhreviyeni dahi Risale-i Nur’a feda ediyorsun; bu izzet-i nefis damarını dahi feda et. Hem sebeb-i hilkat-ı kâinat Fahr-i Âlem Aleyhissalâtü Vesselâm’a mecnun tabiri istimal eden insanlar bulunduğu gibi, senin o güneşe nisbeten zerrecik bir izzet-i nefsinin kırılmasına ehemmiyet verme, diye ihtar edildi. Benim de kalbim rahat etti. Said Nursî.”7 
“İzzet-i nefsime dokundu” deyip “yanlış düşündüğümüz izzetimizi” Üstadımızın bu dersinden istifade ile hizmetlerde istihdam etmek zorundayız. “Bununla beraber imanın mahiyetindeki hârikulâde şehamet, izzet-i İslâmiyenin tabiatındaki âlempesent şecaat, uhuvvet-i İslâmiyenin intibahıyla her vakit mu’cizeleri gösterebilir”8 prensiplerine kanaat etmeliyiz. Şu gelen noktayı da her daim hatırda tutmak durumundayız: “Meselâ, zayıfın kavîye karşı izzet-i nefsi, kavîde tekebbür olur. Kavînin zayıfa karşı tevazuu, zayıfta tezellül olur.”9
Öyleyse izzet-i İslâmiyeyi muhafaza için kavînin karşısında zillete düşmemek ve İslâmiyetin vakarını, azâmetini ve şecâatini korumak da ehemmiyetli bir a’mâl-i sâlihadır, bilmeliyiz. Çünkü Üstadımız izzet-i ilmiyeyi muhafaza için eski zamandan beri en büyük reislere tezellül etmedi. Bu noktada Üstadımız “Yalnız bu kadarı var ki, Kur’ân-ı Hakîm’in hizmeti esnasında ve hakaik-i imaniyenin dersi vaktinde, o hakaik hesabına ve Kur’ân şerefine, o makamın iktiza ettiği izzet ve vakar-ı ilmiyeyi ders vaktinde muhafaza edip, başımı ehl-i dalâlete eğmemek için, o izzetli vaziyeti muvakkaten takınıyorum”10 diyerek bizlere izzet-i İslâmiyenin nasıl istimal edileceğinin yolunu da irâe etmektedir.

Dipnotlar:
1- Emirdağ Lâhikası-1 (264)
2- Barla Lâhikası (62)
3- Barla Lâhikası(137)
4- Lem’alar (151)
5- Münazarat (15)
6- Mektubat (263)
7- Gayr-ı Münteşir, Kastamonu Mektupları, Mektup No: 13
8- Sünuhat (60)
9- Sünuhat (6)
10- Lem’alar (174)

Okunma Sayısı: 3375
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • SÜLEYMAN ALIÇ

    3.07.2013 00:00:00

    Çok Çok teşekürler baki hocam fevkalede önemli bir hususa barmak basmışsın malumu aliniz Üstadımız bir mektububda der ki BEN SİZİN ARANIZDAKİ UHUVET VE TESANÜDÜN BOZULMAMASI İÇİN HAYSİYETİMİ VE ŞEREFİMİ FEDA EDERİM yahu ben anlamıyorum haysiyetime dukundu izzetimi kırdı ne demek ben kim oluyorumki BEDİÜZZAMAN GİBİ BİRİSİNİN HAYSİYET VE ŞEREFİNİ ORTAYA KOYDUĞU MESELEDE HAYSİYETTEN İZZETTEN BAHSEDECEĞİM ANLAMIYORUM ANLAMIYORUM benim izzetim haysiyetim haşa sümme haşa üstadın haysiyet ve şerefinden dahamı önemli rabbim ihlası tammeden bizleri bir an bile ayırmasın amin elfü elfü amin.

  • Tekin ŞAHİN

    3.07.2013 00:00:00

    Binlerle tebrik. Teşekkür ediyor,muvaffakiyetiniz için dua ediyorum.

  • Mustafa Torun

    3.07.2013 00:00:00

    ’ilmin izzetini muhâfaza etmek’ bahsinin kişinin izzeti ile çok az bir irtibatı bulunmakta olup bu temasın da kişinin izzeti bahsinde yeri olmamalıdır ki hakikatler ve prensipler birbirine karışmasın manaları zedelenmesin.

    Kişi ne olursa olsun ister mütevazi ister kibirli, kim olursa olsun ister nurcu ister değil, tahsil ettiği ilmin hatta icra ettiği mesleğin izzetini muhafazaya mecburdur. Kendi nefsi adına tevazu gösterip itiraz etmediği hallerde bile tahsil ettiği ilim ve icra ettiği meslek itiraz etmesini dik ve dirayetli durmasını emrediyorsa gereğini yapmalıdır. İlmi ve mesleki kisvesini çıkarıp şahsı adına sıradan vatandaş gibi hakkından feragat edebilir. Bazan olur ki nefsi tekebbür etmek ister ve haklıdır da ama ilmi derecesi ve makamı tekebbürüne müsade etmez. Bu durumda ancak sade vatandaş sıfatıyla büyüklenebilir. İlmini veya mesleğini arkasına alıp börbürlenmesi şahsi yanlış olmakla kalmayıp ilmi ve mesleği lekedar etmek olur.

    İlmin izzeti doğrudan ilmin muhafazasına bakar. İlmin muhafazası ise tahsil ettiği ilmin canlı tutulması ile alakalıdır. Çocuğu misali kişi sahip olduğu ilmin canlılığı ve gelişmesi ile meşgul olmalıdır. Elbetteki düşmanın şerrinden onu muhafaza edecektir. Ama bu daha çok o ilmin meselesidir.

  • Mustafa Torun

    3.07.2013 00:00:00

    ’dâvâm diyenler “izzetini” bu dâvâya fedâ edebilmelidir’ denilmez çünkü izzet lazım-ı zatıyedir, fedayı icap ettiren bir durum hiçbir hak dava içinde bulunmaz, aksine her dava izzet sahiplerini hizmetinde ister. Belki enaniyet fada edilebilir, haktan feragat edilebilir, vb.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı