"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Necm Sûresi’nin satır araları ve Mi’rac

Abdurrahman AYDIN
21 Mart 2020, Cumartesi 00:03
Mi’rac mu’cizesi, Necm Sûresi’nin ilk âyetlerinde müşahhas figür ve tasvirlerle anlatılıyor gibi görünse de, ifade tarzının gizemine dikkat edildiğinde aslında soyut düşünce düzeyine yükselten bir anlatımın kullanıldığı hemen fark edilecektir.

Bu itibarla, beden ve ruh bütünlüğü içinde ve uyanık hâlde gerçekleşen mi’raçtaki müşahedeler “birer mirsâd-ı tefekkürdür ve kabil-i tabir olmayan bazı manalara birer kinayedir. Yoksa malûmumuz olan manalarla bir macera değildir.” 1 Diğer bir deyişle kâinat çapındaki hakikatlerin “gılaf ve suretidir” ki, Mi’rac Risalesi’ndeki temsillerle de bu sûret, teşbih ve tasvirlerin hakikatleri gösterilmiştir.

Buna göre, bu sûrenin ilk âyetlerini, (müstetir zamirlerin Cebrail’den (as) ziyade Allah’a (cc) râci olduğunu ve rü’yetullahın vuku bulduğunu kabul eden müfessirlerin yaklaşımını esas alarak, lügatlerin vücûhunu, hadis rivayetlerini ve Üstad Bediüzzaman’ın temsillerini de tatbik ederek) şöyle anlayabiliriz:

1. (Mi’raca) Çıktığında Yıldız’a (dalâlete düşenlere, yıldız misali yol gösteren Hz. Muhammed’e) and olsun ki,

2. (Şimdiye kadar arkadaşlık edip yakînen tanıdığınız, aklının dengesini ve sözünün doğruluğunu iyi bildiğiniz) Sizin yakın arkadaşınız (Muhammedü’l-Emin) ne yolunu kaybetti, ne de aklını.

3. O hevâsından söylemiyor.

4. O (anlattıkları) kendisine vahyedilenden başka bir şey değildir.

5- 6. Çünkü O’nu, kuvveleri şiddetli ve kuvvet sahibi (bir Zât) talim etti de (Tıpkı “Kur’ân’ı O’na talim ettiği” 2 gibi Kur’ân-ı kebîr olan kâinat kitabının da ilk sayfası olan kesret tabakasından son sayfası olan daire-i ehadiyete, bu defa yerinde ve gözleme dayalı öyle bir dersi ona verdi ki, bu dersle) O hemen (dünya zaman ölçeği itibariyle “yatağı bile soğumadan” hatta “tarfetü’l-aynda”) öyle bir seviyeye geldi ve yükseldi ki! (Kâtibinin hadsiz kemalâtını tanıtmak için yazılan o mu’ciznümâ kitabın bütün sayfalarını ders aldıktan sonra artık, o kemalâtın sahibi olan Kâtib-i Zülcelâlin bizzat zatını görebilecek ‘seviyeye’ hazır hâle geldi.)

7. O artık en yüce ufukta, Ufuk-u Â’lâ’da idi.

UFUK-U Â’LÂ: Nasıl ki, muhitimizi ışıtan güneşi evden görmekle, aynı güneşi, kamer kadar yüksek bir ufka çıkıp bütün seyyareleri (âlemleri) aydınlatır vaziyette görmek birbirinden çok farklıdır. Aynen öyle de, Rasûl-ü Ekrem (asm) burada, bütün mümkinat âlemlerinin son bulduğu hududa ve hepsinin birden görülebileceği bir ‘ufka’ erişti ki, bu makamdan, bütün esmânın seb’a semavâta ve her tabaka-i mevcudata olan tecelliyâtı ve rubûbiyet-i âmmenin vahdaniyet halindeki haşmetli tasarrufatı, en geniş bir dairede müşahede edilebiliyordu.

Esmanın her birinin baskın (â’zam) tezahürü, bir semayı kendi mazharı haline getiriyor, böylece yetmiş libaslı hûriler gibi birbiri üstünde kâinat çapında aynalar/tabakalar meydana geliyordu. Her bir semanın, kendini kuşatan daha lâtîf başka melekûtî semalarla güzelliğine güzellikler katılıyordu.

Hatta bu makamda, mazi ve müstakbeli bile aynı anda görmek mümkün oluyordu. Kâinatın mukadderatını yazan kalemlerin sesleri işitiliyor, Cehennem ve Cennetin mahşer sonrasındaki dolmuş hâlleri seyredilebiliyordu. Çünkü yedi kat semanın üstünde bulunan Kürsî, bütün mekânları kuşatmış bir boyut (melekût) olduğundan kendisinde zaman kavramı kayboluyordu.

Onun melekûtu olan Arş’da ise, artık mekân/cihet kavramları da kalmıyordu. (Arş dahî, mekânî değil boyutsaldır. Bir varlık mertebesi olup nesneler âleminin, yani Âlem-i Halkın başlangıcıdır. Allah’ın kâinatı idaredeki ilk vasıtasıdır.) Arş’ın altında 70 hicap vardı ki, Hz. Cibril bunlardan birine yaklaşsa, Rabbinin tecellisine dayanamayıp yanardı. 3

İşte ufuk-u â’lâ denilen ve Cebrail (as) ile birlikte geldiği bu makamdan sonra Habîb-i Ekrem (asm) o hicapları da geçecek Refref (halı, minder) ile Arş’a kadar terakkîye devam edecekti.

8. Sonra o (Cenab-ı Hakk’a) yaklaştı ve (Hak Teâlâ da) hemen onu (makamına, Arş’a) cezbedip çekiverdi.

9. Öyle ki, (Habibullah ile Mahbub-u Zülcelâl) kâb-ı kavseyn oldu. Veya daha yakın oldu.

KÂB-I KAVSEYN: Yayın iki ucu arasındaki mesafeden ziyade, aslında yayın kabzası ile kirişi (ipi) arasındaki mesafeyi ifade eden bir deyimdir ki, normalde yakınlıktan kinayedir. Ancak Üstad (ra), bu teşbihteki ikinci derin manayı da vermiştir.

O da şudur: Nasıl ki, yay ile ipi arasında mahiyet farkı olduğundan ne kadar yakınlaşsalar da birbirleriyle aynîleşmezler. Aynen bunun gibi, Arş boyutuna kadar geçme dahî, iki mübayin varlıktan birinin diğerine benzemesine sebebiyet vermemiştir. Yani fevkalâde bir yakınlaşma gerçekleşmiş, ama bir beşer olan Hz. Peygamber’in (asm) mümkin varlık mertebesi ve kulluğu korunmuş, asla vacibü’l-vücud kategorisindeki İlâhî bir varlığa dönüşmemiştir. Bu noktayı tembihlemek ve hulûliyet nazariyesini reddetmek için “kâb-ı kavseyn” benzetmesi kullanılmış ve bununla “imkân ve vücub ortası” kastedilmiştir.

Eğer ‘vücub âleminde gördü’ denilseydi, Hz. Peygamber (asm) ulûhiyet sıfatları kazanmış gibi olacaktı. Yok, eğer ‘imkân âleminde gördü’ denilseydi, bu defa da mümkinat âlemi suret, cihet ve cisim gibi niteliklere mahkûm olduğundan, ulûhiyeti mümkinata benzetme (teşbih) tehlikesi doğacaktı. Oysa Allah yaratılmış hiçbir varlığa benzemez; mekândan, cihetten ve suretten münezzehtir. Onun rü’yetinin ancak bu şartlara uygun olarak gerçekleşebileceğine işareten “imkân ve vücub ortası” tabiri tam bir isabetle seçilmiştir. 

(Devam edecek.)

Dipnotlar:

1- 24. Mektup, 2. Zeyl, 3. Nükte.

2- Rahman 55/1-2.

3- Elmalılı, Hak Dini, İsra, 1.

Okunma Sayısı: 3364
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Satılmış Doğan

    21.3.2020 07:42:47

    Allah cc. razı olsun hocam. Her makalenizde olduğu gibi çokok istifadeli bir makale olmuş. Rabb'im kaleminize güç versin.

  • cenk çalık

    21.3.2020 01:50:17

    Arşa gelince artık mekan kavramıda anlamını yitiriyor.Yani öyle bir makamki ne zaman ne de mekanın anlamı kalıyor. Bu izahat zaman ve mekana bağlı bizler için ve özellikle bu sınırlar içinde düşünüp yol bulamayan itiraz edenleri anlamak açısından mühim. Bu sınırı dışında düşünemeyince inkar yoluna gidiyorlar.Kab-ı kavseyn ise izahatınız bana çok bilgi kattı. Açıkçası yakınlık anlamı dışında düşünmemiştim. Benzetmenin yani yayın kabza ve kirişi konuyu netleştiriyor. Zira yakınlar ama aynı değilller hakikati çok mühim. Hele imkan ve vücub ortası ifadesi ifrat ve tefritten koruyarak vasat olan hakikate bizi götürüyor. Vücubunda imkanının kişiyi şirke götürecek kadar tehlikeli olduğunu net olarak anladık hamd olsun. Ezber bozan bir yazınızdan daha istifade ettik. Allah razı olsun sayın hocam...

  • cenk çalık

    21.3.2020 01:49:57

    Devamı gelecek olduğu anlaşılan yazıya erken yorum yapmak istemedim ama hem yine kendimi tutamadım ve hemde anladığım kadarıyla ifade edeyim diye düşündüm. Müstetir zamirlerin Cebrail (as)dan ziyade Allah (cc) e raci olduğu yaklaşımını esas alan müfessirleri esas almanız maddeleştirmiş olduğunuz hakikati anlamada anahtar rol oynuyor. Maddelerdeki parantez içi izahlar akla soru işareti bırakan ya da eksik anlaşılan hususları vuzuha kavuşturmuş. Ufuk-u a'la yı anlamak için öncelikle güneş örneğiyle bir çerçeve çizilmiş oluyor. Anladığım kadarıyla burada çeşitli tabakalar var ve her tabakada baskın bir esma var. Aynı zamanda üç zamanıda aynı anda yaşama imkanı olduğunu anlıyorum. Bunada vesile olan bu yedi sematın üstündeki kürsi.

  • Abdurrahman AYDIN

    21.3.2020 01:40:28

    YAZARIN NOTU: Okuyucularımızdan bu yazıyı ağır bulanlara, daha basit düzeyde bir anlatım için 15 Mayıs 2015 tarihli "Kainatın Ötesine Esrarengiz Bir Yolculuk" yazımızı tavsiye eder, kandilinizi tebrik ederim. 🌹

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı