"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Şüphe çağı mı, tahkik çağı mı?

Abdurrahman ÖNBAŞ
04 Mayıs 2026, Pazartesi
Son zamanlarda çokça duyduğumuz bir ifade var “Şüphe çağında yaşıyoruz.” Özellikle gençlerin her meseleyi sorgulaması, aklına gelen sualleri çekinmeden dile getirmesi, çoğu zaman bir zaaf gibi gösteriliyor. Hâlbuki biraz dikkatli bakıldığında meselenin göründüğü gibi olmadığı anlaşılır.

Çünkü şüphe, başlı başına bir düşman değildir. Bilâkis, doğru istikamette kullanıldığında insanı hakikate götüren bir basamak olabilir. Zira şüphe eden insan, aynı zamanda arayan insandır. Arayan ise bulmaya namzettir.

Bugün gençlerin zihninde oluşan suallerin artması, bir yönüyle içinde bulunduğumuz zamanın bir neticesidir. Herkesin elinde bir cihaz, her fikir bir tık uzağımızda, doğruyla yanlışın, hakikatle hurafenin iç içe geçtiği bir ortamda insanın zihninin karışması elbette kaçınılmazdır. Fakat bu durum, meseleyi “şüphe çağı” diye isimlendirmekten ziyade, “tahkik ihtiyacının arttığı bir çağ” olarak değerlendirilmesini daha doğru kılar.

Risale-i Nur’un üzerinde ısrarla durduğu “tahkikî iman” meselesi de tam burada ehemmiyet kazanıyor. Yani insanın inandığı hakikatleri sadece taklit ile değil; anlayarak, delilleriyle bilerek tasdik etmesi

Sözler’de geçen şu misal meseleyi çok güzel izah eder: “Evet, temelleri yıpratılmış bir binanın odalarını tamir ve tezyine çalışmak, o binanın yıkılmaması için ne derece bir faide temin edebilir? Köklerinin çürütülmesine çabalanan bir ağacın kurumaması için, dal ve yapraklarını ilâçlayarak tedbir almaya çalışmak, o ağacın hayatına bir faide verebilir mi?...”¹

İşte bugün de çoğu problemin temelinde, imanî meselelerin yeterince tahkik edilmemiş olması yatıyor. Yüzeydeki sıkıntıları çözmeye çalışırken, asıl kökü ihmal edersek kalıcı bir netice elde edemeyiz.

Burada dikkat edilmesi gereken ince bir nokta var şüphe ile tahkik birbirine zıt gibi görünse de, aslında aralarında bir yol vardır. Şüphe, eğer insanı araştırmaya sevk ediyorsa, tahkike açılan bir kapı olur. Fakat insan o şüphede kalır, onu besler ve çözüm aramazsa, o zaman bir çıkmaza dönüşebilir. Bu sebeple mesele, “şüphe var mı yok mu?” meselesi değil “şüpheyi nereye götürüyoruz?” meselesidir.

Bugün belki de asıl ihtiyaç, şüphelerden kaçmak değil o şüpheleri doğru kaynaklarla gidermektir. Risale-i Nur eserleri, bu noktada yalnızca cevap vermekle kalmaz, aynı zamanda insana nasıl düşünmesi gerektiğini de öğretir. Yani sadece neticeyi değil, yolu da gösterir.

Netice olarak diyebiliriz ki, içinde bulunduğumuz zaman, yalnızca bir “şüphe çağı” değildir. Aynı zamanda tahkikî imana ulaşmak için büyük fırsatlar barındıran bir zamandır. Yeter ki insan, zihnine gelen suallerden korkmak yerine, onları hakikate ulaşmak için bir vesile yapabilsin.

Çünkü samimî bir arayış, insanı mutlaka bir hakikate ulaştırır. 

Dipnot:

1- Sözler, Konferans 

Okunma Sayısı: 121
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı