"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Haklı olmak mı, kardeşliği korumak mı daha önemli?

Abdurrahman TAN
04 Ağustos 2026, Salı
İnsan ilişkilerinde en zor imtihanlardan biri, haklı olduğumuz anlarda verdiğimiz tepkidir.

Haksızlığa uğradığımızda sabretmek elbette zordur; fakat asıl zor olan, haklı olduğumuzu düşündüğümüz bir meselede nefsimizin sesini susturabilmektir. Çünkü çoğu zaman tartışmaları büyüten, meselenin kendisinden çok, “Ben haklıyım.” duygusudur.

Bediüzzaman Said Nursî, bu konuda önemli bir ölçü ortaya koyar: “Nefis ve şeytan, sizi kardeşinize karşı itiraza ve haklı olarak tenkide sevk ettiği vakit, deyiniz ki, “Biz, değil böyle cüz’î hukukumuzu, belki hayatımızı ve haysiyetimizi ve dünyevî saadetimizi Risâle-i Nur’un en kuvvetli rabıtası olan tesanüde feda etmeye mükellefiz. O bize kazandırdığı netice itibâriyle, dünyaya, enaniyete ait herşeyi feda etmek vazifemizdir” deyip nefsinizi susturunuz. Medâr-ı nizâ birşey varsa, meşveret ediniz. Çok sıkı tutmayınız; herkes bir meşrepte olmaz. Müsamaha ile birbirine bakmak şimdi elzemdir.” 1

Bu ifadelerde dikkat çekilen husus, eleştirinin haklı olup olmaması değildir. Asıl mesele, haklı bile olunsa, bu tavrın kardeşlik hukukuna ve ortak hedefe zarar verip vermediğidir. Nefis, haklılığı enaniyetin bir aracı hâline getirebilir; şeytan ise küçük meseleleri büyüterek gönüller arasına mesafe koyabilir. Bu yüzden insan, önce kendi nefsini muhasebeye çekmeli, söylediği sözün ve sergilediği tavrın hizmete mi yoksa enaniyetine mi katkı sağladığını sorgulamalıdır.

Bugün ailede, iş hayatında, sivil toplum kuruluşlarında ve gönüllü hizmetlerde yaşanan birçok kırgınlığın temelinde büyük problemler değil, küçük incinmeler vardır. Bir söz, bir bakış, danışılmadan alınan bir karar veya farklı bir uygulama, nefis devreye girdiğinde güveni sarsabilir. Oysa aynı mesele, anlayış, fedakârlık ve iyi niyetle kısa sürede çözülebilir.

Modern hayat bireyi öne çıkarırken, Risale-i Nur “tesânüd”ü, yani birlik ve dayanışmayı esas alır. Ortak hedef uğruna şahsî beklentileri geri plana koyabilmek, hizmetin en önemli dayanaklarından biridir. Bunun anlamı yanlışları görmezden gelmek değildir. Bediüzzaman, ihtilafların çözümünü meşverette, yani ortak akılda aramayı tavsiye eder. Böylece kişiler değil, hakikat öne çıkar; kırgınlıkların yerini güven ve istikamet alır.

“Herkes bir meşrepte olmaz.” sözü de farklılıkların hayatın tabiî bir gerçeği olduğunu hatırlatır. Aynı davada yürüyen insanların mizacı, yöntemi ve bakış açısı farklı olabilir. Bu farklılık ayrılık sebebi değil, doğru yönetildiğinde bir zenginliktir. Toplum olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz değerlerden biri de müsamahadır. Müsamaha; hatayı tasvip etmek değil, insanı hatasından ibaret görmemek, kusuru büyütmek yerine iyiliği çoğaltmayı tercih edebilmektir. Affetmenin mümkün olduğu yerde cezalandırmayı değil, anlamayı seçebilmektir.

Belki de kendimize şu soruyu sormalıyız: “Bu tartışmayı kazanırsam ne elde edeceğim; peki bu tartışma yüzünden bir kardeşimi kaybedersem neyi kaybedeceğim?” Bu soruya samimiyetle verilecek cevap, birçok ihtilafı daha başlamadan sona erdirebilir.

Haklı olmak önemlidir; fakat daha önemli olan, haklılığı kardeşliği zedelemeyecek bir olgunlukla taşıyabilmektir. Çünkü kalıcı olan, tartışmayı kazanmak değil; birlik, tesânüd ve kardeşliği koruyabilmektir.

Şahsî hak ve gurur, kardeşlikten; kardeşlik ise hizmetin selâmetinden daha üstün değildir. Haklı olunsa bile nefse değil, birlik ve tesanüde öncelik verilmelidir. İhtilaf çıktığında çözüm yolu meşveret, farklılıklara karşı tavır ise müsamahadır.

Dipnotlar:

1- Kastamonu Lâhikası, s. 242.

Okunma Sayısı: 1474
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Mehmet Türeli

    5.08.2026 00:43:59

    Mükemmel bir yazı. Rabbim bizleri bu istikamete yaşamayi, hizmet etmeyi nasip etsin.

  • Rüstem Garzanlı

    4.08.2026 15:31:41

    Makale, haklı olmanın tek başına yeterli olmadığını; haklılığı kardeşlik hukukunu zedelemeyecek bir olgunlukla taşımanın daha büyük bir fazilet olduğunu güzel bir şekilde hatırlatıyor. Özellikle günümüzde küçük meselelerin büyük kırgınlıklara dönüştüğü bir ortamda, Bediüzzaman Hazretlerinin tesanüd, meşveret ve müsamaha ölçülerini yeniden gündeme taşıması son derece yerinde ve düşündürücüdür. Bu yazı, nefsi değil kardeşliği önceleyen bir hizmet ahlakına güçlü bir davet niteliğindedir. Allah razı olsun hocam ellerine sağlık güzel mesajlar içermektedir

  • Hüseyin İlhan

    4.08.2026 12:15:01

    Risalei nur müellifi aziz üstadımızın bu sözleri herkes için caridir.Hele hele kardeş-lerine karşı adaletsizlik yapan,iman ve kur'an davasına ket vurmak için sinsi oyunlar oynayan,iman kal'asının neşriyat alemindeki MSİK-İ AMBER gibi kokan gülünü koparmak değil tamamen yoketmek için her hakkını gasp edenelrin,entrika,hile,düzenbazlık mesleği ile iştigalden din kardeşlerinin katline kadar suçlu,mes'ul olanalrın iftiralarına kanarak kardeşine hak,hukuk,adalet,iz'an ve vicdana sığmayan sözleri sarfedenelrin kervanına katılma mıdır kardeşlik. Eğer öyle olsaydı merhum MEHMET KUTLULAR ağabeyimizin bunu yapana tavrı farklı olması gerekirdi.

  • Emine Kaya

    4.08.2026 11:50:00

    Kaleminize sağlık.Kardeşliği tesis edenlerin Allah yardımcısı olsun.Kardeşliği zedeleyen kalem erbabına da Allah akıl fikir basiret ihsan etsin.

  • Said Yüksekdağ

    4.08.2026 09:59:39

    Allah razı olsun Abdurrahman Hocam.. Yüreğine sağlık..

  • Mehmet Kaşlıoğlu

    4.08.2026 09:45:36

    On yıldan bu güne, tek başına, mü'min ve müslüman kardeşlerimizin can,mal ve namus haklarının müdaafasını yapan,üstelik bu hak-hukuk meselesinde haklı olduğu Ana Yasa Mahkemesi tarafından kabul ve ikrar edilip;bir hocanın vefatı dolayısıyla taziyede bulunduğu için iki ay hapisle tecziyeden sonra haksızlığa uğradığı itiraf edilmekte birlikte devletin kendisine tazminat ödemesine hüküm verilen Kâzım Güleçyüz Ağabeyimize sahip çıkmamak en büyük bir haksızlık değil midir ? Hani:mesleğimiz haliliye idi?! Hani; meşrebimiz hılletti?! "Hıllet ise,en yakın dost ve en fedakâr arkadaş ve en güzel takdir edici yoldaş ve en civanmert kardeş olmak iktiza eder." "Bu hılletin üssü'l-esası, samimi ihlastır. Samimi ihlası kıran adam,bu hılletin gayet yüksek kulesinin başından sukut eder.Gayet derin bir çukura düşmek ihtimali var."

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı