Öncelikle Kemalizm ile Atatürkçülük tamamen aynı şeyler değil. “Kemalist misiniz?” sorusuna “hayır” diyenler “Atatürkçü müsünüz?” sorusuna “evet” diyebiliyorlar. Böylece anlaşılıyor ki her Atatürkçü Kemalist değildir ama her Kemalist Atatürkçüdür.
Ayrıca “Atatürk’ü seviyorum” diyenlerin bu sevgisinin sebepleri ve “onu her şeyiyle yani her fikriyle ve her icraatıyla seviyorum” deyip demedikleri de ayrı bir bahistir ve bilhassa son dönemde manipülasyonlarla artmış gibi görünen bu sevginin kapsamı belirsizdir.
Bu farklılaşmanın ve belirsizliklerin sebebi ve anlamlı olup olmadığı tartışılabilir ama neticeyi değiştirmez.
İkincisi, biz Kemalistlerin ya da Atatürkçülerin de demokratik toplumun bir parçası olarak yaşayabileceklerine inanıyoruz. Yeter ki demokrasiye karşı bir fiilî tavırları olmasın. (Darbeci subaylar ve siviller bu sebeple ciddi bir risktir.)
Gelelim mevzuya…
Türk toplumu muhafazakârdır. Muhafazakar bir toplumda Kemalizm’in devrimci fikirlerini gerçekten savunmak marjinal kalmayı benimsemek ve kabullenmek demektir.
Resmî bayramlarda ve 10 Kasım gibi diğer bazı resmî yapılanmalarda toplumun çoğunluğunun Kemalist ya da Atatürkçü eğilimler sergiliyor olması ya da bilhassa son yıllarda Anıtkabir’in yarı turistik bir ziyaretgâh haline gelmesi bu gerçeği değiştirmez.
Kemalizm’in ya da Atatürkçülüğün bu milletin kalbinde gerçekte yer bulamayacak olmasının sebebi nedir?
Kanaatimizce en önemli sebebi, savaş dönemi ideolojisi olan Kemalizm’in demokrasi ve adalet teorisi içermemesi ve adalet pratiğine atıf yapamamasıdır.
Her ideoloji, devleti devlet eliyle dönüştürmeyi hedefler. (Demokrasi ise bu yönüyle bir ideoloji değildir. Devleti devrimci anlayışla dönüştürmeyi değil, devleti hizmetkâr devlet haline getirmeyi ve bu pozisyonda tutmayı hedefler.)
Kemalizm’in ideolojisi elbette M. Kemal eliyle kurulmuş ve devrimleriyle tatbik edilmiştir.
Bu sebeple M. Kemal’in demokrasi lehinde tek bir fikrini ya da vecizesini bulamazsınız. (Bu tercihte elbette o dönemin Faşizm, Nazizm, Leninizm Maoizm gibi demokrasi düşmanı ideolojilerinin de büyük etkisi ve katkısı olmuştur).
Kemalizm bu sebeple demokrasiye karşıdır. Bu sebeple, demokrasi CHP’nin altı okundan biri değildir. Zira demokratlık o oklardan biri ve birincisi olan laikleştirici inkılâpçılığa zıttır. Çok partili hayattaki CHP’nin en büyük açmazı budur.
Demokratlık o oklardan bir diğerini, laiklik ilkesini de daraltıp dönüştürmüştür. Tek parti dönemindeki cebrî laiklik uygulamaları devleti laikleştirme bahanesiyle yapılıyordu ama aslında toplumu dinsizleştirmeye yönelikti. Tutmadı. Tutmayacağı belliydi.
Demokrasiye geçildi, Demokratların iktidarında bu kötü gidiş durduruldu. Elbette onların içinde de gizli zındıklar vardı ve insanları dinden soğutmak için dini siyasete alet etmek yolunu tercih ettiler.
Kemalizm’in devletçilik ilkesi de sanıldığının aksine sosyal devletçilik değildi. Zira demokrasiyi reddeden bir ideolojinin devletçiliği, sosyal devletçilik değil, olsa olsa kutsal devletçilik olabilir. Devleti kutsallaştıran her yöneticinin aslında kendisini kutsallaştırdığı ve dogmatik dokunulmazlığını arttırmaya çalıştığı açıktır.
Kemalizm’in adalet ve sosyal adalet konusunda da istekli olmadığı açık. Altı oktan biri adalet değil. Olması mümkün de değil. Zira inkılapçılık adalete zıttır. İnkılapları yapabilmek ya da yerleştirebilmek gerekçesiyle tek parti döneminde işlenmiş olan zulümlerin haddi hesabı yok.
Taha Akyol’un şaheseri “Atatürk’ün İhtilal Hukuku”, ayrıntılarını görmek isteyenlere yeterlidir.
Zira şimdikiler dahil her ihtilalin kendi hukuku vardır ve bu hukuk(!) insan haklarından ve hürriyetlerinden önce gelir.