Parke ya da parka. Bir tür palto ya da kaban. Asker yeşilinden fıstık yeşiline.
İki türü var: Biri kapşonu bitişik ve arkası yırtık kuyruklu olanı ve diğeri de kapşonu çıtçıtlı ve arkası düz etekli olanı.
Yetmişli yıllarda, düz etekli olanını “faşo”lar giyerdi. Bunu pek hatırlayan yoktur. Yırtık kuyruklu olanını ise o senelerde “gomonisler” kuşanırdı. (“Deniz Gezmiş Parkası” ya da “Komünist Parkası” da denir sonraki libas literatüründe.)
Birbirine ya da birilerine “gominis, faşist” demeyenler hiçbirini giymezdi o zamanlar. Onlar tarafsız sayılırdı. “Sayılır” dediysek yanlış anlamayın, onlar gerçek sayı değil “solda sıfır” cinsinden boşta bir rakam sayılırlardı. Onlar hep vardı ve vardır ve hep giyecek başka bir şeyler bulur ve bulacaktır.
Parka giyen “taraf”tı ve taraftır. Zira parka taraftır. Giyen bilse de bilmese de. (Bu farkı bilmeden şuradan buradan bulup giydiği eski püskü parka yüzünden dayak yemiş ya da en azından dayak yeme riskine girdiğini fark etmiş kaç yüz ya da kaç bin genç vardır bilinmez.)
Parkan neyse sen de osundur o günlerde.
Ya Tarkan? Ya bu günlerde?
Tarkan GEÇÇEK dedi de.
Kime dedi? Kim için dedi? Ne geçecekmiş?
Hükümetin devrilmesini mi istiyormuş?
“Et obur öcü” müymüş “fet obur öcü”mü?
Bu saatten sonra bu soruların ve tartışmaların hiçbir anlamı yok.
Bir müzik parçasının sözlü dalga boylarından çıkan tartışmanın yayılımı ve şiddeti, ülkede demokrasi isteyen toplumsal muhalefetin ne seviyeye yükseldiğini muhalife de muvafığa da gösteriyor. İbre kırmızı hatlarda geziyor.
AKP iktidarı ya da AKMHP iktidarı bugüne kadar hiç böyle bir dalga görmemişti. 2016 Nisan’ı bile bunun en çok onda biri kadardı.
Hele Avcı Sezen Aksu’nun sarayın başından aşırdığı o geçen ayki muhalif müzik dalgasından sonra, bu yeni dalga…
Parka giymese de, “Parkandan bana ne” dese de, “Tarkan’ı seveyim” diyenler çoğalıyor.
Kayadan dalgalara binmiş geliyor, kıyıya doğru bir cisim yaklaşıyor.
Başında börüsü görünür değil. Yakışıklı ak pak itler “var” dese de ayağının dibinde “atıl kurt”u da yok.
Varmış gibi dans ediyor, ama elinde bir kılıcı da yok.
Madalyonunu görmedik. Üstelik pantolonu da var.
Ama o da bir Tarkan…
Bakalım bu çizgi film nasıl bitecek?
Her gelecek yakındır ve yarındır…
Kiminin görevi geççek, kiminin vazifesi çek çek.
O sandık buraya ite-çeke geeee-leeeeee-cek!
Ya siz? Yeni Asya’nın 53 yıllık mazisinin ve ikinci bin yıllık hedefin sahipleri, bugünlerde sizin vazifeniz ne?