"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Şefkat ve şirket

Ahmet BATTAL
31 Temmuz 2021, Cumartesi
Sadık Yalsızuçanlar twitter’da şunları yazdı:

“Afgan, Suriye’li, Irak’lı, Afrikalı çaresizler başımızın tacıdır. Allah’ın can bağışlamaya değer bulduğu her varlık, gönlümüzün mihmanıdır. Allah’ın verdiği rızkı onlarla paylaşmak bizim görevimizdir.”

Biz bu fikirleri retweet ettik ve Prof. Dr. Ali Kutlu bize cevaben şunları yazdı:

“Peki bu ülkenin hiç mi sınırı, göç politikası, işçisinin esnafının menfaatlerini düşünen yönetimi olmayacak? Demografik yapı, güvenlik endişeleri bir kenara mı atılacak?”

Elbette her devletin kendisine göre öncelikleri, politikaları var ve olmaya devam edecek.

Ama acaba bu gibi vesilelerle de olsa “dünya devleti” fikrini düşünmemiz gerekmez mi? 

Ya da haritaların gerçekliği ve sanallığı meselesini… 

Malûmunuz, siyasî haritalar arazide var olmayanı gösterir. Zira siyasî sınırlar sanaldır ve değişkendir. 

Oysa coğrafî haritalar gerçeği gösterir. Zira dağlar, tepeler, dereler, kıyılar, yükseltiler ve çukurlar fıtrîdir. 

Coğrafî haritada yeryüzü tek ülkedir. Coğrafî sınırlar ancak bir fizikî engeldir ve aşabilene “neden aştın” denilemez. 

Seyahat ve yerleşme hakkı sadece bir ülke içinde serbest dolaşım hakkından ibaret değildir. Bu fikirlerimiz elbette özel mülkiyeti reddettiğimiz anlamına gelmez. Ama kamusal alanın şu ya da bu devletin kontrolünde olması o kamusal alanın barış içinde orada bulunmak isteyen tüm dünya insanları için ortak alan olduğu gerçeğini de değiştirmez ve değiştirmemeli. 

Önceden beri orada olanın ya da önce gelmiş olanın hangi imtiyazlara sahip olması gerektiği hususu tamamen siyasî bir meseledir ve bu yönden bakıldığında “biz”in ve “bizimkiler”in içerdiği “kıdem” fıtrî değildir. 

Zira “bu ülke bizim” türünden söylemler herkesin sahipleneceği sözlerdir. Biz’den ne anlaşılması gerektiği herkes için değişir. İnsanlar artık ilk çağların sınırlı seyahat gücüne sahip insanlar değiller ki “biz” sadece bir kabileyi, soyu/boyu ifade edebilsin. 

Daha iyiyi elde etmek için ülke değiştirenlere bazı sınırlar, yasaklar ya da kısıtlamalar koyabilirsiniz. Ama bilhassa zulümden kaçtığı için yer değiştirene “gelme, orada öl” demenin hiçbir izahı olamaz. 

Elbette her devlet kendi ülkesinde bütün insanların güvenliğini sağlamak için vardır ve güvenlik tedbirleri sığınanı, mülteciyi, muhaciri, vs. de kapsar. 

Ama “güvenliği sağlayamıyoruz” ya da “aç kalacağız” diyerek kapı kapatmak hiçbir medeninin elindeki şefkat kitabında yazmaz. 

Dünyanın son altmış yetmiş senesinde Doğu Blokundan Batı’ya kaçanlara “gelme” diyen bir Batı olsaydı kıyamet çoktan kopmuştu. 

Ağustos 1988’de Saddam’ın zulmü sebebiyle Irak’tan Türkiye’ye kaçmaya çalışan Kürt kardeşlerimiz sınıra yığılınca Başbakan Özal “bunu yapmak insanlık borcumuz” diyerek sınırı açmak gerektiğini ifade etmişti. Muhalefet lideri durumundaki Demirel ise daha ileri gidip ve hatta düzeltip “insanlık borcu değil, kardeşlik borcumuz, sınırı elbette açmalıyız” demişti ve o kriz böylece çözülmüştü.

Şefkatli şirket insanı insan yapan ortaklıktır. Bu dünyayı ortaklaşa kullanabilirsek bölünmüşlüklerden kurtulabilir ve doğru biçimde şirketleşerek insanlıkta yeniden birleşebiliriz. 

Okunma Sayısı: 1571
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Esra

    31.7.2021 23:57:51

    Tebrikler. Çok güzel bir yazı olmuş. Afgan mülteci geçişlerinin yoğun olarak yaşandığı bir şehirden yazıyorum. İnanın halleri içler acısı. Günlerce yürümekten giysileri solmuş ve perişan haldeler. Herhangi bir vasıtayla ulaşım imkanları yok.Gece olunca yumuşak bir yastığa baş koyarak uyuma imkanı olmaması ne demektir kimbilir. Hem de günlerce..Biz azıcık yürüsek hemen yoruluruz. Ya onlar ? En temel insani ihtiyaçlarını karşılamaktan yoksun olan ruh sahibi aziz varlıklar. Allah ım onların çektikleri bu sıkıntılardan dolayı beni hesaba çekme diyorum. Ah insanlık...

  • İmdat Su

    31.7.2021 11:17:45

    İnsan onurunu korumak adına, ülkemize gelen mültecileri sınır bölgelerinde geçici yerleşim yerleri hazırlayıp onları orada barındırıp kontrol altında tutmak gerekir. Hayvancılık ve tarım uğraşı alanları oluşturulabilir... Bununla bir meşgaleleri olur. Halkın arasına karışması engellenmelidir...Mukim halk onlara bakacaktır, gerekli yardımı yapacaktır.

  • Hüseyin İlhan

    31.7.2021 10:00:40

    Gelsinler demek kolay.Amma BURSA özelinde gördüğüm ve gelenelrin ahları ve vahları varya o ahlar dahi onları ülklerinden eden,ettiren ve doğru tedbirler almak yerine siyasi ikballeri için kararlar alan veya almayanlara ahları varki işte o ahlar MÜLTECİLER SORUNUNU ÇIKARTAN VE ÇÖZÜMÜ EGELLEYENELR NARI CEHENNEMDE GAYYA KUYUSUNDA AHİRET OLACAKTIR.

  • Asım

    31.7.2021 06:26:17

    Hocam tamam kardeşlerimiz gelsinler de hiçmi bunun planı programı olmayacakmı bu kadar düzensizlik olurmu buraya sığınan kardeşlerimizi bir zaman sonra geldikleri ülkelerini arar hale gelmeleri doğrumu?

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı