"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

TBMM ve suçluya âdil muamele

Ahmet BATTAL
03 Nisan 2020, Cuma
Türkiye’deki cezaevlerinin, bilhassa ıslâh ediciliğe katkı gibi insanî sebeplerle seyrekleştirilmesinin gerektiği açık. Koronavirüs sebebiyle konu daha âcil ihtiyaç haline geldi.

Biz de iki hafta önceki bir yazımızla vurguladık. (Linki: https://www.yeniasya.com.tr/ahmet-battal/cezaevine-virus-bulasirsa_515088)

Geçen hafta nihayet konu siyasetin gündemine girdi. Koalisyon ortaklarınca Kanun teklifi hazırlandı. Ve infaz düzenlemesi Mecliste. 

İçerik konusu net değil ve son şeklini elbette önümüzdeki günlerde Komisyon ve Genel Kurul verecek. Ama mutfaktaki bazılarının “terör örgütüne üyelik”ten yatanları ayrı tutma “merakı” sürüyor.

Milletvekilleri bu vesileyle bu günlerde yine büyük bir vicdan sınavında. Ya ayrımcılık yapacaklar ya da eşitliği savunacaklar. Biz kopya verelim.

İktidarın ve milletvekillerinin hiç değilse bu konuda Prof. Dr. İzzet Özgenç gibi Ceza Hukuku Hocalarını dinlemesinde fayda var. 

Olayın iki boyutu var. 

Birincisi eşitlik ilkesi meselesi: Geçmişte suçlular arasında ayrımcılık yapılarak çıkarılan af kanunları Anayasa Mahkemesi’nce eşitlik ilkesine ve diğer bazı Anayasal prensiplere aykırı bulunarak iptal edilince siyasetçilerin ummadığı sonuçlar doğmuştu. Bu sefer de benzer bir risk var. Beklenen ve korkulan olursa, vebali, göz göre göre “biz yaptık oldu” diyenlerin ve TBMM’de onların teklifine el kaldıranların omzunda olacak. 

İkincisi ise daha basit ve daha temel bir mesele: 

FETÖ (Fethullahçı Terör Örgütü) üyesi olduğu gerekçesiyle yargılananlar ile diğer terör örgütlerine üye olmaktan yargılananlar arasında esaslı bir fark var. (Bu farkın infaz meselesinde nasıl nazara alınacağı ayrı bir konu ve neticede Meclisin işi).

Meselâ HDP’li ile PKK’lı şöyle ya da böyle birbirinden ayrılıyor. Hâkim ve savcılar bu konuda karar verirken ilkesel olarak müsterihler. Sadece her bir somut olay bazında delillerin doğru takdir edilip edilemediğinin vicdanî sıkıntısını yaşıyorlar. 

Ama FETÖ üyeliği meselesinde durum “ilkesel olarak” çok karışık. 

Bu konudaki yargı kararlarının çoğunda “cemaat eşittir örgüt” sayılıyor. 

Bir zamanların devlet nezdinde “en makbul cemaat”i bir şeyler olup da “terör örgütü” sayılınca, cemaate üye ve dolayısıyla iktidara muhalif kalmaya devam etmiş olanlar da somut suç işleyip işlemediklerine dahi bakılmaksızın, terör örgütü üyesi olmaktan cezalandırılıyorlar. 

Bu grubun içinde “örgüt adına suç işlemiş olanlar” yani gerçekten ceza alması gerekenler neredeyse yüzde birlik bir azınlık. 

Daha da önemlisi, bu azınlık gruptakiler hakkındaki dâvâlarda, onların “somut suçları” bir yargılama sebebi yapılmıyor. Hatta deliller arasında dahi geçirilmiyor. 

Cemaate mensubiyeti gösteren delillerle yargılama yapılıyor. Biri ikisi suç olmayan fiillerin beşi onu bir kişide birleşince o kişi yargıdan terörist damgası yiyor. 

Görüştüğümüz tüm yüksek hâkimler ve ceza hukukçuları, bu mahkûmiyet kararlarının eninde sonunda AYM’den ya da AİHM’den döneceği ve bu kişilerin sonuçta tazminatlarını alıp göreve dönecekleri hususunda müttefikler. 

Bu grubun içinde olup da somut suç işlemiş olanların bu suçlarının böylece cezasız kalacak olması ise en önemli problem. 

Meselâ ETÖ üyeliği isnadı açısından masum olan kişileri sırf siyasî tutumları ya da ideolojileri sebebiyle Silivri’ye vs. dolduran hâkim ve savcıların önemli kısmı, bugün bu suçlarından dolayı değil, sadece “cemaat=örgüt”e mensubiyetten yargılanıyorlar. 

İtibar suikastı yapan gazeteciler, rakibinin ayağına çelme takıp kaydıran bürokratlar, darbe işinden önceden haberdar olduğu iddia edilen yüksek hâkimler ve yüksek bürokratlar … için de aynı durum geçerli.

Ve bu yanlış yargılama süreci devam ettiği takdirde sonuçta bunlar da beraat edecekler ve sonuçta “sahte kahramanlar” olacaklar. 

 Demek bu konudaki ana mesele infaz düzenlemesi vs. değil. Yargılamaların mantığının değişmesi lâzım. Bunun için de milletvekillerinin bu yanlışları Meclis Kürsüsü’nden daha sık dile getirmesi ve bilhassa yüksek hâkimleri cesaretlendirmesi lâzım. 

Okunma Sayısı: 3509
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Mehmet

    3.4.2020 18:59:56

    Sn Ahmet bey, gerek Kazım bey gerekse sizin yazılarınızı okuyunca inançlı insanların da vicdan, merhamet ve adalet duygularının halen kör olmadığını görmekten ,kendi halinde iman etmeye çalışan bir vatandaş olarak, mutlu oluyoruz. Maalesef son yıllarda yapılan binlerce hukuksuzluğa ses vermeyen inançlı insanlar yüreğimdeki birçok hasleti silmişlerse de böylesine baskının olduğu bir zamanda gazetenizin göstermiş olduğu hukuktan yana tavrı alkışlıyor, yüreğinize sağlık diyorum. Allah güç ve kuvvet versin. İyi ki varsınız.

  • kutAy

    3.4.2020 02:00:46

    Yerinde ve güzel bir yazı...Teşekkürler

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı