Kâinatta mevcut bütün eşyanın yaratılmış olmaları dolayısıyla kardeş olduklarını ifade eden Bediüzzaman Hazretleri, insanın da mahlukiyet yönünden yaratılan eşya ile kardeş oldukları tespitinde bulunur.
Said Nursî’ye göre insan, aynı Yaratıcı’nın eseri olduğu için kâinattaki her şeyle kardeştir. Bu bakış açısına göre, iman bağı sayesinde insan unsurlara yabancı kalmaz; her mahlukatı dost, kardeş ve musahhar birer arkadaş olarak görür. Bu orijinal yaklaşımın kaynağı ise kâinat kitabının tercümesi olan Kur’ân-ı Kerîm’e dayanır.
Said Nursî, insanın kâinattaki mahlukatla olan kardeşliğini ve dostluğunu, Kur’ân’ın kâinata bir bütün olarak bakıp her şeyi Allah’ın birer sanatı ve eseri olarak görmesine dayandırır. Ona göre, Kur’ân’ın tevhid dersi, bütün mevcudatın aynı Sanatkâr’ın mülkü olduğunu ilan ederek aralarında ünsiyet ve kardeşlik bağları kurar.
Kur’ân’da geçen ve göklerdeki ile yerdeki her şeyin Allah’ı tesbih ettiğini bildiren ayetler (İsrâ Suresi: 44.) bu kardeşliğin en büyük delillerindendir. Üstad Hazretlerine göre, madem her şey aynı Yaratıcı’yı zikretmektedir; o halde insan ile diğer mahlukat aynı vazifeyi yapan birer “memur” ve “arkadaş” hükmündedir.
Ayrıca, göklerin, yerin, güneşin ve ayın insanın emrine ve hizmetine verildiğini belirten ayetler kâinatın insanla olan yardımlaşma bağını gösterir. Risale-i Nur’da bu yardımlaşma, teavün, âlemdeki şefkat ve kardeşlik manasının bir tezahürü olarak okunur.
Netice itibariyle, Kur’ân, kâinatı düşman ya da cansız bir eşya olarak değil, her biri Allah’ın emriyle hareket eden mûtî, itaatkâr birer mevcudat olarak tanıttığı için, mü’min bir insan bütün mahlukatı kendine yabancı değil, birer vazife arkadaşı ve kardeş olarak görür ve görmeli...
Dolayısıyla madem kâinatta var olan eşya arasında böyle bir kardeşlik bağı var, elbette eşref-i mahlukat olarak yaratılan insanlar arasında, husususan inanmış Müslümanlar arasında da bu kardeşlik bağları olmalıdır. Kelamullah olan Kur’ân’da Rabbimiz, “mü’minler ancak kardeştir” 1 şeklinde bu kardeşliği ilan etmiştir.
Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı’ndan Mektubat Mecmuasında, “Uhuvvet Risalesi” (s.309) adıyla müstakil bir risaleyi mü’minler arasındaki kardeşlik üzerine, mezkur ayetin tefsiri olarak telif etmiştir. Mü’minler arasındaki kin, düşmanlık, ayrılık ve tarafgirlik gibi hastalıkların teşhis ve tedavilerinin anlatıldığı “Yirmi İkinci Mektub”un detayına girmeden, risalenin son kısımlarında zikredilen “ ...birbiri içinde size karşı zararlı bir vaziyet alan, birbiri arkasında size hiddet ve hırs ile bakan, belki yetmiş nevi düşmanlar var.”2 cümlesinde ifade edilen “Yetmiş nevi düşman nedir ve kimlerdir?” sorusuna cevap arayacağız.
Uhuvvet Risalesi dışında, Lâhikalar’da bu konuda Üstadın mektup satırlarında bahsettiği “uhuvvet / kardeşlik” vurguları üzerinden “yetmiş nevi düşman” teşhis ve tespit etmeye gayret edeceğiz.
Dipnotlar:
1- Hucurat Suresi: 10. 2- Mektubat, s. 317.