"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Mekke Anlaşması’nın okunmayan yüzü

Nurullah UDUN
13 Ağustos 2026, Perşembe
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın bir araya gelerek 7 Ağustos 2026 tarihinde imzaladığı “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”, İslâm âleminde heyecan oluşturmakla beraber, basında hızla “İslâm Birliği” veya “İslâm NATO’su” gibi manşetler atılmaya başlandı.

Anlaşmaya imza atan siyasîlerin cemaatle namaz kılarken çekilen görüntülerinin medyada geniş yankı bulması, bilhassa İslâm coğrafyasında küresel dengeleri değiştirecek yeni bir dönemin başlangıcı olarak yorumlandı.

Hatta iş öylesine ileri boyutlara taşındı ki, Bediüzzaman Said Nursî’nin 1950’li yıllarda, Soğuk Savaş’ın iki kutuplu atmosferinde kurulan Bağdat Paktı’na verdiği tarihî desteği hatırlatıp, bu yeni ittifakı Bağdat Paktı ile mukayese edenler dahi oldu.

Gerçekten de Bediüzzaman, 1955’te kurulan Bağdat Paktı’nı büyük bir memnuniyetle karşılamıştır. Bu desteğin temelinde, girişimi yıllardır savunduğu “ittihad-ı İslâm” idealinin somut bir adımı ve komünizm gibi küresel bir “dinsizlik cereyanına” karşı güçlü bir set olarak görmesi yatıyordu. Türkiye, Irak, İran ve Pakistan’ı aynı çatı altında buluşturan bu ittifakı hayatî bulan Bediüzzaman; desteğini yalnızca fikrî boyutta bırakmamış, dönemin Cumhurbaşkanı Celâl Bayar ve Başbakanı Adnan Menderes’e özel mektuplar göndererek bu diplomatik başarıyı bizzat tebrik etmiştir.

Ancak günümüzde “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” olarak adlandırılan yeni paktı incelediğimizde, tablonun çok daha farklı olduğunu görüyoruz. İki yapı arasındaki en belirgin fark, Bağdat Paktı’nın aksine İran’ın bu yeni denklemde yer almamasıdır.

Bunun yanı sıra, yeni ittifakın güvenilirlik iddiası, uluslararası ilişkilerdeki en tehlikeli tuzaklardan birini, yani “sürüklenme” riskini barındırmaktadır. Anlaşmanın omurgasını oluşturan “Birimize yapılan saldırı, hepimize yapılmıştır” maddesine göre, olası bir kriz anında İran’ın, Suudi topraklarındaki Amerikan hedeflerini füzelerle vurması durumunda devasa bir hukukî boşluk doğabilir. Burada hedef Amerikan üssü müdür, yoksa Suudi egemenlik alanı mıdır? Riyad yönetimi bunu kendi topraklarına yapılmış bir saldırı olarak kabul ederse, Türkiye ve Pakistan kendilerini ulusal güvenlik çıkarlarıyla hiç ilgisi olmayan yıkıcı bir savaşın tam ortasında mı bulur. Müdahaleden kaçınılması durumu ise, ittifakın inandırıcılığını ve caydırıcılığı ortadan kalkabilir.

Nihaî tahlilde Mekke Anlaşması, her ne kadar bölgesel dayanışma hedefleriyle yola çıkmış olsa da sahadaki yansımaları oldukça farklıdır. Bu anlaşmanın, ABD’nin Ortadoğu’daki askerî maliyetlerini bölgesel aktörlere devretmesine ve sistemi arka plandan yönetmesine imkan tanıdığı söylenebilir. Bölgenin kendi içinde keskin kutuplara ayrılarak kurumsal bir askerî kimlik kazanması, İsrail’in stratejik çıkarlarına da doğrudan hizmet ettiği söylenebilir. 

Bölge ülkeleri kendi güvenlik duvarlarını ördüklerini düşünürken, aslında coğrafyayı dış müdahalelere çok daha açık bir yapıya dönüştürebilirler. Zira anlaşmaya imza atan üç devlet de NATO, petro-dolar ve IMF mekanizmalarıyla Batılı sisteme derinden entegredir.

Netice itibarıyla Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na İran da dâhil edilebilseydi, Ortadoğu’daki dengelerin temelden değiştirebileceği düşünülebilirdi.

Okunma Sayısı: 1683
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ertuğrul Bulut

    12.09.2026 00:20:19

    yani Mekke ittifakı İran'a karşı kurulmadı mı ?

  • Mustafa Said Kara

    13.08.2026 23:52:14

    İran da anlaşmaya dahil olmalıydı diyenlerin ne dediklerinden haberleri var mı acaba? İran'ı bu anlaşmaya dahil etmek doğrudan ABD ile savaşa girmek anlamına gelir. İran şu anda fiili bir savaşta. Bu anlaşma ile İran artık Arabistan'a saldırıd bulunmayacaktır. Aklın yolu birdir. ABD ile savaşan iran neden karşısındaki cepheyi büyütsün? Bu anlaşmanın verdiği en önemli mesaj ABD ye. Zira sen güvenliği sağlamazsan biz başımızın çaresine bakarız diyor bölge ülkeleri.

  • Hüseyin ilhan

    13.08.2026 23:10:43

    Kardeşim sixi tebrik ediyorum. Aziz ustadimizin ITTIHAD-I ISLAM gayesiyle bu anlaşmaya imza atanların gayesi arasında dağlar kadar olan uçurumu açık,net şekilde ortaya koymuşsunuz. YAHUDI CESARET ÖDÜLÜ verildiği anda 'İsrail 'in terörizme karşı verdiği mücadeleyi destekliyoruz,(2005)diyenlerin bugüne kadar da ülkede Müslümanı terörist, vatan haini,darbeci göstermek,cemaatlere karşı ibadethanelerde ,hutbelerde bölücülük yaptıranların bugünlerde yaptıklarını da ve milletiyle davalık olanın imza attığı anlaşmanın hayırlı olacağını sanmak büyük gaflettir. Katiller barışı ister mi yahu.

  • Keçeli

    13.08.2026 21:52:02

    Ben de yazıda anlatılanlara katılıyorum. Özellikle ileride ortaya çıkabilecek muhtemel tehlikelere bugünden dikkat çekilmesi bence çok önemli. Böyle konularda sadece bugünü değil, yarını da düşünmek gerekiyor. Olası riskleri önceden görmek ve bunları dile getirmek gerçekten ileri görüşlü bir yaklaşım. Bu açıdan yazıyı oldukça önemli ve yerinde buldum. Emeğinize sağlık.

  • Emre

    13.08.2026 15:40:44

    NATO toplantısı sonrasında yapılan ve içinde İran Filistin Yemen gibi İslam devletlerinin olmadığı bir anlaşmaya ancak böyle bakılabilir. Başkası tevilat ile Polyana misal

  • Hüseyin t

    13.08.2026 15:31:30

    Yazıyı okurken en önemli noktanın, "ittifak" görünümlü bu yapının aslında nasıl bir taşeronlaştırma aracına dönüşebileceğiydi. Zira üç ülkenin de Batı sistemine entegre yapıları, anlaşmayı bağımsız bir güç odağı olmaktan çıkarıp, küresel sistemin bölgesel bir uzantısı haline getiriyor. Bağdat Paktı'ndaki samimi anti-komünist duruşun yerini, bugün muğlak ve kendi içinde çelişkili bir jeopolitik oyuna bırakması gerçekten düşündürücü. Özellikle "sürüklenme" riskine yapılan vurgu çok isabetli. Maddeler kâğıt üzerinde ne kadar kardeşçe görünürse görünsün, sahada her bir üyenin kırmızı çizgileri ve angajmanları farklı. İran'ın dışarıda bırakılması ise bu anlaşmanın bölgesel barıştan ziyade yeni bir ayrışma hattı çizdiğini gösteriyor. Zaten asıl zafiyet de burada: Gerçek bir İslâm ittifakı kutuplaşarak değil, kapsayıcılıkla güçlenir.

  • Ramazan tavşan

    13.08.2026 15:24:30

    Mekke paktının doğru analizi olmuş. Yeni asya nın alameti farıkasını ortaya koyan bir yazı olmuş tebrikler

  • Hacı

    13.08.2026 14:27:27

    Bağdat Paktı, Sovyetler Birliği’nin Orta Doğu’da güç kazanmasını ve yayılmasını önlemek amacıyla 24 Şubat 1955 tarihinde Türkiye ile Irak arasında imzalanan anlaşmaya kurulmuş ve bilahare İngiltere, Pakistan ve İran bu pakta üye olmuştur. Bağdat Paktıyla Mekke Anlaşmasını mukayese eden zevata sormak lazım Türkiye hangi tehdide karşı Mekke anlaşmasına dahil olmuştur. Bunu anlamak lazım. Genel düşünce Mekke Anlaşmasının hedefinin İran olduğu yönünde.

  • Hür Avrupa

    13.08.2026 13:15:46

    Zaten irana karşı yapılmış bir anlaşma ,israil ve abd çıkarlarını gözeten bir anlaşma.Türkiye mısırı da dahil etmek istemiş lakin suudi arabistan veto etmişdir.bununda nedenleri incelenmelidir.

  • Mehmet Fırat

    13.08.2026 12:50:50

    Ayağı yere basan bir yazı/yorum. ABD ve İsrail'in çıkmaza girdiği, havadan operasyonlar ile İran'ın teslim olmasının mümkün olmadığının görüldüğü bir dönemde sıcak savaşın taraflarından demeyelim de alanlarından biri ( ABD üsleri) olan Arabistan ile böyle bir anlaşma Türkiye'yi sınır komşusu iran ile karşı karşıya getirme potansiyeli taşıyor. Bu anlaşma en azından zamanlama olarak kötü bir dönemde yapıldı denilebilir.

  • Doğukan

    13.08.2026 12:26:31

    Bop eş başkanı ve Arap baharı mimarı,Mursiyi sisi kardeşinin kucağına atan, Gazze katliamı süresince İsraille ticaret, lojistik, istihbarat ve el altından diplomasiden vaz geçmeyen birisinin yaptığı anlaşmaya güvenmek bir delikten iki kez kendini sokturmakjitır.

  • Eyüb Bayazit

    13.08.2026 12:21:37

    Çok itidalli bir yazı, asıl Yeni Asya duruşunun özeti, tebrik ediyorum. Son paragrafta ki, Netice itibarıyla Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na İran da dâhil edilebilseydi, o zaman bir kıymeti hasbiyesi olurdu belki tüm tarafların kaçırdığı nokta

  • HÇeşitcioğlu

    13.08.2026 11:39:00

    “Türkiye Afganistan’da Nato 5. maddesi gereği önemli askerî sorumluluklar aldı. Ancak Türk askerinin doğrudan muharip operasyonlarda kullanılmasına sınırlama getirdi; daha çok güvenlik, eğitim ve destek görevlerini üstlendi.
Bu deneyim Mekke açısından önemlidir.
Suudi Arabistan’a yönelik bir saldırı Türkiye ve Pakistan için ortak savunma yükümlülüğü doğurduğunda bunun biçimi doğrudan savaşa katılmaktan hava savunmasına, istihbarat paylaşımından lojistiğe kadar farklı şekiller alabilir.” İran Dışişleri sözcüsü İBekayi, "Aramızda derin dini, tarihi ve medeniyet bağları bulunan üç ülke Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan söz konusu olduğundan, bu anlaşmanın İran'a karşı olduğuna dair endişe duymamız için bir neden bulunmuyor." dedi. * İtrail’den başka rahatsızlık beyan eden olmadı!

  • İskender S.

    13.08.2026 11:37:24

    Bağdat Paktı ile bugünü kıyaslarken tarihsel gerçekleri atlamamak gerek. 1955’te pakt kurulurken İran’da Şah Pehlevi yönetimi vardı. İdeal bir demokrasi olmasa da en azından ordusu, maliyesi ve kararları tek bir merkezden çıkan, muhatap alınabilir bir devlet mevcuttu. Bugünün İran’ında ciddi kurumsal parçalanmışlık var. Bir yanda resmi hükümet, diğer yanda kendi bütçesi ve askeri gücü olan Devrim Muhafızları yer alıyor. 1979 Devrimi’nden bu yana dış politikasını mezhepçilik üzerine kuran İran, bu stratejisiyle maalesef İslam dünyasını birleştirmek yerine daha da bölmek için kullandı. Hem kendi içindeki bu çift başlılık hem de Suudi Arabistan’la sahada sürdürdüğü mezhepsel ve askeri çatışmalar sebebiyle İran’ın bu ittifakta yer alması rasyonel değildir. İran önce bu parçalı yapısını ve mezhepçi yaklaşımını gözden geçirmeli, ancak ondan sonra böyle bir birliğe dahil olmayı tartışmalıdır.

  • Arda Yıldız

    13.08.2026 05:53:48

    Yazının genelinde bir umutsuz hava hakim. Anlaşmayı ademe mahkum ediyorsunuz. İran'ın şu anki konjektürel ortamda anlaşmaya dahil olması sizce gerçekten mümkün mü? Yoksa muhali mi talep ediyorsunuz? Bugün yayınlanan Muhammet Örtlek beyin röportajı bu anlaşmaya daha sağlıklı yaklaşıyor.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı