Ahmet Yesevî (1093–1166), bugünkü Kazakistan coğrafyasında yaşamış büyük bir mutasavvıf ve mütefekkirdir. Pek çok eser kaleme alan Yesevî, yaklaşık bin yıl önce yazdığı bir şiirde ahirzamana dair dikkat çekici tespitlerde bulunmuştur. Şiire geçmeden önce, muhtemel yanlış anlamaların önüne geçebilmek adına, tasavvuf ve ulemâ mefhumlarının Risale-i Nur'daki bağlamına kısaca değinmek faydalı olacaktır.
Risale-i Nur’da Telvihat-ı Tis’a isimli risalede, tarikat ve tasavvuf mesleğinin mana ve mahiyeti ile beraber taşıdığı bir kısım riskleri izah edilmiştir...
Bediüzzaman 1910 yılında telif ettiği Münazarat isimli eserinde, velâyeti dava eden ehliyetsiz bazı şeyhlik taslayanlar hakkındaki ikazını “Velâyetin, şeyhliğin, büyüklüğün şe’ni tevazu ve mahviyettir; tekebbür ve tahakküm değildir. Demek tekebbür eden, sabiyy-i müteşeyyihtir, siz de büyük tanımayınız.” 1 şeklinde yapmıştır.
Aynı eserinde Üstad, veli olan şeyh ile şeyhlik iddiasında olan müteşeyyih arasındaki farkı anlatmış ve kendini büyük göstermeye çalışan “müteşeyyihlerin” mübarek zatlara “su-i zan yolunu açacakları” 2 uyarısını yapmıştır.
Yine Külliyatta Hz. Ali’nin (ra) ahirzamanda bazı ulemaların ve âlimlerin ilimlerini yanlış kullanacakları veya kullandıracaklarından bahisle “Ülemaü’s-sû' hakkında bir tehdid-i azîm var. Bu zamanda ehl-i ilim ziyade dikkat etmeli.”3 şeklinde ikaz edilmişlerdir.
Ahmet Yesevî hazretlerinin “Divân-ı Hikmet” adlı eserinde yer alan “ahirzaman şeyhleri” şiirini Üstad hazretlerinin bu izahları doğrultusunda değerlendirmek üzere, siirin en yaygın bölümleri şöyledir:
Durmaz keramet satar,
Ahirzaman şeyhleri.
Her gün battıkça batar,
Ahirzaman şeyhleri.
Farzı geriye atar,
Nafile oruç tutar,
Dini paraya satar,
Ahirzaman şeyhleri.
Başına sarık sarar,
Kendine mürid arar,
İlmi yok neye yarar,
Ahirzaman şeyhleri.
Nafile namaz kılar,
Halktan ibadet sorar,
Göz boyar riya yapar,
Ahirzaman şeyhleri.
Bediüzzaman’ın tabiri ve tarifiyle ahirzamanın bir faslını yaşadığımız bu devirden çok evvel böyle bir tarif hayli dikkat çekicidir. İnsan her devirde insan ve aynı duygularla donatılmış. Müsbet ve menfî hisler insanın yaratılışında mahiyetine kodlanmış. Demek hadis-i şeriflerde tarif edilmiş ahirzaman hallerinin benzerleri görülmüş olabileceği gibi, bütün peygamberlerin ümmetlerini şerrinden Allah’a sığındırdıkları ahirzaman fitnesine dikkat çekmek için yazılmış bir ikaz yazısı şiir şeklini almış olmalı...
Şiirde geçen “şeyh” Üstadın ifadesiyle şeyhlik taslayan “müteşeyyihler” olarak anlaşılmalı ve Lügattaki "yaşlı kimse, ihtiyar ve pir," toplum veya kabilelerde "bilge kişi, saygın lider veya kabile/aşiret reisi" anlamlarının yanında, sosyo-kültürel alanda özel bir konuma sahip kişileri de ifade etmektedir.
Bu tarifler çerçevesinde, şiirin muhteviyatı ile hal-i hazır İslâm âlemine genel bakıldığında ne kadar uygun vaziyetler taşıdığı görülmektedir. Kanaatimizce bu şiirinde Ahmed Yesevî, İslâm'ın temel emirlerini / farzları unutup gösterişe kaçan, riyakarane dinî duyguları her türlü menfaat için kullanan lider, önder kişi ve din adamı kisvesinde bulunanları anlatmaktadır.
Beşinci Şua’da nakledilen Hz. Peygamber (asm) ile Hz. Ömer (ra) arasında vuku bulan ahirzamanın dehşetli şahsı “Süfyan” ile alakalı hadiseden de anlaşılacağı gibi, geçmiş dönem âlim, ulema, müçtehid, müceddit gibi İslâm fikir adamlarının dünyalarında ahirzamanın mühim bir yer tuttuğu anlaşılmaktadır. Hz. Ali (ra) ve torunu Hazret-i Bediüzzaman da olduğu gibi...
Dipnotlar:
1- ESDE, Münazarat, s. 179, 197.
2- Age., s. 209.
3- Mektubat, s. 501.