Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî Hazretlerinin Mecmûatü'l-Ahzâb isimli eserinin beş yüz seksen iki sahîfesinden beş yüz doksan yedinci sahîfesine kadar kısmı geleceğe dair sırlar ve kerametler içeren 252 beyitlik kısmı meşhur Kaside-i Ercûze'dir. Arapça telif edilmiş bu eser İsm-i A'zam'ı içeren, Ferd, Hayy, Kayyum, Hakem, Adl ve Kuddüs isimlerinin önemini vurgular ve ahirzaman fitnelerini konu alır.
Bediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nur Külliyatı’ndan Ercûze’nin feyzi üzerine yazılmış Onsekizinci Lem’a isimli Risalesi’nde şöyle demektedir:
“O Ercûze’nin mevzuu ve içindeki maksad-ı aslî; İsmi A’zamı tazammun eden altı ismin ehemmiyetini beyan etmek, hem o münasebetle istikbaldeki bir kısım umur-u gaybiyeye ve tesis-i İslâmiyette bir kısım mücahedatını işaret etmektir.
Evet, Hazret-i İmam, üstadı olan Habibullah’tan (asm) aldığı dersin bir kısmını işarî bir surette zikrediyor. Feth-i Hayber’deki hem mu’cize-î Nebeviye, hem keramet-i Aleviye olan harika vakıayı bahsettiği gibi, tesis-i İslâmiyet’e temas eden mühim noktaları da bahsediyor.”
Ercûze Kasidesi’nin yazılış hikayesi ise şöyle özetlenebilir:
Resul-i Ekrem Efendimiz (asm) bir gün sabah namazından sonra Ashabıyla sohbet ederken Cebrail Aleyhisselâm iniyor ve getirdiği vahiyle Hayber Kalesi’nin fethedilmesini emrediyor.
Kale yirmi bin askerle on gün kuşatılıyor. Peygamber Efendimiz (asm) gönderdiği elçilerle kale halkını imana davet ediyor. Kale halkı iman etmediği gibi, fetih de bir türlü gerçekleşmiyor.
Resûlullah Efendimiz (asm) buyurdular ki: “Yarın sancağı öyle birisine vereceğim ki, Allah ve Resulünü sever, Allah ve Resulü de onu severler. Allah kaleyi onun eliyle fethedecektir.”
Ertesi günü Hazret-i Ali (ra) sancağı ve Zülfikâr adlı kılıcını alıyor. Kaleye yöneliyor. Kalenin etrafındaki su dolu hendeği bir sıçrayışta atlıyor. Kale beyleriyle bire bir cenk ediyor. Hepsini bertaraf ediyor.
Ardından meşhurdur, çok ağır olan kale kapısını yerinden söküyor, eline alıyor, kalkan olarak kullanıyor, kaleye giriyor. Ve İslâm ordusu da hücum ederek kaleyi fethediyor.
İşte meşhur Ercûze Kasidesi, bu fetihle alakalı olarak Hazret-i Ali (ra) tarafından Hicret’ten otuz sene sonra Kûfe’de yazılmıştır. Her mısrası bağımsız ve ayrı sırlar içerecek şekilde kerametli olarak yazıldığı kerametvari kasidelerinden biri olup, bizzat kendisi şiir üslûbuyla anlatmıştır. Beyitleri, satırları ve kelimeleri arasında, Peygamber Efendimiz’den (asm) aldığı ilimle, gaybî suretinde istikbalden de haberler vermektedir. Kasidenin bir yerinde Hz. Ali (ra) diyor ki: “Ey bana soru soran! Bana ne sorarsan sor! Benim ilmim mirastır ve ledünnîdir. İstersen geçmiş zamanlardan sor, istersen gelecek zamanlardan sor! Onların bütün haberleri benim yanımda açıktır. Ancak bazı zaman onların sırları açılır.”
Kasidede gaybî olarak gelecekten verilen haberlerden meselâ, beş yüz sene sonra Bağdat’ın Cengiz ve Hulagû tarafından yakılıp yıkılacağı, Arapların hayvan gibi kesileceği; keza on dört asır sonra (20. asırda) İslâmlar içinde Arap harflerinin kaldırılıp, fakir, zengin, emir, işçi, çoluk, çocuk gece dersleriyle Latin harflerinin öğretileceği haber veriliyor.
İmam-ı Ali Efendimiz (ra), Ercûzesinde Risale-i Nur’dan ismen, mücahede tarihiyle ve yaşanacak hadiselerden bahsederek haber vermiştir. Bu hususlar Külliyattan Sikke-i Tasdik-i Gaybî’de izah edilmektedir.
Not: Bu makalenin hazırlanmasında, S. Kösmene’nin yazısından faydalanılmıştır.