"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İmam-ı Azam ebu Hanîfe’den Bediüzzaman’a meşrutî anlayış

Ali Demir
14 Temmuz 2026, Salı
31 Mart vakasını İstanbul’da yaşayan Said Nursî, yargılandığı Divan-ı Örfî mahkemesinden beraat ettikten sonra şark vilayetlerine hürriyet ve meşrutiyetin güzellikleri ile istibdat idaresinin kötülüklerini anlatmak için seyahat eder.

Doğu bölgesine vardığında, kendisinin İstanbul’dan geldiğini öğrenenler farklı konularda farklı soru sormaya başlamışlar. Tabiri caizse her kafadan bir ses ve bir sual çıkar. Bunun üzerine Üstad: “Yahu, şu gürültülü, karmakarışık, sizin gibi intizamsız suallerinize nasıl cevap vereceğim?” dedikten sonra, münazara usulünün nasıl olması gerektiğini merak eden  muhatapları da: “Kaide-i suali sen göster?” derler. Üstad Hazretleri de: “Meşrutiyet kanunuyla sual ediniz. Yani içinizde bir iki zeki adamı intihap ediniz; tâ size vekil olarak müşteri olup, sual etsin. Siz de dinleyiniz.” (ESDE, Münazarat, s.159.) şeklinde cevap verir. Yani içinizden seçeceğiniz temsilciler tarafından suallerinizi sorup cevaplarınızı alınız diyerek, bir çeşit meşrutiyetin sahada canlı misalini ders vermiştir.

“İçtihad Risalesi” Hatimesinde mezhepler hakkındaki bir suale karşı Üstadın vermiş olduğu cevapta da benzer bir meşrutiyet dersini görmekteyiz: “Hak bir olur. Nasıl böyle dört ve on iki mezhebin muhtelif ahkâmları hak olabilir?” şeklindeki suale, Anadolu’da en fazla yaygın olarak imtisal edilen Şâfî ve Hanefî mezheplerini kıyaslayarak verdiği cevabın detayını 27. Söze havale ederek, Üstad Hazretlerinin bu kıyaslamada meşrutî anlayış üzerinden nasıl fıkhî izahat yaptığına bakalım. 

 Hanefîlerin devlet nezdindeki işlerini temsilci vasıtasıyla yürüttüklerini, Şâfîlerin ise kendi işlerini doğrudan doğruya şahıs olarak takip ettiklerini izah sadedinde, özellikle Hanefîler için:

“İmam-ı A’zam’a ittiba edenler ekseriyet-i mutlaka itibarıyla, ... medeniyete, şehirliliğe daha yakın ve hayat-ı içtimaiyeye müstaid olduğundan, bir cemaat bir şahıs hükmüne girip, bir tek adam umum namına söyler; umum, kalben onu tasdik ve rabt-ı kalp edip, onun sözü umumun sözü hükmüne geçtiğinden, Hanefi mezhebinde imam arkasında Fatiha okunmaz.” (Sözler, s.549.) tespitini yapmıştır.

Hanefî mezhebinin temsilci vasıtasıyla meramını anlatma esasına dayanan bu izah, bizde İmam-ı A’zam Hazretlerinin hayatını merak ettirdi. 

Fahreddin Râzî’den elde ettiğimiz bilgiye göre, Medine’lilerden bir grup İmam Ebu Hanife’ye (ra) gelip, cemaatin imamın arkasında kıraatte bulunmayacağı görüşü üzerinde, kendisiyle münazara yapmak istediklerini söylemişler. Ebu Hanife de hepinizle aynı anda münazara edemem demiş. Ve devamında  içlerinden en âlim, bilgili olanı temsilci olarak seçmelerini yani yetkilendirmelerini istemiş.

Medineliler bir kişiyi yetkilendirmişler. Ebu Hanife “En âliminiz bu mudur?” diye sormuş ve Medîne’li grup “Evet” diye tasdik etmişler. İmam-ı A’zam ayrıca gruptan, seçtikleri kişiyi ikna ettiğinde kendilerinin de ikna olduklarını kabul edecekleri hususunda söz almış ve böyle bir neticeyi nasıl kabul edeceklerini de sual etmişler ve onlardan: “Çünkü biz önderimiz olarak ondan razı olduk. Onun sözü bizim sözümüz gibidir.” cevabını almış.

Bu cevap üzerine İmam-ı A’zam Ebu Hanife muhataplarını ikna eden son sözünü söylemiş:”Bizler de aynen bunun gibi, birini namazda imam seçtiğimiz vakit, okuduğu Kur’ân-ı Kerîm’i bizim adımıza kıraat olur, yani biz de Kur’ân okumuş oluruz.” Bu söz Medineli grubun ikna olmasına yeterli gelmiş.

Biri müçtehid, biri de müceddit iki mübarek zatın meşrutî bir sistem üzerinde benzer uygulamalarla toplumun ikna etmeleri oldukça dikkat çekicidir.

Okunma Sayısı: 263
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı