"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Neredesin ey vefâlı vefâ!?

Ali FERŞADOĞLU
11 Kasım 2021, Perşembe
Vefâ nerede, biz neredeyiz?

Et-tırnak gibiydik vefâ ile verdi her dem şifâ. Kaybedince bugün onu, gitti sefâ, vâesefâ! Etmez olduk adâleti, şükrü ifâ. Tevbe-i nasuh etmezsek, samimane birçok defa… Gelemez tekrar bize vefâ, gelmez sefâ, gelmez kardeşimiz Sefa vâesefâ, gelmez vâesefâ! 

Sözlükte sevgi, hürmet, bağlılık, sevgiyi sürdürme, dostluk olan “vefâ”nın derin anlamları var. 

En birinci, en geniş, en kapsayıcı mânâsı şudur: “Bezm-i Elest, Bezm-i Gam ve Kalu-Belâ”da, ‘’Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’’ diye sormuş, ‘’Evet sen bizim yüce Rabbimizsin’’ demişiz. (A’raf Sûresi, 172) Niye hatırlamıyoruz, denirse, bırakınız çocuklukta verdiğimiz sözleri, birkaç gün önce yediklerimizi bile hatırlamıyoruz!  

Kul olarak verdiğimiz bu sözü tutup kulluk görevlerini ifâ etmemize vefâ denir. Evet, söz verdik. Öyle ise, ahde vefa ile bağlı kalmamız; Hâlıkımıza sevgi, minnet beslememiz, emir ve nehiylerine uymamız gerekir!  

Vefâ, hayatın merkezine Allah’ı (cc) koymaktır. Sonsuz azâmet, rahmet, ikram sahibine saygı ve teşekkürdür.  

Vefâ, Allah Resulunün bize ne verdiyse onu almak, Sünnet-i Seniyye’ye ittiba Resulullah’a (asm) ve Sünnet-i Seniyye’ye ittibadır. İslâm ahlâkı; insanı ruhlar âleminden (elest bezminden) alarak, anne karnında, bebeklikten, çocukluktan, gençlikten, ihtiyarlıkdan mezar kapısına, gezmesinden-eğlenmesine kadar götürür ve yukarıda bir kısmı sıralanan yüzlerce güzel ahlâkî hasletlerle donatır. Bu güzel hasletleri yerine getirmek, tezahür ettirmek vefadır.  

Vefâ, imân esasları, İslâm şartlarını yerine getirmek, ilim, tefekkür etmektir. Hattâ, mü’mine karşı sevgi ile, şefkatle tebessüm, başkasına zarar verecek yoldaki bir taşı kaldırmak da vefâdır.  

Vefâ günün 24 saatinde, insanın yemesinden içmesine, konuşmasından, susmasına, çalışmasından dinlenmesine, uyumasından uyanıklığına, aile ve akraba ilişkilerinden toplumsal münâsebetlere, hattâ, öksürmesinden aksırmasına kadar en dakik ve ince ahlâkî prensipler, normlar, ölçüler getirir. Nerede, ne zaman, nasıl hareket etmesi; ne yapması, kime karşı nasıl davranması, hangi durumda, hangi adab-ı muâşeret (görgü kuralı) uygulaması gerektiğini belirler. Olumlu/olumsuz duyguları nasıl, nereye, ne ölçüde yönlendirmesi gerekir? Kime, nasıl sevgi, şefkat beslemesi, kime nasıl merhamet ve yardımda bulunması veya müeyyideler uygulaması icap ettiğinin esaslarını verir. İşte bunlara harfiyyen uymaya İslâmiyete vefâ denir. 

Risale-i Nur’un meslek ve meşrebini hüve-hüvesine kadar yerine getirmek ona vefadır. 

Okunma Sayısı: 1042
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ramazan Çalışan

    11.11.2021 11:44:58

    Ali hocam, " Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’’ diye sormuş, ‘’Evet sen bizim yüce Rabbimizsin’’ demişiz. Niye hatırlamıyoruz, denirse," meselesine şu hadise üzerinden de bakılabilirmi diye düşündüm. " Üç sahabe demişler: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, küffarın tekzibinden müteessir olarak mahzun idi. Dedi: Mealen, " Ey Rabbim,bana öyle bir ayet (delil) göster ki, bundan böyle beni yalanlayanlara aldırmayayım." Enes'in rivayetinde, Hazret-i Cebrail hazır idi. Vâdi kenarında bir ağaç vardı. Hazret-i Cebrail'in i'lamıyla, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm o ağacı çağırdı; tâ yanına geldi. Sonra git dedi. Tekrar gitti, yerine yerleşti." Bu olaydan biraz sonra, ağaca bu hadise sorulsa ağacın bunu hatırlamaması gibi, insan ruhuda ilk yaratıldığında, o anın gereği olarak, "Evet sen bizim yüce Rabbimizsin’’ demişiz. Daha sonra, yani dünyaya geldiğimizde de bunu hatırlayamayışımız gayet normal gibi görünüyor.

  • Bülent Bektaş

    11.11.2021 08:15:27

    Allah razı olsun Çok güzel bir yazı olmuş

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı