"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Aşksız bir çağın şeyhi olmaz

Ali HAKKOYMAZ
25 Ekim 2019, Cuma 15:20
Dünyanın ateşinin yükseldiği yıllar...

Tam talebeleriyle ilme, irfana başlamışken, dünya kanlı bir çılgınlığa koşar adım gidiyor. Adı üstünde: Harp... Harap etmek, turap etmek... 

Silâh “denemeleri” mi çözecek ki bu dolaşmış dünya yumağını! Heyhat! Çözemedi zaten. Sulh ve sükûnet varken, Harp ve Sulh diye kitaplar yazılıyorsa; dünyanın çok çekeceği vardı anlaşılan. Ve bitmedi o patlayan gürültü; iyi mi! 

Ne, biliyor musunuz: Hakikatin sesini gürültüye boğabilir miyiz diye bütün mesele... Bütün mesele “Esma-ül Hüsna” okumalarını duyurtmamak, gördürtmemek hevesatı... Nazarları kaleme değil; kılıca çevirtmek... 

Bu tamtamcıları durdurmanın yollarını dünya halkları bulabilir. Bir dünya Meclis’i kurulabilir. Hür seçimlerle dünyanın her yerinden vekiller orada günlerce, insanlığın selâmeti için kararlar alabilir. Dünya vicdanı o azınlık vicdansızlara mahal bırakmaz. Yani bu uyku kaçıranların işi bitmeli gayrı. Yorulduk. Döküldük. Alınterlerimizi kanla takas etmeyelim. Bu harplerden darplerden insanlığımız sakat kalıyor. Muhabbet ekşiyor. Uhuvvet bir köşeye siniyor. Ittifak ihtilâfa tahavvül ediyor, fakr u zaruret öylesine adım başı ve cehalet zirve yapıp şampiyonluğunu ilân eyliyor. 

***

Medreseyi harp meydanlarına taşımak zorunda kalan bir rektör Said Nursî... Topladığı gibi talebelerini cepheye... Gönüllü Alay Komutanı bir hoca... Birçok talebesi şehit düşüyor. Kendisi gazi... ve uzun süren bir esaret hayatı...

Cephede, dağ başında, şehirde, Meclis’te,... bir Said Nursî... Zamanın eli kalem tutanlarıyla da bir müddet iç içe... Yani nereye koşulacaksa orada...

***

Hiçbir hesabı yok; insan gelip insan gitmekten başka... Kendini sevdirmek gibi bir derdi yok... Hilekâr değil ki göstermelik tebessümler savursun. 

***

Cevabını bulsam da... -hayır, olamaz dediğim, üzücü haldir ki... olmuş ve...- “kitabı olan, ama hesabı olmayan” bu adamın nerdeyse ömrünün yarısının hapislerde, sürgünlerde geçtiği... Gerçi Said Nursî’yi hangi savcı suçlayıp hangi hâkim yargılayacak ki! Dünyası küçüklerin, tek dünyalıların, kelime fukaralarının Said Nursî’yi yagılamaları mümkün müydü!

Zaten mümkün olmadığı her mahkemede tescil ediliyordu. Fakat emir demiri kesiyor; bu mahkemeden o mahkemeye bitmeyen bir çile... Niyeyse?!

***

Ama bir gün... celâllendi: “Beni ya serbest bırakın ya da idam edin.” diyecekti. Arada böyle öfkelendiği olurdu. Kelimeden başka sermayesi olmayan birinden bu kadar korkmanın bir mânâsı var mıydı! 

Birilerine göre vardı demek ki... iş sureta mahkeme idi. İşin arka kısmını şeffaf olsalar diyececeklerdi. 

Fakat dünyada bu böyleydi de... dünya, bunca tecrübeden sonra bu (düşünceden) korkuyu yenmeli değil miydi! Düşünceden; düşünceliler korkmazdı. Düşünceye hürmetin olmadığı bir coğrafyanın tarihi de olmazdı. Ciddiye alınmazdınız. 

***

Said Nursî enteresan bir şahsiyet... Kendisine bunca eziyeti sükûnetle karşılıyor. Böylesine fırtınalar koparmış bir adamın bu teslimiyeti yıllar sonra daha iyi anlaşılacaktı ki onlar birer doğum sancısıymış ve binlerce sayfa Risale-i Nur içinmiş o katlanış. Asayişe son derece ehemmiyet vermesinin, kendisini ve talebelerini tahrik etmemeye çok dikkat etmesinin sırrı; sırlarının dökülmemesi içinmiş. O sırra zarar gelseydi; binlerce sayfa sırra kadem basabilirdi belki de!

***

Nedense onu hep öteki hocalara, âlimlere, ve sairelere benzetmeye çalıştığımız için anla(t)makta zorlanıyorduk. O başka biriydi ve başka yerdeydi ve başka başka şeyler söylüyor ve yapıyordu.

***

Tanımanın en kötüsü yanlış tanımak olsa gerek... O kendini başka anlatıyor; biz başka tanıyorsak... bu da zulüm... Meselâ kendisi, ben şeyh değilim, dediği halde ille de sen şeyhsin diyemeyiz ya... 

***

Ya bir “şeyh” aramadan duramayanlar ne olacak? 

Arayan arasın -bulursa- kime ne de... gülüm efendim bu kıyamet fotoğraflarının gün gece önümüze düştüğü bir zamanda... Nice değerin solduğu bir arenada... kaldı ki... Kaldı ki aşksız, teslimiyetsiz, tevekkülsüz, zevksiz, şevksiz, hodbin, hodgam, aceleci bir çağın ne şeyhi olur ne tarikatı... Hem bu çağın şeyhe, tarikata katlanacak takati yok ki...

Okunma Sayısı: 692
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı