"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hayata ve ölüme gülmek

Ali HAKKOYMAZ
27 Haziran 2026, Cumartesi 01:00
Tam yaşamaya alışmışken…

Güle güle Azmanoğlu…

Tam dünyaya daldığım anda; bir haber düşüyor önüme: “Falan  dünyayı bitirdi.” Unuttuğumda ölümlü olduğumu; bir veda haberiyle şöyle bir sarsılıyorum. 

Bugün de öyle oldu. Bir dostum daha gitti. Ölüm bu kadar yakın mı yakın! Sandığımızın ötesinde… Hayat bu kadar sade mi sade... Ölüm kardeşliği olmadan; hayat kardeşliği de olmuyor (gibime geliyor!)

Fânî dünya... Telâşelerin senden büyük...

Dikili taşım bile yok, diyenler daha bir keyifli gibi... Eşya bağlar insanı; kımıldayamazsın; ne hayatı anlarsın ne ölümü. 

Dağıt ve biraz hafifle; bunca yükle nereye? Dünya fani; buralı değilsin yani. Tutunup debelenip durma!

Bir göçük gibi zamanların altında kalıyorsun. Biliyor musun diplomaların asılı kalacak duvarda! Bir gençlik resmin belki de! 

Böyle fırtınalı bir gemide; ne kadar rahatsın öyle! Bana da söyle; bildiğin bir şey varsa! Güldüğün şeyler ne meselâ? Ağladığın, uyumadığın?

*

Gidiyorlar. 

Zaman daralıyor habire. Yalnızlığın derin derelerine sürüklüyor bizi her gün zaman suları. 

Kalbimizin her atışı hem yaşadığımızı hem de ölüm koşusunu tıklar bizim tefekkür kapılarımıza.

Takvimler fena savruluyor, sararıyor dur duraksız.

Her şey ortada ki burası firak yurdu. Ayrılık, ölüm kokuyor her yanın; sen konuları değiştiriyorsun durmadan.

*

Yaşamak zor, diyorsun; ölüm kolay mı?

Yaşamakla baş edilmez, deme; ya ölümle edilir mi? 

Hey anam babam hey!

Yaşamak ölüm içinde; ölüm yaşamak içinde… Sorup duruyorsun bir de:

“Yaşamak nerde, ölüm nerde?” 

İyi bak aynalara; gözlerinin içinde… Ve serüveninde mevsimlerin… Hayatı ve ölümü görmeden geçme!

*

Daha geçenlerde bir arkadaşım  gitmişti. Onun yarası kapanmadan sıraya biri daha girdi. 

Çok yakınların vedasını duyunca önce pek konduramıyorsunuz. Ölüm hep uzaklardan geçer ya! Boyuna birileri ölür. 

Hele bize hiç uğramazmış ya!

*

Hayatı yaşamayı sürekli erteleyenlerin -dahası- akıllarına getirmeyenlerin ölümü, hayatlarının orta yerine -yok, yok- uzağına bile oturtmazlar ama hayat süratle ölüm limanına demirler. Ver elini (bilinen) hakikî âlem. 

*

Çok “tenha” ve bir o kadar da “kalabalık” bir yolculuğa geçilmiştir. Bütün bir kaçtığımız buydu işte (diyeceğiz.) 

*

Yani ki ölüm dolanı dolanı gelecek. 

Şu şehrin meydanında gördüğün ettiğin kim varsa mezar-ı müteharrik. Yürüyen mezar görsen korkarsın değil mi; korkacaksan (kendinden) -şimden- kork veya dur şöyle aynalara bak da kendini sor/gula!

*

SU GİBİ ZAMANLAR

Süleyman Azmanoğlu...

Okul arkadaşım, meslektaşım...

Ders çalışırdık.

Gece ilerler...

Hafiften kestirirdi.

Yine gittin, derdim.

Yok; burdayım, derdi.

Rize diliyle:

"Ali Kardeşim, derdi.

R'yi; "r" gibi eğri söylerdi.

Gülmesi eksik olmazdı.

Onunla sofrada olmak güzeldi.

İştaha gelirdi insan.

İştahla yemek şükür ya...

Öyleydi işte!

Vay yıllar, vay!

Ne?

Nerdeyse yarım asır, ha!

Saçlarımız ağarık...

Pişmanlıklarımız kabarık...

Uzun bir yol yürümüşüz.

Terlemiş, üşümüşüz.

Toz olmuş gençliğimiz.

Boğazımda bir düğüm...

Sen de mi gittin Azmanoğlu!

Yaşadık mı o yılları!

Yoksa rüya mı gördüğüm!

Geçmeyecek sanmışız o günleri!

Geçti, geçiyor işte!

Hayatımız...

İnişte...

İniş…

İn…

Okunma Sayısı: 226
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı