"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Paratoner insanlar!

Ali Rıza AYDIN
17 Şubat 2011, Perşembe
Eşyanın tabiatında olduğu gibi aşınmak, eskimek, yıpranmak; insanda da mukadder. İnsan doğuyor, yaşıyor, yaşlanıyor; eskiyor, aşınıyor; yavaş yavaş ahiret menziline taşınıyor. İnsanın eskisine “antika” gözüyle bakmak, onun tecrübelerinden, birikimlerinden istifade etmek mümkün olduğu gibi; ona eşyanın eskisi gibi bakmak, ona hırlamak, onu horlamak da işin bir başka yönü.

Elbette ki, insan da aşınıyor. Yılların hayat yükü, onu, fizikî olarak yıpratıyor. Eski hâlden kalmıyor asla eser:
Eller yorgun, beller yorgun, bedenler yorgun; dizde ise, gıcırtılar orkestra… Fakat, bu yorgun beden içinde yorulmayan, bir ruh var. O da yorulduğu zaman, dünyadaki görev tamam demektir.
Tâkatten düşmüş, mecâlsiz bin yaşlının hüzün dolu bakışı, pek çok şey anlatıyor. Hâlinin yorgun diliyle:
“Benim belim büküldü, iktidarım çekildi; çok şey, bana zor artık” diyor ve devamında da: “Ben sizin gibi olamam, ama bir gün siz, benim gibi olacaksınız” mesajıyla, gönlünün güvertesinden gençlere el sallıyor.
Yaşlanmak yani ihtiyar olmak, her insanın takdir edilmiş sonu.
“Her nefis ölümü tadıcıdır” 1 hakikatinde olduğu gibi, Cenâb-ı Hak ömür ihsan edince, her insanın başına yaşlılık konacaktır. Hâl böyle olunca: Yarını bugünden görüp ona hazır olmalı, yaşadığı hoş günlerle gönle huzur dolmalı. Yani insan, genç yaşındaki ihtiyarıyla, ihtiyarlamalı.
Toplum hayatı bir bahçeye benziyor: Gülü var, dikeni var; dikeni var, sökeni var!
Alîller, malûller, çocuklar, çocuklaşan yaşlılar hayatın mozaikleri. Hepsine de hizmet etmek boynumuza borç olmuş. Onları incitmemek, onları hor görmemek insanlığın icabı.
Onlar, toplum hayatının paratonerleri, bereket menbaları.
Peygamber Efendimiz (asm): “Beli bükülmüş ihtiyarlarınız olmasaydı, belâlar sel gibi üzerinize dökülecekti” 2 buyurmuyor mu?
Gördüğüm bir bed davranış bu yazıyı yazdırdı.
Belediye otobüsünün şoförü, ihtiyar bir yolcuya:
“Biraz acele et, acele et” diye çıkıştı. Yolcu, elindeki bastonu işaret ederek:
“Zor biniyorum” dedi. Şoför, ihtiyar yolcunun “paso hamili” oluşunu kast ederek:
“Bedavacılar sizi” dedikten sonra, “Zaten sizin yüzünüzden yolcular binemiyor” lâkırdıları ve daha başka başka lâflarla yaşlıyı azarladı!
Bunca yolcular içinde yaşanan bu diyalog, hiç de iyi olmadı. Yaşlısına zulmedenin akıbeti hayır olmaz. Kaldı ki, mağdur olmak, malul olmak ihtiyara has değil. Herkesin başına her an, her şey gelebilir. Hiç de temenni edilmez, ama o şoförü, belki gelecek bir günde bastonla, koltuk değneği ile görmek hiç de sürpriz değildir. Çünkü: “Etme bulma dünyası!”
Bu diyalog, bir misâldi.
İhtiyarlar, toplumların bereket âbidesi.
Onlara şefkatle, hürmetle, merhametle; hatta, minnetle yaklaşmalı; sevgiyle okşamalı. Çünkü onlar, sebeb-i hayatımız; hayatımızdaki güzelliklerin sebepleri…
Hâlâ onlar başımızda “paratoner” gibiler.
Mevlâ’nın emanetleri…
     
Dipnotlar:
1- Âl-i İmran Sûresi, 185.
2- Said Nursî, Lem’alar, 236 (Feyzü’l-Kadîr, 5: 344).

Okunma Sayısı: 7138
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı