"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Tahammülsüzlüğe imanî bir bakış

Aytekin COŞKUN
15 Haziran 2020, Pazartesi
Üçüncü Deva’nın başında “Ey tahammülsüz hasta’’ 1 diye seslenen Üstad Hazretleri, bu tarz hastaların nasıl bir yaklaşım içinde olmaları gerektiğini ve hastalıkları sırasında tahammül etmeyi bilmekten yola çıkmaları gerektiğini ifade eder.

Tahammül kelimesinin; yüklenmek, yükü üstüne almak, kaldırmak, sabretmek, katlanmak, manalarına geldiğini de ifade edelim. Yaradanımız tarafından ağır bir yükün, insanoğluna yüklenmiş olduğu gerçeği de ortada duruyor. Bu büyük yükün altında kalan, hastalıklar zamanında yükünün farkına vararak, tahammül sınırlarını zorlayarak, tahammülsüz bir tavır ortaya koyduğunu da biliyoruz. İnsan, hastalık zamanlarında, sağlıklı olduğu vakitlerden çok daha farklı bir hâle ve yapıya dönüşür. En belirgin ve ilk dönüşüm ise tahammülsüzlüktür ve bu duruma sık sık girip çıkması da normal kabul edilir. Üzerine gelen bu sıkıntıların hiç geçmeyeceği, devamlı var olacağı fikri ile yaşanan olaylara dayanamayacağını ve bu yükü taşıyamayacağı düşüncesine kapılır.

“Ey tahammülsüz hasta!” diye başlayan devada, insanın bu dünyaya keyif sürmek ve lezzet almak için gelmediğine de vurgu yapılır. Hemen arkasından ise niçin geldiği sorusu akla gelir. İnsanın en güzel kıvam ve surette yaratılmış olması ile birlikte, ona potansiyel kabiliyet ve yeteneklerin verilmiş olması en önemli yüklerindendir. Hem insan, zîhayatın en mükemmeli, en yükseği ve cihazatça en zengini, belki zîhayatların sultanı hükmünde 2, yaratılmış olduğu gerçeği de ortadadır. Hedef olarak ise, Allah’ın büyüklüğünün ve yüceliğinin tecelli ettiği yere kadar çıkabilme izni ve hedefi verilmiş ve gösterilmiştir. Bu hedef ve bu büyük yükün, zaman zaman tahammül sınırları ile test edilmektedir. Böyle bir hedefin olması ile Cennete lâyık bir kıymet almak ve mertebeler kazanabilmek için, tahammül etmek ve kendi şahsî sınırlarını zorlamakta... 

Yine Üçüncü Deva’da, mütemadiyen gelenlerin gitmesi ve gençlerin ihtiyarlaşması ve mütemadiyen zeval ve firakta yuvarlanması şahittir ki hayat, durmadan devam eden bir çizgide akıp gidiyor. Sonuçta bir deveran söz konusu ve zaman kısıtlı, insanın iradesi dışında zamanın akıp gidiyor olması ise çok önemli. Böyle bir yapı içinde insan yaratılmış. Bununla da kalmayıp, yaradan tarafından, hayat sahibi olanların içinde en mükemmeli olarak yaratılmış ve yetenekleri ile zîhayatların sultanı hükmünde bir pozisyon almış. Ayrıca insan öyle yaratılmış ki geçmiş lezzetleri ve gelecek belâları da düşünmeden yapamıyor, böyle bir yapı içinde olması ise ayrı bir yük. İnsan, sadece var olduğu anı yaşamıyor. 3 Geçmiş lezzetleri ve gelecek belâları düşünmek vasıtasıyla, hayvana nisbeten en ednâ bir derecede, ancak kederli, meşakkatli bir hayat geçiriyor. 4 Dolayısıyla insan bu dünyaya yalnız güzel yaşamak için, rahatla ve safa ile ömür geçirmek için gelmemiştir. Belki azim bir sermaye eline verilmiş, bu sermayeyi nasıl kullanması gerektiği de söylenmiş. İşte, tahammülsüzlük sıfatı burada ters işlemek ve sorumluluğun farkına varılarak, tahammül edebilmeyi öğrenmek zorundadır.

Bu kadar donanım ve yetenekli yaratılan insanın tek sermayesi ömrü ise, bunu çok kazançlı ve kârlı kullanması gerekli, bu sermayeyi, ebedî ve daimî bir hayatı kazanmak ve bunun saadetine çalışmak için uğraşmalıdır. Tersi bir süreç bize, dünyayı hoş gösterir, en önemlisi ahireti unutturur, kabri ve ölümü hatıra getirmek istemez. Sermaye-i ömrünü bâd-ı heva boş yere sarf ettirir. İşte hastalıklar, sıhhat ve afiyet içinde yaşayan, amaç ve hedefi olmayan insana tekrardan yükünü hatırlatır. Ömrünün sermayesi olduğunun farkında olmadan geçirdiği bir hayata devam ettirdiği takdirde, yetenekleri ve potansiyeli gizli kalır. Dolayısıyla San’at-ı Rabbâniye gizlenir. İnsanın mahiyeti ve kıymeti, sadece madde itibarıyla kalır. Madde ise, hem fâni, hem zâil, hem de muvakkat bir hayat-ı hayvanî olduğundan, kıymeti hiç hükmünde kalır. 5

Biz, bu yaşama stilinde gitmeye başladığımızda, hastalıklar devreye giriyor ve hayatın anlamı ve yaratılma sebebimiz ortaya çıkıyor. Hastalıklara tahammül etme, sabretme ve yükün altında ezilmeden çıkabilmenin yolu açılıyor. İman-ı billâh, marifetullah, muhabbetullah, lezzet-i ruhaniye ulaşmak 6 için, iman ile insanda tezahür eden san’at-ı İlâhiye ve nukuş-u esmâ-i Rabbâniye itibarıyla bir kıymet almasının önü açılıyor. Yükünün farkına vararak, vücuduna ve cesedine der ki: “Lâyemut değilsin, başıboş değilsin, bir vazifen var, gururu bırak, seni Yaratanı düşün, kabre gideceğini bil, öyle hazırlan.” 7 Adeta hastalıklar, mürşidi ve nasihi olur. İşte hastalıklar, tahammül edip, sabır ve şükürle karşıladığımız oranda ve bu nokta-i nazardan bakıldığında, hiç aldatmaz bir nâsih ve ikaz edici bir mürşide dönüşür. 

Sonuç: Elimizden kayıp giden ve hiçbir kazancı olmadan seyreden bir ömür sermayemizi hatırlatan ve insanı makamların en yükseğine çıkmayı kolaylaştıran hastalıklara şekvâ değil, belki bu cihette ona teşekkür etmek, sabır istemek gerekir.

Dipnotlar:

1, 2, 3, 4, 5- Said Nursî, Lem’alar, 25. Lema 3. Deva,  6- Said Nursî, Mektubat, 20. Mektup, Mukaddime 7- Said Nursî, Lem’alar, 25. Lem’a 3. Deva. 

Okunma Sayısı: 1172
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Oğuz Yiğiter

    15.6.2020 09:38:34

    Harika, sadece bir tek tahammül kelimesine, hastalar risalesi ve külliyatın derc edildiğini anlatan ve Risale-i Nur'un belagat ve icazda nasıl bir harika makamda olduğunu bana gösteren bir makale...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı