Gezi sadece gezmek değildir. Farklı eserler görmeye çalışmak da değildir. Seyahat tefekküre vesile olabildiği ölçüde ehemmiyetli ve kıymetlidir. Hizmet mahalindeki ağabey ve kardeşlerle tanışmak, kaynaşmak; şevk almak ve şevk vermek olmazsa olmazdır.
“Seyahat ediniz, sıhhat bulunuz.” Hadis-i Şerifinden hareketle, Barla’daki okuma programının ardından ilk rotamızı Denizli’ye çevirdik. Denizli’ye günübirlik uğradıktan sonra Antalya’ya geçmeyi planladık. Antalya’da erkek kardeşim ve kıymetli eşine birkaç gün misafir olduk. Kızlarım, hem amcalarını ve yengelerini görecek olmanın heyecanını yaşıyor hem de yeni yerler keşfetmek için sabırsızlanıyorlardı. Biz de elimizden geldiğince bu heyecana ortak olmaya çalıştık. Bir kez daha müşahede ettik ki aynı hissiyatı paylaşmak, herkesi olumlu yönde etkiliyor.

İlk Rota: Kaklık Mağarası
Pamukkale hedefiyle yola çıktık; ancak aileme küçük bir sürpriz yapmak istedim. Bu sebeple, “Yer Altındaki Pamukkale” olarak bilinen Kaklık Mağarası’nı ziyaret ettik. Kızlarım yol boyunca uyumuşlardı. Uyku mahmurlukları, mağaradaki eşsiz travertenleri görünce bir anda dağıldı. Basamaklarda dahi su bulunduğu için terlik giymek zorunda kaldık. Rabbimizin Celâl ve Cemâl isimlerini doya doya temaşa etme fırsatı bulduk. Ziyaretin ardından hem enerji seviyemiz yükseldi hem de Pamukkale’ye yaklaşmış olmanın heyecanını daha derinden hissettik. Vakit kaybetmeden yolumuza devam ettik.

Beyaz Saray: Pamukkale
Çoğu kişi Pamukkale’yi ilk gördüğünde şaşırır. Çünkü Pamukkale, Hiearapolis Antik Kenti’nin tam ortasında yer alır. Pamukkale’nin böylesine tarihî bir mirasın içinde bulunması hem şaşırtır hem de ziyaretçiye keşfedilecek daha pek çok güzellik bulunduğunu hissettirir. Evlatlarımın heyecanı görülmeye değerdi.

Beyaz ve killi bir zeminde yürümek, havuzlardaki suların eşsiz renklerini gözlemlemek, su kanallarının kenarında ayaklarımızı serin sulara uzatmak unutulmaz hatıralar arasında yerini aldı. Cuma namazı vakti yaklaştığı için daha fazla kalamadık. Said, hayatında ilk defa böyle bir manzarayla karşılaştığından gezi boyunca şaşkın şaşkın etrafa baktı. Kızlarım ise buraya doyamadılar. Hatta yüzmek bile istediler. Başka bir zamanda yeniden gelmek duasıyla Pamukkale’den üzülerek ayrıldık.

Şehit Bir Mücahit: Hafız Ali
Cuma namazından ardından uzun zamandır hasretle beklediğimiz an nihayet gelmişti. Hafız Ali Ağabey’in kabrini ziyaret edecektik. Risale-i Nur’da ihlâs konusu araştırıldığında en çok karşılaşılan ismin Hafız Ali Ağabey olması elbette tesadüf değildir. Hayatı ve şehadeti birlikte değerlendirildiğinde, ihlâs hakikatinin en parlak aynalarından biri olduğu kolayca görülecektir. Bu büyük dava insanının kabri başında Kur’ân okuyup dua etmek, maneviyatımızı tazeleyen ve gönlümüzü kuvvetlendiren çok kıymetli bir ziyaret oldu. Rabbim Hafız Ali Ağabey’in şefaatine bizleri de nail eylesin. Âmin! Bu kutlu ziyaretten sonra Antalya yollarına revan olduk…

Tarihî ve İbretli Bir Mekân: Aspendos
Antalya’daki ilk durağımız, ülkemizin en önemli tiyatrolarından biri olan Aspendos oldu. Tarihî tiyatronun en üst sıralarına çıkarak etrafı ve insanları gözlemledik. Zihnimiz oturduğumuz basamaklarda bir zamanlar eğlenen insanları düşündürdü. O insanların neşeleri geride kalmış, isimleri unutulmuş ve amelleriyle baş başa kalmışlardı. Dönüş yolunda su kemerlerini ve tarihî köprüye de ziyaret ettik. Su kemerlerinin ihtişamı ve köprünün altından akan nehrin rengi bambaşka tefekkür pencereleri açtı. Ailemizin en küçük ferdi olan bir yaşındaki Said’in gördüğü her manzara karşısında şaşırması bizlerin de tebessüm etmesine vesile oluyordu…
Türkiye’nin Maldivleri: Suluada
Kızlarımın merakla beklediği tekne turu sonunda gelmişti. Suluada ve bazı koyları da içine alan bu gezi, oğlumuz Said’in de ilk yüzme tecrübesi olacaktı. Tekne çok kalabalık değildi. Muhafazakâr bir ortamın hâkim olması ve ailelerin çoğunlukta bulunması, gün boyunca daha rahat hareket etmemizi sağladı. Said, ilk şoku atlattıktan sonra suya daha çok alıştı. Ağlama sesleri yerini tatlı gülümsemelere bıraktı. Kızlarımın keyfine diyecek yoktu. Sudan çıkmak istemiyor, günün hiç bitmemesini arzu ediyorlardı. Mavi, lacivert, turkuaz, yeşilin sayısız tonunu barındıran deniz, Mavi ve Ağlayan Mağaralar Rabbimizin kullarına sonsuz ihsanatının bir numunesiydi. Bu ikram insanın içini huzurla dolduruyor, şükran hissini artırıyordu. Zaman zaman bu manzara karşısında “Allahu Ekber!” demekten kendimizi alamadık…

Sular İçindeki Tarih: Limra antik kenti!
Finike’deki bu antik kenti üçüncü kez görmek nasip oldu. Bekârken tek başıma, balayındayken eşimle ve şimdi de beş kişilik ailemizle ziyaret etmenin huzurunu yaşadık. Her ziyaretimde antik yolundaki suyun biraz daha arttığını fark ettim. Hatta bazı insanların soğuk olmasını rağmen yüzdüğünü gördük. Bir antik yol düşünün. Yolları yüzme havuzu olmuş ve insanlar tarihin içinde yüzüyor! Bu manzara hepimizi hayrete düşürdü. Yolunuz Finike’ye düşürse, ilçe merkezine altı km uzaklıktaki bu tarihî şehri ziyaret etmenizi tavsiye ediyoruz.
Antalya’nın Kalbi: Kaleiçi!..
Antalya gelmişken Kaleiçi’ni gezmeden dönmek olmazdı. Eşimle her gelişimizde takip ettiğimiz klasik bir rotamız vardır. Önce Hadrian Kapısı’ndan girer, ardından Kesik Minare’yi ziyaret eder, geziyi Hıdırlık Kulesi’nde tamamlarız. Evlatlarımızla da aynı güzargâhı takip ettik. Çok memnun kaldılar.

Kesik Minare çok başarılı bir restorasyon geçirmiş. Hamdolsun, burada namaz kılmak da nasip oldu. Tarihî dokuyu korumak amacıyla bazı bölümlerin cam zeminle muhafaza edilmesi dikkatimizi çekti. İlk defa bu manzarayla karşılaşan kızlarım önce şaşırdılar sonra alıştılar. Said ise korkusunu yenemedi. Bizim yardımımızla yürüdü ama yine korkunca kucağımızda gezdirdik. Yivli minare, Mevlevihane, Saat kulesi, Medreseler, Tekeli Mehmet Paşa Camii ve tarihî evler derken dolu dolu bir günü geride bıraktık.
Hipnoz Eden Güzellik: Manavgat Şelalesi
Antalya’dan ayrılma vakti gelmişti. Sabah erken saatlerde yola çıkarak Manavgat Şelalesi’ne ulaştık. Erken gittiğimiz için ortalık oldukça sakindi. Böylece şelalenin güzelliğini huzur içinde seyretme fırsatı bulduk. Suyun rengi ve akışındaki ihtişam ve çıkardığı ses bizi âdeta başka âlemlere götürdü. Oradan ayrılmak istemedik. Adeta hipnoz eden bir cazibesi vardı. Bu eşsiz manzaraları bizim için yaratan ve mukabilinde şükür isteyen Rabbimize elimizden geldiğince şükrederek oradan ayrıldık.
Kaleler diyarı: Alanya
Bir sonraki durağımız Alanya kalesi oldu. Tarihî surların içinde uygun bir yerde kahvaltımızı yaptık. Kale içinde âdeta bir şehir barındırıyordu. Süleymaniye Camii, surlar, kiliseler, arasta, şapel, türbe, konak gibi onlarca yeri ziyaret etme imkânı bulduk. Selçukluların kışlık başkenti Alanya’nın özellikle eşsiz tersanesi ve bir başka yerde bulunmayan Kızıl Kule’si hepimizin dikkatini celb etti. Gezi boyunca kızlarımla gördüğümüz yerler hakkında bilgilerimizi paylaşarak onların daha nitelikli gezmelerine vesile olmaya çalıştık. Artık yolculuğumuz Mersin’in güzel ilçeleriyle devam edecekti…
Sıcak ve Nemin Buluştuğu Şehir: Anamur
Anamur’da bizi bunaltıcı bir sıcak karşıladı. Boncuk boncuk terliyorduk. Nemin de etkisiyle hava oldukça ağırdı. Burada yaşayan insanların yaz aylarında neden yaylalara çıktığını daha iyi anlamış olduk. Gezimize Anemurium antik kentiyle başladık. Hierapolis (Pamukkale) ile birlikte ülkemizin sanırım en büyük ve sanatkârane nekropol (mezarlık) alanlarından birine sahip. Ayrıca yurdumuzun günümüze en sağlam ulaşan odeonlarından (konser verilen veya meclis toplantısı yapılan küçük tiyatrolar) biri de burada bulunuyor. Antik kentin en güzel yanlarından biri de denize sıfır konumda bulunması. Tarihî atmosferi yaşadıktan sonra Akdeniz’in serin sularında yüzme imkânı bulduk. Gittiğimiz gün kalabalık değildi. İki ailenin bulunduğu sahilde üçüncü aile olarak rahatça yüzebildik. Kızlarım ve Said yüzmeyi çok sevdiklerinden bir türlü ayrılmak istemediler.
Dönüş yolunda Mamure Kalesi’ni de ziyaret ettik. Giriş kısmındaki suda dolaşan onlarca su kaplumbağası çocuklarımızın ilgisini çekti. Bu sebeple bir süre kızlarımın da ısrarıyla onları seyrettik. Nihayet içinde camii, hamam gibi eserlerin bulunduğu büyükçe bir kaleyi gezdik ve en tepesine çıkarak şehri kuşbakışı izledik. Akşam ise Bozyazı’daki sohbete katılarak oradaki ağabey ve kardeşlerimizle hasbihâl ettik.
Ezber Bozan Mağara: Aynalıgöl
Şimdiye kadar gördüğümüz mağaralar arasında bizi en çok etkileyen yer hiç şüphesiz Aynalıgöl Mağarası oldu. Ailece hepimiz hayran kaldık. Yüzlerce basamak inerek ulaştığımız mağarada birbirinden farklı sarkıtlar ve dikitler, âdeta masallardaki büyülü dünyaları hatırlatıyordu. Her adımda hayretimiz biraz daha arttı. Mağaranın sonunda bizi karşılayan göl ise gezinin en büyük sürprizi oldu. Böylesine etkileyici manzalar karşısında Rabbimize hayranlığımızı gizleyemedik. Bu unutulmaz tablo, hafızamızda uzun yıllar silinmeyecek hatıralardan biri olarak yerini aldı.
Bir Yeryüzü Cenneti: Mut Şelalesi
Cuma namazından ardından rotamızı Yerköprü Şelalesi’ne çevirdik. Arabayı park ettikten sonra tam 2 km yürümek gerekiyordu. Dönüşte de 2 km’lik bir tırmanış bizi bekliyordu. Yorucuydu; fakat vardığımızda bütün yorgunluğumuzu unuttuk. Hayatımızda gördüğümüz en etkileyici şelalelerden biriyle karşılaşmıştık. Kur’ân-ı Kerîm’de tasvir edilen, altından ırmaklar akan cennet ifadelerinin olduğu ayetler sürekli zihnimizde döndü durdu. Şelalenin arka tarafında doğal bir tünel vardı. Suyun rengini tariften acizdim. Mavi, lacivert, turkuaz, yeşil sanki hepsinden vardı. Şelalenin bir kısmı aşağı dökülürken diğer bir kısmı yosun bağlamıştı. Bu yosunlardan ince ince su sızıyor gibiydi. Bazı yosunlar silindir şeklini almış içinden su akıyordu. “Bu şelale bu kadar güzelse kim bilir cennet ne kadar güzeldir?” sorusunu sormadan edemedik. Bu tefekkürle Rabbimize ham ederek, istemeye istemeye de olsa bu eşsiz güzellikten ayrıldık.
Şelalelerle Gelen Tefekkür
Antalya’nın en tabiî güzelliklerinin başında kuşkusuz Kurşunlu Şelalesi gelir. Şelale’nin su renkleri, etrafındaki nebatat ve camidat ahengi âdeta ziyaretçilerini kendine davet ediyor. Buranın, Allah’ın Cemâl ismine en güzel aynalardan biri olduğu kanaatindeyiz.
Sıra çok yüksek bir seviyeden denize dökülen Düden Şelalesi’ne geldi. Azameti Allah’ın Celâl ismini hatırlatıyordu. Şelalenin denize döküldüğü noktada gökkuşağı renklerinin oluşması, ziyaretçiler için unutulmaz anların yaşanmasına vesile oluyordu.
Üstadı Hatırlatan Mekân: Alahan Manastırı
Yüksekçe bir tepede olan bu manastırı gezerken Üstad Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’ni düşünmeden edemedik. O da insanlardan uzaklaşarak çam dağında katran ağacında tefekkürü severdi. Bu tarihî mekânda dolaşırken, insanın kalabalıklardan uzaklaştıkça Rabbine daha çok yöneldiğini ve kâinat kitabını daha dikkatli okumaya başladığını hissettik. Belki de manastırların böylesine tenha ve yüksek yerlere inşa edilmesinin hikmetlerinden biri de, insanın dünya meşguliyetlerinden sıyrılarak Allah’a daha yakın olma arzusuydu. İnsanlardan ve günlük koşuşturmalardan uzaklaştığımızda daha çok ibadet ediyor ve Rabbimize daha yakın olduğumuz kendi hayatımızda da tecrübe ettiğimiz bir hakikatti…
Silifke günlüğü…
Silifke’de çok sayıda tarihi eser olması günümüzün dolu dolu geçmesine vesile oldu. Gün boyunca Taş Köprü, Silifke Kalesi, Bizans Sarnıcı, Silifke Müzesi, Alaaddin Camii, Selçuklu Türbesi, Canbazlı Kilisesi, Yer Altı Kilisesi, Zeus Tapınağı, tarihi konaklar, Uzuncaburç ve Olba Antik Kentleri ve Astım Mağarası derken epeyce tarihi yerleri ziyaret etmeye çalıştık. Her eser ayrı bir medeniyetle tanışmak ve kaynaşmak gibiydi. Hamdolsun, ailem bu yoğun gezi temposuna büyük bir mutluluk ve heyecanla eşlik etti.
Cennet ve Cehennem mağaraları…
Turizm açısından kurnazca bir taktik aslında obrukları mağara olarak lanse etmek. Çoğu insan mağara değilde obrukla karşılaştığında şaşırıyor. Büyük kızım gibi sorgulamayı seven çocuklarda cehennem obruğunda bitkileri gördüğünde “Bu nasıl cehennem? Burada bitkiler yetişmiş” diyebiliyor. Ona da çok görmemek lazım. Cehennem denilince akla ilk ateş gelir. Bitki görmek onu da şaşırtmış olmalı. Daha önce de buraları ziyaret etmiştim. Cehennem Obruğuna cam seyir terası, Cennet Obruğu’na ise asansör yapılması, ziyaretleri hem kolaylaştırmış hem de daha güvenli hâle getirmiş. Cennet Obruğu’nun ihtişamlı yapısı, içerisindeki Meryem Ana Kilisesi, tarihî yazıtların varlığı ve aşağıya inildikçe hissedilen serinlik, zihnimizde silinmeyecek hatıralar bıraktı.
Obruğun Etrafında Kurulan Medeniyet: Kanlı divane antik kenti
Obruk etrafında şekillenen başka bir antik kent var bilmiyorum. Sanırım alanında tek. Devasa obruğun dışında çok sayıda kilise ve Müslüman mezarlığı gerçekten dikkat çekiyor. Binlerce yıldır çok sayıda insanların bu yollarda yürüdüğünü, yaşadığını ve mezarlarının da burada olduğunu düşünmek insanı farklı bir yolculuğa çıkarıyor. Aba’nın Anıt Mezarı, başka bir yerde örneği olmayan Üçayak mezar anıtı, kayaya işlenen insan kabartmalarıyla meşhur Çanakçı nekropolisi hep aynı hakikati sessizce haykırıyordu: “Her nefis ölümü tadacaktır!” Tarih boyunca insanlar değişse de ölüm değişmiyordu…
Tehlikeli uçurum: Adamkayalar Anıtı
Ailemden izin alarak buraya tek başıma gittim. Çünkü buraya gitmek özellikle çocuklar için çok tehlikeliydi. 250 metre civarında dik bir yokuştan ip ve kayalara tutunarak inmek gerekiyordu. Sağolsun ailem anlayışla karşıladı. Çanakçı nekropolisinde olduğu gibi burada da insan kabartmaları vardı. Tahmin edileceği üzerine ayrılık, acı, matem üzerineydi kabartmalar. Bir kez daha anladık ki her kavram gibi ölümde yanlış anlaşıldığında insanın dünya hayatı dahi zehirleniyor. Ölüm hakikati doğru anlaşılmadığı için doğru yaşanmamış ve doğru da tasvir edilmemişti. Eğer doğru anlaşılsaydı vuslat, huzur, sevgi kabartmaları olacaktı. Bu düşünceler, bize sahip olduğumuz iman nimetinin kıymetini bir kez daha hatırlattı ve Rabbimize şükretmemize vesile oldu.
Mersin’in Simgesi: Kız Kalesi
Pazar günü kız kalesine gitmeye niyet ettik. Bize sefer yapan teknelerin günübirlik turlara gittiği söylendi. Kızlarım da orayı görmeyi çok istiyordu. Sahile dörtyüz metre mesafedeki bu yere deniz bisikleti kiralayarak gitmeye karar verdik. Dokuz dakikada gittik. Biraz maceralı bir şekilde ailecek surların kenarından yürüyerek nihayet kalenin giriş kapısına ulaştık. Büyük bir heyecanla mozaikli alan, şapel ve surları gezdik. Kız kalesinin manzarası, ihtişamı ve yapılma hikayesi kızlarımın ilgisini çekti. Dönüşten önce kalenin çevresinde bir süre yüzdük. Gezi boyunca suya iyice alışan bir yaşındaki Said de artık denizin tadını çıkarıyor, neşeyle etrafını seyrediyordu. Onun mutluluğu hepimizin sevincini artırıyordu.
Açık hava müzesi: Tarsus
Tarsus nasıl anlatılır? Nereden başlamak gerekir bilemiyorum. Bu kadim şehirde yürürken insan, kendisini binlerce yıllık bir zaman koridorunda yolculuk yapıyormuş gibi hissediliyor. Kleopatra Kapısı, Ulu Camii, Bilâl-i Habeşî Mescidi, Kırkkaşık Bedesteni, Saat Kulesi, Kubat Paşa Medresesi, Makam-ı Danyal Camii, Roma Hamamı, Eski Camii, tarihî Tarsus evleri, Saint Paul Kuyusu ve Anıt Müzesi, Taşkuyu ve Ashâb-ı Kehf Mağaraları, Tarsus Müzesi, Donuktaş, Antik Yol, Nusret Mayın Gemisi ve Tarsus Şelalesi… Rahatlıkla ifade edebilirim ki bu yerlerin her biri ayrı bir makale olarak değerlendirmek gerekiyor. Tarih, tabiat, tarım, sanayi, kültür ve ticaretin asırlardır iç içe yaşadığı Tarsus, keşfedilmeyi beklenen bir hazineyi hatırlatıyor. İlçe olmasına rağmen çoğu ilden daha fazla köklü bir tarihî mirasa sahip.
Akdeniz’den Çukurova’ya: Adana
Tarsus’un ardından rotamızı Adana’ya çevirdik. Arkeoloji müzesiyle başlamak istedik. Son derece modern ve büyük bir müze yapılmış. Gezmekle bitirmedik. Ülkemizin en büyük müzelerinden ve sayılı mozaik sergilerden birine ev sahipliği yapıyor. Öğle namazını Ulu Camii’de eda ettik. Memlük ve Osmanlı karışımı mimarisi, renkli taş işçiliği ve açık avlusu kendine çeken bir cazibe oluşturuyor. Daha sonra Medrese, Saray, Türbe, Saat Kulesi, Yağ Camii Külliyesi, Taş Köprü, konaklar ve tarihi çarşısında alışveriş derken vakit su gibi aktı geçti. Artık son durağımıza doğru yolculuk vakti gelmişti…
Hoşgörü şehri: Konya
Kızlarım sabahı zor etti. Çünkü daha geziye başlamadan önce Konya Tropikal Kelebek Bahçesi’ne gitmek istediklerini söylemişlerdi. Tüm gezi boyunca da bu durumu defalarca dile getirmişlerdi. Kahvaltının ardından vakit kaybetmeden Kelebek Bahçesi’nin yolunu tuttuk. Karşılaştığımız manzara beklentimizin çok üzerindeydi. Etrafımızda özgürce kanat çırpan, başımıza konan onlarca türde kelebek vardı. Gezi boyunca bizlere eşlik ettiler. Kızlarım için tartışmasız en etkilendikleri yerde burası oldu. Onların bu mutluluğu bize de geçti. Hem böyle bir mekânı ziyaret etmek hem de kızlarımızın mutluluğu güne çok iyi bir başlangıç yapmamıza vesile oldu.
Alaaddin Camii’nde öğle namazını kıldık. Selçuklu sultanlarının türbelerini ziyaret ettikten sonra çini müzesi olarak kullanılan Karatay Medresesi’ni, Sırçalı Medrese’yi ve son olarak Mevlana Hazretleri’nin türbesini gezdik. Türbenin süslü bezemeleri, minarenin ilgi çekici rengi, Mevlevihane odalarındaki sergilen eserler ve görev taksimi ile ilgili tanıtımlar ailemin ilgisini çekti. Böylece yolculuğumuzu, mânevî atmosferi güçlü ve gönüllerimizde güzel izler bırakan bir şehirde tamamlamış olduk.
Yol Arkadaşlığının Bereketi
Bu vesileyle yolculuğumuz boyunca bizlere kapılarını açan, dualarını ve muhabbetlerini esirgemeyen kıymetli ağabeylerimize teşekkürü etmeyi üzerimize borç ve vazife biliyoruz. Anamur’da ikamet eden Ahmet Yıldırım ağabeyimiz, Mersin programımızın her aşamasında büyük bir gayretle yanımızda oldu. Bozyazı’da Ferhat Güney ağabeyimiz medresemize yerleşmemiz için samimiyetle yardımcı oldu. Silifke’de Danyal Ateş abi meşhur kahvaltı mekanının altında yaptırdığı medresede bizi iki gün misafir etti. Kızlarımla yakından ilgilendi. Kıymetli eşiyle birlikte çok güzel bir misafirperverlik örneği sergilediler. Tarsus’ta Fatih ağabey ve kıymetli eşleri sadece bizi medresede karşılamakla kalmadılar; evlerinde ağırlayıp hoş sohbet eşliğinde ikramlarda bulunarak gönüllerini de bizlere açtılar. Böyle bir şahs-ı mânevî içinde olduğumuza bir kez daha şükrettik.
Yaşasın Nurculuk!
Bu samimiyet bize şu soruları ister istemez düşündürdü: İnsan, daha önce hiç tanımadığı bir kardeşine nasıl bu kadar güvenebilir? Onu evine davet edecek, ailesiyle tanıştıracak ve gönül rahatlığıyla ağırlayacak muhabbeti nereden bulabilir? Hangimiz ilk defa gördüğümüz bir insanın boynuna hiç düşünmeden sarılabiliyoruz? Evine ya da işyerine davet edip ikramda bulunuyoruz? Bu güven ve muhabbet nereden geliyor? Bütün bu yaşadığımız hâlât “Yaşasın Nurculuk!” dedirtti. Risale-i Nur’un normalde bir araya gelmesi zor olan farklı fıtratlardaki insanları uhuvvet, muhabbet potasında buluşturması; onları kâinattaki en yüksek hakikat olan imana hizmet ettirmesi ne büyük bir saadettir. Rabbim, bu güzel ve nurlu hakikatleri hayatımız boyunca yaşamayı ve yaşatmayı cümlemize nasip etsin. Âmin!
Gezi sadece gezmek değildir. Farklı eserler görmeye çalışmak da değildir. Seyahat tefekküre vesile olabildiği ölçüde ehemmiyetli ve kıymetlidir. Hizmet mahalindeki ağabey ve kardeşlerle tanışmak, kaynaşmak; şevk almak ve şevk vermek olmazsa olmazdır. Bu kutlu yolda gayretle yürüyen bahtiyarlara selâm olsun…