CÇ: Selamün Aleyküm Üstadım. İzninizle kaldığımız yerden devam etmek istiyoruz.
Kendi içimizde yaşamadığımız hakikatler dışarıya da tesir edemiyor. Bu manada lisan-ı hâlin sözden çok daha önemli tespitiniz bugünde geçerliliğini koruyor. Anladığım kadarıyla mevzu o kadar derin ki bütün dünyanın İslâmla olan rabıtasına doğrudan tesir ediyor. Bu konuyu daha iyi anlamak için başka bir tespitinizi paylaşmanızı rica ediyoruz.
BSN: “Eğer biz ahlâk-ı İslâmiyenin ve hakaik-i imaniyenin kemâlâtını ef’âlimizle izhar etsek, sair dinlerin tâbileri, elbette cemaatlerle İslâmiyete girecekler; belki küre-i arzın bazı kıt’aları ve devletleri de İslâmiyet’e dehâlet edecekler.”1
CÇ: Yani, şu an ki dünyanın mesuliyeti üzerimizde. Diğer kavimlerin İslâm'la tanışmamasının en önemli müsebbibi biziz. Müslümanlığımızda sıkıntı var. Bize bakıldığında bu kişi Müslümandır dedirten bir hayat yaşamadığımız için İslâmiyet’e dahil olamıyorlar. Ne zaman ki oturmamız, konuşmamız, sözlerimiz, ahlâkımız şeriat-ı garrâya muvafık düşerse o zaman etrafımıza da nur saçmaya vesile olabiliriz. Daha net ifadeyle meselenin çözümü Müslüman olduğunu iddia eden bizlerin şeriatın emir ve yasaklarına dönmelerinde gizli gibi. Ciddî bir muhasebe yapmamız gerektiği aşikâr. Bu muhasebe mevzusunda yardımcı olabilir misiniz?
BSN: “Ömür sermayesi pek azdır; lüzumlu işler pek çoktur. Birbiri içinde mütedâhil daireler gibi, her insanın kalb ve mide dairesinden ve ceset ve hane dairesinden, mahalle ve şehir dairesinden ve vatan ve memleket dairesinden ve küre-i arz ve nev-i beşer dairesinden tut, ta zîhayat ve dünya dairesine kadar, birbiri içinde daireler var. Her bir dairede, her bir insanın bir nevi vazifesi bulunabilir. Fakat en küçük dairede en büyük ve ehemmiyetli ve daimî vazife var. Ve en büyük dairede en küçük ve muvakkat ara sıra vazife bulunabilir. Bu kıyasla, küçüklük ve büyüklük makûsen mütenasip vazifeler bulunabilir.”2
CÇ: Zaman yavaş geçiyor diyene şu ana kadar rastlamadık. Ömür sermayesinin ne kadar az olduğunu bizzat yaşayarak müşahede ediyoruz. Buna mukabil yapmamız gereken çok vazifeler var. Bu vazifelerin ihmali belki de sonsuz azaba kadar giden vahim neticeleri olacaktır. İfade buyurduğunuz gibi en küçük dairedeki en büyük vazifeye ağırlık vermemiz gerekiyor.
Bu ifadeleriniz bizlere günlük rutinimiz hale gelen sanal medyadaki geçirdiğimiz zamanı da sorgulatıyor. İzlediğimiz videoların, haberlerin, paylaşımların ne kadarı elzem? Burada geçirdiğimiz zaman kıymetli sermayemiz olan ömrümüzü israf etmemize sebep oluyor. Ayrıca aklımızı, ruhumuzu, kalbimizi ve fikrimizi de menfî yönde tesir ediyor. En küçük dairedeki vazifeleri düşünemez hale gelebiliyoruz. Bu sebeple olabildiğince az kullanmak büyük bir kâr olduğunu düşünebiliriz.
İnşaallah siz de uygun görürseniz bu önemli mevzuya kaldığımız yerden devam edelim…
Dipnotlar:
1- Hutbe-i Şâmiye, s. 28.
2- Şualar, s. 184.