"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İttihad-ı İslâm prematüre doğmasın

Muhammed Yusuf Akbaş
15 Ağustos 2026, Cumartesi
Geçen Mayıs ayında bu sütunlarda “İttihad-ı İslâma giden yol” başlıklı yazımızda, Müslümanların birlik arayışının tarihî serüvenini ve Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin bu konudaki ölçülerini ele almıştık. Bugün ise aynı meselenin farklı bir safhasıyla karşı karşıyayız.

Mekke Anlaşması üzerinden gündeme gelen yeni tablo, ister istemez şu soruyu akla getiriyor: İslâm dünyasının yıllardır özlemini çektiği İttihad-ı İslâm mı doğuyor, yoksa İttihad-ı İslâm fikri daha doğmadan başka hesapların içine çekilerek ölü mü doğurtulmak isteniyor?

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan anlaşma, üç ülke arasında ortak  savunma anlayışı öngörüyor. Ancak anlaşmanın İran’ı kapsamaması ve bölgedeki mevcut siyasî dengeler sebebiyle, her ne kadar taraflar bunun herhangi bir ülkeye karşı olmadığını ifade etseler de, farklı çevrelerde İran’ı dengelemeye yönelik bir güvenlik mimarisi olarak yorumlanıyor. 

İşte burada Bediüzzaman’ın İttihad-ı İslâm anlayışı devreye giriyor. İttihad-ı İslâm, bir Müslüman ülkeye karşı başka Müslüman ülkelerin ittifakı değildir. Mesele sadece üç devletin askerî gücünü bir araya getirmek değildir. Asıl mesele, Müslümanların birbirlerinin hukukunu koruyacağı bir kardeşlik düzenini kurabilmektir.

İran’ın politikalarını eleştirmek elbette mümkündür. Fakat İran’ı, İran halkını ve oradaki Müslümanları İslâm dünyasının ortak geleceğinin dışında görmek başka bir şeydir. İttihad-ı İslâm’ın mantığı buna müsaade etmez. Çünkü İttihad-ı İslâm’ın temeli mezhep değil imandır; kavmiyet değil İslâm kardeşliğidir.

Dün “Arap Baharı” adıyla ortaya çıkan hürriyet ve adalet taleplerinin nasıl farklı hesapların içine çekilerek ülkeleri parçalanmaya, iç savaşlara ve dış müdahalelere açık hale getirdiğini gördük. Bugün de İslâm dünyasında oluşan birlik ve dayanışma fikrinin başka güç merkezlerinin jeopolitik hesaplarına göre şekillendirilmesi, aynı tehlikeyi yeniden karşımıza çıkarabilir.

Çok iyi niyetlerle başlayan bir hareketin, dış müdahaleler ve yanlış yönlendirmelerle nasıl ölü doğurtulabildiğini tarih bize göstermiştir. Şimdi aynı akıbet İttihad-ı İslâm fikrinin başına gelmemelidir.

Bediüzzaman’ın şu ikazı bugün de son derece anlamlıdır: “Senin dostunu kendine dost edip, sana düşman eder.”1

Üstad’ın ifadesiyle, “İttihad-ı İslâm sûrunun temeli hürriyettir.” 2 Hürriyet olmadan, meşveret olmadan, adalet olmadan ve insanların kendi iradeleriyle ortak akıl üretmesi sağlanmadan gerçek bir İslâm birliği kurulamaz. 

İran’ı dışarıda bırakan, mezhep farklılıklarını siyasî cepheleşmeye dönüştüren bir yapı, İttihad-ı İslâm’ın değil, tefrikanın yeni bir versiyonu olur. Bizim ihtiyacımız yeni bloklar değil, yeni bir vahdet ruhudur. Yeni bir Sadabat ruhu, yeni bir Bağdat ruhu ve nihayet gerçek bir Mekke ruhu…

Çünkü Bediüzzaman’ın ifadesiyle, İslâm dünyasının reçetesi İttihad-ı İslâm’dır. Fakat bu birlik, önce kalplerde; sonra toplumda adalet, hürriyet ve meşveretle; nihayet devletler arasında karşılıklı hukuk ve dayanışmayla kurulabilir.

Bugün yapılması gereken, İttihad-ı İslâm fikrini siyasî hesaplara kurban etmek değil, onu Kur’ân’ın kardeşlik, adalet ve hürriyet ölçüleriyle gerçek mânâsına kavuşturmaktır.

Aksi halde tarih tekerrür eder. Dün Arap Baharı’nı ölü doğurttular; bugün İttihad-ı İslâm’ı da ölü doğurtmak isteyen hesaplara karşı uyanık olmak zorundayız.

İttihad-ı İslâm’ın önündeki asıl düşman, başka bir Müslüman devlet değildir. Mekke’nin ruhu bloklaşma değil vahdettir. Bu vahdeti ölü doğurtmayalım. 

Dipnotlar:

1- Kastamonu lahikası

2- Eski Said Dönemi Eserleri, {Münâzarât}, s. 240

Okunma Sayısı: 213
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı