"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İnsanlığın adı, soyadı (2)

Ali HAKKOYMAZ
15 Ağustos 2026, Cumartesi
-“Yaşamak körü” değilsin; değil mi?!-

Cimriliğin zirve yaptığı bir âleme düştük. Cimrilik insanı insanlığından eden bir huy/suzluktur diye/bilirim. Vermek hafiflemek... Vermek kendini karşıdakinden ayırmamak... Vermek mütavazılık... Vermek; bu para, mal benim değil demek... Vermek; Sonsuz Zengin’e, Cevvad-ı Mutlaka, Ganiyy-i Mutlak’a mutlak emniyet etmek... Vermek, Veren’e hüsn-ü ayine olmak... 

Derler ki cömertler aynı zamanda cesurdur. Yani en cesur kim? Her şeyi elinde bulundurana güvenmekmiş meğer. İş böyle olunca, adımız İnsan’sa… cimri olabilir miyiz! 

Cennetin kapısını cömertler açar, der dururdu Hikmet Abla. Ta çocukluğumdan aklıma çakıldı kaldı. Babamın yeğeni... Yokluğunu gözyaşıyla yoğuran adı gibi hikmetli bir kadın... Telefonumda “Hikmetli Abla” diye kayıtlı…

Vermek; ha deyince olmuyor. Kolay değil. Bunu bilmez miyim! Bu herkesin de  harcı değil... Değil de vermenin keyfini bilenler biliyor. 

Bana bayram harçlığı verenleri unutmuyorum. Bak; Merhum Önder’i de dua niyetine, ders niyetine, örnek niyetine hatırladım. 

Ya bu bize verilenler, bu yeryüzü, bu gökyüzü... 

Hiç hesaba katmadığın bir göz kırpış/ın kaç harçlık, kaç hediye, kaç ikram, kaç bağış, kaç yöneliş, kaç iltifat, kaç selâm... Yaaa!

O ne kadar nazik, letafetli sunuş... Rüzgârların alnında dolaştığını “hisseden” azlara selâm olsun. 

Her yerde bir espriyle, letafetle, ikramla, ihsanla karşılanıyoruz. Misafiriz ya... 

Farkında olmadan önümüze neler konuyor. Dün buralar kıştı daha derken öteki mevsimler düşürülüyor önümüze.

Bu hüsn-ü niyetin muhatabı bizleriz. Meselâ çiçekteki Lâtif ismini okumadan mı geçeceğiz! 

Bu akıl almadık, gözler görmedik ilgiye; ilgisiz mi kalacağız?! 

Topraktan karpuz umar mısın; gönderiliyor. 

Elması, narı, üzümü, portakalı, iğdesi... Yani yeni yeni hediyeler elimize, gözümüze, gönlümüze tutuşturulurken bu “inceliğin dilini” çözelim. Çözelim, be! Teşekkürsüzlük kabalığının kapısını açılmazcasına kapayalım.

Nasıl teşekkür edeceğimizi şaşırız ya bazen en olmadık yerdeki bir bardak çaya! 

Haydi git şimdi yağmur rahmetinin gözlerinden öp. 

(İstesen de rahmet yağmurlarının ıslanmayanı olamazsın. Teşekkür etmeden geçip gidebileceğin bir alan yok; bunu bil-melisin.)

Hey, heyyy! 

Tezekkürsüz, tefekkürsüz, teşekkürsüz bir zaman, bir mekan yok... 

Bunlar hayat, bunlar yaşamak kürleri... (“Yaşamak körü” olmaz insan, olamaz.)

Beni kapısından boş çevirmeyen rahmetli kardeşimi hatırlamak da benim için bir borçtu; hatırladım.

Her dem, her nefes, her bakış, her duyuş, her kalp atışı aralıksız O’nun dilencisi olan bizlere düşen ne peki? 

Sübhanallah... Eksiğin yok... 

Elhamdülillah... Teşekkürler... 

Allahu ekber... Çok büyüksün diyerek her bi’ şeyin sahibini anmak da insanlığımızın adı, soyadı oluyor.

Okunma Sayısı: 139
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı