"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Cumhuriyetperver bir millet: Arılar

Cenk ÇALIK
03 Kasım 2021, Çarşamba
''...O zaman, şimdiki gibi, hâlî bir türbe kubbesinde inzivada idim. Bana çorba geliyordu; ben de tanelerini karıncalara verirdim, ekmeğimi onun suyu ile yerdim. İşitenler benden soruyordular; bende derdim: “Bu karınca ve arı milletleri, cumhuriyetçidirler. O cumhuriyetperverliklerine hürmeten, tanelerini karıncalara verirdim.” (Tarihçe-i Hayat, s. 422)

Karıncayla birlikte arıların da cumhuriyetçi olarak tanımlanmaları cay-i dikkattir. 

Arı kovanları; kraliçe arı, birkaç yüz erkek arı ve 20.000-80.000 arasında işçi arıdan oluşur. Kovan nüfusu olması gereken seviyeden çok arttığı durumlarda eski kraliçe ile birlikte arıların bir bölümü yeni bir yerleşim yerinin arayışına girerler. Bu yöntem “oğul verme” olarak adlandırılır. Bu sayede hem eski kovan makul bir sayıda hayatına devam eder hem de yeni bir koloni kurulmuş olur.

Kraliçeyle birlikte ayrılan arılar ilk olarak geçici bir meskende ikamet eder. Çoğunlukla bir ağaç dalı ya da kayalar arasındaki boşluklar tercih edilir. Kraliçe arı, birkaç yüz arıya yeni kovan yeri bakması için vazife(!) verir. Bu vazife doğrultusunda vakit geçirmeden hareket eden kaşif arılar uygun yerleri sistemli bir şekilde incelerler. Çevrenin dışarıdan görünüşü, iç kısım genişliği (50 metre kadar yürüyerek aday kovanın hacmini hesapladıkları tesbit edilmiştir.) dışarı açılan deliklerin yamanabilir olması, kovanın yerden yüksekliği, kovana giriş deliğinin büyüklüğü (Sincap ve kuşların girişini engelleyecek kadar küçük, bal uçuşundan nektarla dönen arıların rahatça girebileceği kadar büyük olmalıdır. Ayrıca, savunma ve ısı kaybının en az seviyede olması için mümkün olan en küçük delik tercih edilir.), güneşe bakış açısı gibi parametrelere göre değerlendirme yaparlar. Son olarak aynı çiçekleri işaretledikleri gibi kokularıyla aday yuvayı da işaretlerler. 

Kovana dönen kâşif arılar 8 şeklinde yürürken karınlarını titretmeye dayalı özel bir dans(!) yaparlar. Bir anlamda, sunum toplantısına benzetilen bu dansın uzunluğu, kovandaki arılar tarafından, aday kovanın fizikî özelliklerinin iyi olduğu şeklinde yorumlanır. Diğer kâşif arılar da aynı şekilde sunum danslarını yapar ve bazen 16 saati bulan bir karar verme süreci yaşanır.

Peki yüzlerce sunum yapan arıdan hangisinin bulduğu aday kovan yuva olarak tercih ediliyor? Tercih edilirken nasıl bir süreç yaşanıyor? Koloniyi oluşturan her ferdin söz hakkı var mı? Bu sorulara Cornell Üniversitesi Profesörü Thomas Seeley şu şekilde cevaplıyor:

“Arıların kararı, kavgadan ziyade, uzlaşma ve karşılıklı taviz ilişkilerinin kollektif bir sonucudur. Arıların kovan seçimi, herkese açık bir forum, hiyerarşi ve merkeziyetçiliğin olmadığı, serbest fikirlerin çarpıştığı bir müzakere ortamı. Bal arılarının, kendi aralarında aşırı fikirleri dengelediği ve bu sayede bir orta yol oluşturduğunu vurguluyor. Bu teze göre, bal arıları arasında ‘temsili demokrasi’ ve ‘fikir hürriyeti’ gibi kavramlardan söz edilebilir.” diyor.

Arıların bu tavrını bilim adamları son derece demokratik olarak tanımlar. Fikir hürriyetinin olması, istişare edilmesi ve en sonunda da oylama yapılarak en fazla oyu alan yuvaya yerleşilmesi son derece ibretlidir.

Hemen belirtmek gerekir ki istişare ile çoğunluğa göre alınan kararlar, sadece yeni kovanın belirlenmesi esnasında değil, bütün hayatları boyunca devam ettiriliyor. Seeley, bunu, “Kurumlaşmış şirketlerin yönetimlerinden, çok daha karmaşık bir müzakereye dayanıyor” şeklinde özetliyor.

Arıların yeni bir kovanda hayata başlarken uyguladıkları meşveret, istişare, kavga etmeden uzlaşmaya dayalı tartışma ortamı, seçim, oy çokluğuna göre karar alma, fikir hürriyeti, müzakere kültürleri, kendileri için değil; milleti için en iyisini isteme ve bu gaye doğrultusunda vazifesini yapma gibi onlarca hasiyet Cumhuriyetperver olduklarını ispatlıyor. Ülkemize, İslâm coğrafyasına ve bütün insanlığa da bu değerlerin yaşanması için hüsnü misal oldukları aşikârdır. Rabbim bu hakikatleri tefekkür ederek ibret almayı cümlemize ihsan eylesin…

Okunma Sayısı: 939
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Sertaç Lüser

    3.11.2021 12:42:59

    Allah razı olsun, gerçekten ibret alınmasından öte, hayatımıza uygulamamız gereken hakikatler. Kendileri için değil, milletleri için çalışmaları ayrıca parantez açılması gereken bir durum. Ayrıca eski kraliçe arının düzenin bozulmaması adına yaptığı hareket takdire şayan, bu hasletleri hepimizin uygulaması lazım.

  • Oğuz Yiğiter

    3.11.2021 07:18:55

    Allah razı olsun Cenk kardeş. Çok orijinal, modern sosyal bilimlerde çok kullanılan, aynı zamanda Kur'anî ve Nebevî bir yol olan, vak'a metodunu kullanarak, tevhîdi bir örneklemeyi, günümüz müslümanlarının en çok ihtiyaç duyduğu, istişare ve müzâkere kültürü zeminine bağlayan içtimaî bir derse dönüştürmeniz harika olmuş. Bu tadda ve meslekî ihtisası da konuşturan yazılarınız devam etsin inşaallah. Tebrikler, dualar...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı